28 ŞUBAT VE TÜRK ORDUSU - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: 28 ŞUBAT VE TÜRK ORDUSU  (Okunma sayısı 1569 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 896
  • Cinsiyet: Bay
  • 35 Mesajı Toplam
    51 Kere Beğenildi
28 ŞUBAT VE TÜRK ORDUSU
« Topic Start: 28 Şubat 2012 - 15:03 »
  • Yayınlama
  •        Her ülke için tarihte dönüm noktası olabilicek önemli günler vardır. Yakın tarihimizde 28 Şubat 1997 bunlardan biridir. ALLAH'a şükür darbecilerin dediği gibi 1000 yıl sürmemiştir ama ülkemize madden ve manen çok şeyler kaybettirmiştir. Özellikle son yarım asırlık dönemde ülkemiz tarihini araştırırsanız bunun bir tek 28 Şubat'tan ibaret olmadığını görürsünüz. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat hemen hepsi aynı zincirin bir halkası gibidir. Ülkemizin hemen her alanda güçlenerek yeni bir Osmanlı gibi olmasını istemiyen dış güçler ve onlarla çalışan hainler
    sayesinde ülkemiz gelişmiş Batı ülkelerini Cumhuriyetten bu yana hiç yakalıyamadı. Bu durum ülkemizin geri gitmesi için yapılan demokrasiye müdahalelerin bir neticesidir. Bu da yukarıda lafını ettiğim düşmanımız olan devletlerden kaynaklanmaktadır. Bununla ilgili şöyle bir örnek verirsek 12 Eylül darbesinden sonra ABD'li üst düzey yöneticinin şu sözünü çoğunuz duymuştur.
           - Bizim oğlanlar becerdi.
           Bu demek oluyor ki yukarıda saydığım bütün askeri müdahaleler, parti kapatmalar, demokrasinin kesintiye uğratılması vb. şeyler ülkemizin kötülüğünü isteyen dış güçlerin ve onlarla birlikte çalışan asker, sivil, bürokrat vb. hain kesimin ortak hareketidir. Ülkemizin kötülüğünü isteyen dış güçlerin bütün bunları silah zoruyla değil de bu tür yöntemlerle yapmasının tek nedeni peygamber ocağı olan ordumuzu savaş meydanlarında yenememeleridir. O kadar ki en zayıf zamanlarımızda bile 1. Dünya savaşında yedi cephede yedi düvele karşı hainlerin arkamızdan vurmasına rağmen ordularımızın ne büyük kahramanlıklar gösterdikleri hepimizin malumudur. O ordu ki yaklaşık 1000 sene İslamın da bayraktalığını yapmıştır. 2. Dünya savaşında milli şef ( İsmet İnönü) dönemlerinde askeri olarak çok zayıf durumda olmamıza rağmen Avrupa'nın tamamınına yakınını ele geçiren Hitler Rusya, uyuyan dev ABD gibi güçlü devletlere savaş ilan edebilirken stratejik önemi yüksek olan ülkemize hiç bir şekilde saldırmadı. Aksine iki taraf da ülkemizi bu savaş da yanına çekmenin mücadelesini yaptılar. Her ne kadar ordumuz o zaman o kadar güçlü olmasa bile geçmişteki büyük başarıları düşünüldüğünden saldırmayı göze alamadılar. Bugün de Türk Silahlı Kuvvetleri hemen her alanda dünyanın sayılı güçlerinden biridir. En modern silahlar artık ülkemizde üretilebilmektedir. O kadar ki gerek ABD gerek Avrupa devletleri gerekse geri kalmış ülkelerin çoğusuna subay yetiştiren bir kurumdur TSK.
             Ülkemizi savaş meydanlarında mağlup edemiyeceğini anlayan dış güçler son 50 senedir hep aynı yöntemi kullanmıştır. Bunun ilk örneğini 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle yaşadık. Rahmetli Menderes hükümeti bu ülkeye büyük hizmetler verdi. İktidara geldiklerinde bütün dünya insanlık tarihinin en büyük savaşından çıkmış perişan bir haldeyken ülkemiz hemen her alanda büyük ilerlemeler kaydetti. Ta ki 27 Mayıs 1960 senesinde haksız bir şekilde silah zoruyla iktidardan edilene kadar. Her ne kadar darbeyi yapanlar halk adına hareket ettiklerini söyleseler bile %50'ye yakın halk desteği olan bir partiye karşı yapılan hareketin bir halk hareketi olduğu kabul edilemez. Nitekim devletimiz de DP'nin haklılığını  zamanla  kabul etmiştir.  Seçim yoluyla hiç bir zaman iktidara gelemiyeceğini anlıyan kesim (ki o kesim inançlarımıza ve değerlerimize hep soğuk bakmıştır ) yaptıklarıyla ülkemizde 10 yılda bir darbelerin olduğu, siyasete karışmaması gerekenlerin istediği zaman siyasete müdahale edebildiği, istediği zaman her partiyi kapatabildikleri, istedikleri kimselere siyaset yasağı getirebildikleri bir sistem kurmuşlardır. Bunun için öncelikle yanlış hatırlamıyorsam 235'i general ve amiral omak üzere yaklaşık 5000 civarında kendi görüşlerine uygun görmedikleri  subayı (ki bunların çoğu az çok islami yaşantı olan kimselerdi) ordudan ihraç etmişlerdir. Atatürk zamanında yapılan Anayasaya müdahaleden şikayetçiyken kendileri bütün bir Anayasayı değiştirmişlerdir ve daha büyük suç işlemişlerdir. Kurdukları Anayasa Mahkemesi ile diğer mahkemelerle ve bütün bu yargı kurumlarına kendi adamlarını yerleştirerek ülkede bir bakıma egemen güç durumuna gelmişlerdir. İster seçim kazansınlar isterse kazanmasınlar  yaptıkları müdahalelerle ülke yönetimi hep onların denetiminde olmuştur.
               Bu lafını ettiğim kimseler ülkemizin kötülüğünü isteyen dış destekli hain güçlerdi. 12 Mart 1971 tarihinde de ülkede kaos ortamına neden olan sözde darbe girişimiyle beğenmedikleri merkez sağdan Adalet Partisi hükümetini zor durumda bırakıp muhtıra ile onların yerine gene kendi adamlarını getirmişlerdir. Her ne kadar sol kesime karşı yaptığı söylense bile burada iktidardan edilen gene bir sağ partiydi.
                Kenan Evren için 12 Eylül 1980'de yaptığı ihtilalle ülkeyi iç savaştan kurtaran bir kahraman diyenler çoktur. Lakin 80 öncesi anarşi dönemlerinde kimi zaman sağcı-solcu, kimi zaman Türk-Kürt, kimi zaman Alevi-Sünni gibi ayrımcılıklar yaparak binbir türlü oyunlarla ülkeyi darbe ortamına hazırlayan da gene darbeyi yapan aynı kimseler ve onların işbirlikçisi dış güçlerdi. Nitekim üzerinden 32 sene geçmesine rağmen bugün yeni yeni ortaya çıkmaktadır.
              80'li yıllarda Özal'lı dönemler ülkemizde büyük kalkınma hamlelerinin olduğu yıllardı. Lakin o yıllar asker, sivil, bürokrat...vb. hain kimselerin çabalarıyla ortaya çıkarılan dış destekli PKK örgütü maddi ve manevi her açıdan ülkemize zararlar verdi. Rahmetli Özal yaptığı önemli işlerden biri de Askeriye'ye alternatif gibi olabilecek Özel Timler kurmaktı. Bunu kendileri için sakıncalı gören devletin içindeki gizli güçler bugün halen tam açıklanamayan bir sebepten kendisini ortadan kaldırdı. Onun gibi zaten kendileri için zaralı olduğunu düşündekleri kim varsa aynısını yapmışlardır. Adnan Kahveci, Muhsin Yazıcıoğlu..vs. diğer kimseler de aynı akıbete uğramışlardır.
               Refahyol hükümeti de ülkedeki egemen güçlerin hiç işine gelmiyordu. Gene meşru olmayan yollara başvurdular. Bir yandan ülke insanını İslam'dan ve İslami partilerden soğutmak adına kurdukları Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz  ve Fadime şahin gibi aktörlerinin olduğu Aczmendi vb. oluşumlarla, kendileri işledikleri halde İslami terör var havası estirebilmek için öldürdükleri kendi görüşlerinden kimselerle ve bunlar gibi binbir türlü oyunlarla ihtilal ortamı hazırladılar. İşin acı tarafı zamanın hükümetinin bütün bunları bildikleri halde hain güçlerin ekmeğine yağ sürecek türden siyaset izlemeleri hainlerin işini daha kolaylaştırdı. Din adamlarına ve mollalara verilen iftar yemekleriyle, düzenlenen Kudüs geceleriyle, Kanlımı olacak kansızmı olacak türden söylemlerle...vb. katı laikliğin uygulandığı ülkemizde 28 Şubata adeta davetiye çıkardılar.
                Bizim ordumuz peygamber ocağıdır. Ne kadar övünsek azdır ki yaklaşık 1000 yıl İslamın bayraktarlığını yapmıştır. Lakin son 50 yıldır ordumuzu yönetenlerin inançlarımıza ve değerlerimize ne kadar düşman kimseler oldukları bugün Ergenekon mahkemelerinde görülebilmektedir. Şöyle bir örnek veriyim.
                Yakın bir zamanda Astsubay olmak için mülakata giren bir gence komutanlar şöyle bir soru sordu.
                 - Atatürk'mü daha büyük ALLAH'mı?
                Böylesi bir soruyu aklımızdan bile geçirmek çok yanlış bir şeydir. Lakin o genç gene de güzel bir cevap verdi.
                 - Her şeyden Yüce olan ALLAH o kadar büyüktür ki bu asil millete en zor zamanında Atatürk gibi büyük kumandanı nasip etmiştir.
               Bu cevaba rağmen o genç Astsubay olamamıştır. Bu ve bunun gibi sayısız örneklem Silahlı Kuvvetleri yönetenlerin pek çoğunun hepten dinsiz olduğunu göstermiştir. Zaten biraz imanı olan pek çok subay YAŞ (Yüksek Askeri Şura) kararlarıyla ordudan atılmışlardır. İçlerinde farkedemedikleri generallik mertebesine kadar ulaşan imanlı kimseleri ise kaza süsü vererek  ortadan kaldırmışlardır. Mesela Eşref Bitlis buna örnektir. Bütün bu cinayetler, fişlemeler, devletin tüm kurumlarından biraz islamı yaşantısı olduğundan dolayı atılmalar, haksız yere parti kapatmalar, başörtüsü yasağı, imam hatip mezunlarına üniversite sınavlarında katsayı ile alakalı yapılan haksızlıklar ...vs. bütün bunlar hain bir örgütün 28 Şubat da yaptığı darbenin sonucudur.Tabi burada kazananlar da olmuştur. Darbeci zihniyetin devlet kurumlarının başına getirdiği pek çok kimse sayesinde hortumcular, soyguncular adeta halkın kanını emmişlerdir. Yapılan bir araştırmaya göre 28 Şubat darbesinin ülkemize faturası yaklaşık 300 milyar dolar gibi devasa bir rakamdır.
               Her gecenin bir gündüzü vardır demişler. Sonuç olarak diyeceğim odur ki 28 Şubat sürecinden sonra kurulan AKP hükümeti hem hain güçlerin örgüt düzeyinde yaptıkları bu hainlikleri ortaya çıkararak ve bu kimseleri de mahkum ederek,  hem de yaptığı bütün icraatlarla, hizmetlerle bütün dünya ekonomik krizlerle inim inim inlerken ülkemizi hemen her alanda çağ atlatarak ülkemizi yeni bir süper güç yapmıştır desek yanılmış olmayız. Kendilerine ve onları iktidara getiren halkımıza ne kadar şükretsek azdır. Saygılarımla....



    Geceler uzundur, onu uyuyarak kısaltma.
       Gündüzler aydınlıktır, onu günahlarınla karartma.

    Aydın Akyol 'nin Mesajlarını Beğenen 2 Kullanıcı: AHMET AKTURK (29 Şubat 2012 - 08:19), LEMA (28 Şubat 2012 - 16:08)

     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear