EKMEK ARASI ÖFKE - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: EKMEK ARASI ÖFKE  (Okunma sayısı 2155 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • İncir Ağacındaki Adam
  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 1.674
  • Cinsiyet: Bay
  • 99 Mesajı Toplam
    139 Kere Beğenildi
  • GSM: 05079310977
EKMEK ARASI ÖFKE
« Topic Start: 01 Haziran 2010 - 18:09 »
  • Yayınlama
  •      MUSTAFA YILMAZ
         mustafa-yilmazzz@hotmail.com
         18 Aralık 2009 Cuma

         EKMEK ARASI ÖFKE

         Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasıyla, çeşitli bahanelerle devam eden sokak eylemlerinde PKK sempatizanlarının tahrik ve kışkırtma amaçlı saldırıları hız kazandı. Özellikle doğu şehirlerini ve İstanbul’un belli bölgelerini hedef seçen bozguncular,  tabiri yerindeyse bulundukları şehirleri savaş alanına çevirerek kamu binaları ve iş yerlerini tahrip ve talan etme komutuyla taşlarla, sopalarla kuklalıklarının gereğini yerine getirdiler. Sanırım durma niyetleri de yok!

         Bir önceki yazımda, insanın öfke anında sergilediği davranışların tutarlılık göstermeyeceğini, hatta sonrasında pişman olabileceğimiz eylemlerde de bulunabileceğimizi belirtmiştim. Çözüm olarak da tüm tahrik ve kışkırtmalara rağmen sarı çizgilere yaklaşmamak gerektiğini söylemiştim. Bu cümlem sonrasında yükselen itirazları duyar gibiyim. Dükkânımıza saldırılırken tepkisiz mi kalacağız diyenlerin sayısı hayli çoktur. Veyahut senin iş yerine saldırsalar böyle konuşabilecek miydin bakalım, gibi…

         Önümüzde mukayese edecek örnekler olmasa tüm şikâyetlere hak verilir. Fakat sabrımızın zorlanmak istendiğini anlamalıyız artık. Çünkü ‘burama kadar geldi’ dedikten sonra yaşanacak olaylar, en çok bu kışkırtmayı yapanlara yarayacaktır.

         Karanlık senaryonun hayata geçirilmesine belli ki hız verildi ve akabinde Muş’ta esnafın biri dükkânını yağmalayanların üstüne ateş açarak iki kişinin ölmesine sebep oldu. Bu üzücü olaya ‘oh oldu’ demenin kimseye bir faydası yok. Hatta istemeden de olsa karanlık senaryoyu tezgâhlayanların ekmeğine yağ sürmüş oluyoruz.

         Sabretmenin bu çok zor kertesinde, güvenlik güçlerine yardım etmek istiyorsak olaylara kendi inisiyatifimizle müdahale etmekten uzak durmalıyız.

         Sokaklarda cereyan edenlere karşı kanaat önderleri tarafından dillendirilen sağduyu çağrılarına kulak vermemiz gerekiyor. Taraflı-tarafsız, kadın-erkek demeden itidal üzere hareket etmemiz ve galeyana getirecek açıklamalara kulak tıkamak ve öfkemizi kontrol altına almamız gerekiyor.

         Bu sorumluluğun ayrımı yok. Herkes için geçerli bu sorumluluk. Özellikle de siyasetçiler daha fazla sorumluluğa sahip. En fazla onların öfkelerini kontrol etmeleri gerekiyor. Çünkü siyasetçilerin tavırları halkın üzerinde ciddi etkiye sahip.

         Nedim Hazar, öfkeyi anlık idrak kilitlenmesi olarak tanımlıyor. Her ne kadar öfke, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir hitabet sanatı olarak değerlendirilse de ben hiç o kanaatte değilim. Velev ki öfke, hitabet sanatı olsun. Bizim bu sancılı süreçte öfke içerikli hitabet sanatına ihtiyacımız yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ise bu hitabet sanatına hiç mi hiç ihtiyaç yok. Aklı selim sözlere, davranışlara ihtiyacımız var.

         Başbakan, öfkeli siyasetini sonlandırmalı artık. Basın karşısında halkı sağduyuya davet edip  sonrasında buna aykırı hareket etmek halkımıza kötü örnek teşkil ediyor. Sayın Başbakanın meclis bütçe görüşmeleri için meclis kürsüsünde konuşurken ana muhalefet partisiyle yaşanan diyalog sonrasında meclis başkanına dönüp “siz mi susturursunuz, yoksa ben mi susturayım?” demesi bir siyasetçiye; hele hele bir ülkenin Başbakanına hiç yakışmayacak cinsten.

         Bu tip sözler, yumuşatılması gereken ortamı daha da geriyor. Başbakan’ın tuttuğu çanaktan Deniz Baykal’da tutuyor Başbakan’a cevap olarak şunu söylüyor: “Hadi gel, sen sustur! Hadi gel!”

    Şu hazin tabloya bakar mısınız? Bizler sokaklardaki kavga bitsin diye dualar ediyoruz. Can ve mal kaybı yaşanmasın istiyoruz. Diğer taraftan temsilcilerimiz olarak meclise gönderdiğimiz milletvekilleri ise sokak kavgalarına tutuşmak üzereler.

         Sözün burasında bir tevafukiyete değinmek istiyorum.Geçtiğimiz günlerde kitaplığımdaki kitaplara şöyle bir göz atarken rastgele seçtiğim bir kitabın herhangi bir sayfasını açtığımda okurken altını çizmiş olduğum satırlar çok manidardı:

         Öfke, hırs gibi hasletler tamamen kötü olsaydı, insanın harcına konmazdı. ALLAH’ın verdiği hiçbir şey bizatihi kötü değildir. Maharet, verilenleri isabetli kullanmaktadır. Öfke insana verilmiş silahlardan biridir. Önemli olan, namluyu nereye çevirdiğimizdir. Hak ve hakikat adına, yanlışlara öfkeliyiz biz. Günde elli kere başkalarının şakağına öfke dayamak işe yaramaz. Çünkü kurşunu kime sıkarsanız sıkın sizi bulur…Oysa namluyu hata ve yanlışlarınıza çevirirseniz, sizi başkalarının da öfkesinden kurtardığını göreceksiniz. (Yitik Mevsim, Zeynep Kayadelen, Kaynak Yayınları )

         Evet, öfke bir silah. Silah da gerçek,silahın içindeki mermi de . Namluyu birbirimize çevirmekten vazgeçelim artık. Siyasetçiler olarak, bürokratlar olarak, sivil toplum kuruluşları olarak toplumu sağduyuya davet edin. Ama buna önce siz uyun!



    Bir nefeslik duamla müebbetimi seçtim / Manam ukbâya açık, maddiyatı es geçtim (Hekim)


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear