ÇANAKKALE-İNANCIN KANLA YAZILMASI TARİHE… - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: ÇANAKKALE-İNANCIN KANLA YAZILMASI TARİHE…  (Okunma sayısı 2479 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Nilgün Aktürk
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bayan
  • 28 Mesajı Toplam
    41 Kere Beğenildi
     NİLGÜN AKTÜRK
     mahfi_e@mynet.com
     15 Mart 2008 Cumartesi

     ÇANAKKALE-İNANCIN KANLA YAZILMASI TARİHE…

     Milletleri meydana getiren 3 önemli özellik vardır,ırk,dil ve din.Eğer bir millet yok edilmek isteniyorsa bunlar üzerinde oynanmalıdır.Hayli zamandır ve bugün ülkemiz üzerinde uygulanmakta olan planların üçünü de kapsadığını fark etmişsinizdir.

     Konumuzla alakalı olarak ırk unsurunu ele almak istiyorum.Irk unsurunun kökenine inersek,bir milleti ırkıyla sorunlu hale getirmek isterseniz bu planın önemli bir parçası tarih düşmanlığı olmalıdır.Evet,geçmişini reddeden bir millet meydana getirilmelidir.Ve görüyoruz ki bu bizim üzerimizde uygulanmış bir senaryodur.Hem de o kadar detaylı uygulanmıştır ki,İslamla şereflendikten sonra yaklaşık 1000 yıl zirveye oturan bir millet yok sayılmış,aşağılanmıştır.

     Bu planın ince parçası olarak bizi tarihimizden soğuttular.Tarih çoğumuz için sıkıcı bir ders adı olmaktan öteye gidemedi maalesef.Atalarımızın kan ile yazdığı tarih bizim için o kadar sıradanlaştı ki…maalesef okullarımızda öğretildiği şekliyle 1915 çanakkale savaşı-sebepleri şunlar…sonuçları şunlar…katılan ülkeler….şunlardır…dan öteye gidemedi tarih.Ruhlarımıza üflenmedi yaşananlar…

     Tarih…söylenişi dahi kasvetli,ağır…Nedir tarih?

     Tarih milletin hafızasıdır.Hafızası olmayan insan nasıl bir halde olursa öyledir tarihine yabancılaşmış milletlerin hali…bizim halimiz…

     ‘Türk çocukları ecdadını tanıdıkça,ona sahip çıktıkça yine çok büyük işler yapacaktır.medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi parlayacak ve tarih sayfalarına yine Türk adı ile yazılacaktır’ M.Kemal Atatürk

     Tarih 18 mart 2008.

     Çanakkale zaferinin 93.yılı.Çoğumuz,farkında bile olmadan günün anlam ve öneminin bitirecek belki günü,kimimiz gazetede,televizyonda görüp evet bugün Çanakkale zaferinin yıldönümüydü deyip geçeceğiz.Kaçımız hatırlayacak orda olanları…kaçımız ne kadar biliyor?Ne kadar ilgiliyiz tarihimizle?

     Ben,ne kadar hatırlayacak,ne kadar hissedecektim ruhumda bugünü,eğer,bu yazıya vesile olmasaydı birileri?

     Okuduklarımın,dinlediklerimin etkisini tarif etmem zor,üzerimden hala daha şu duyguyu atabilmiş değilim;ben böyle ataları hak etmek için ne yaptım?Ne kadar farkındayım üzerinde yaşadığım toprakların hangi şartlarda,hangi duygularla,hangi amaçlarla kazanıldığının?En azından bu farkındalığa sebep olduğu için,yazıya vesile olup bana bugünü unutturmayanlardan ALLAH razı olsun diyorum ve haddim olmayarak bende sizlere hatırlatmak istiyorum.

     Çanakkale savaşının sebeplerini öğrenciliğimizde madde madde sebepleriyle okuduk,ama unuttuk.Savaşın ana sebebi çok basit aslında:haçlı seferlerinden beri Müslümanların varlığını yeryüzünden silme fırsatı kollayan batılılar,sonunda bu fırsata Çanakkale savaşında kavuştular.İngilizler ve müttefikleri çok zayıf durumda olan Osmanlılar’a ölümcül darbeyi indirip Çanakkale’yi geçeceklerinden eminlerdi.

     peki ama neden Çanakkale?

     Bu sorunun cevabını başkomutan Hamilton’un şu satırlarında buluyoruz:

     ‘‘Çağımızın ekonomik zaferinin birinci şartı İstanbul’u Türkler’den almaktır. Her ne pahasına olursa olsun alacağız. Ümit ediyorum ki; geleceğin harp okulu öğrencileri büyük bir imparatorluğu harakiri yapmaya mecbur bırakmak için, neden bu kıraç, beş para etmez kayaların eteklerinde sıkıştığımızı değerlendireceklerdir. Bu kayalıklar Osmanlı Sultanı’nın kara kalbine hançerin saplanacağı en ideal yerdir. Yalnız hançer henüz elini deldi ve yarasından yeni yeni kan akmaya başladı. Her gün ölümden kurtulmak için çırpınıyor. Bir metre ilerleyemesek dahi, Halifenin canı alınıncaya kadar, kanı bu kaba akıtılacaktır.”

     Evet çanakkale’yi geçecekler,böylece istanbula girip devleti dağıtacaklardı.O kadar eminlerdi ki başaracaklarından,Başbakan Churchill şöyle diyordu:

     ‘Ekselanslar!herhalde artık bir tereddütünüz kalmamıştır.sizlere bir elimizi bağlasalar,tek elimizle boğaz engelini aşacağımızı söylememiş miydim?’

     Söylemişti,ama gel gör ki…

     Yıl 1914 Temmuz.Seferberlik ilan ediliyor,yani eli silah tutan herkes savaşa çağrılıyor.Osmanlı canla başla bu savaşa hazırdı.Lafta değildi bu canla başla savaşmaya hazır olma hali,gerçekten canını ortaya koymuştu.

     yoksa nasıl bir anne şu sözleri söyler oğluna:

     ‘Haydi yavrum,köyüne,nişanlına veda et,sabanını,tarlanı,her şeyini feda et,o silaha sarıl ki böyle bir günde bir erkek,bir dualı demirden başka bir şey kullanmaz.bunu tutan bir bilek,köleliğin uğursuz zincirine uzanmaz.git evladım.yıllarca ben oğulsuz kalayım,şu yaralı bağrıma taşlar çalayım,hadi oğlum git,ya gazi ol,ya şehit…’

     Hepimizin çocukluğundan bildiği Yozgatlı Murat’ın-kınalı kuzu diye okumuştuk onu ilkokulda- o mübarek annesine ait bu sözler,hani oğlunun saçına kına yakan,sonra mektupta kardeşlerimi kınalama,komutan Zabit sual etti deyince,

     ‘Ben senin anan isem,beni ve seni ALLAH yarattı,vatan büyüttü.ALLAH seni bu vatan için yaşattı.Zabit efendi’ye söyle,biz kurbanlık koçları kınalar,öyle kurban ederiz.sen kurbanımızsın.Sen İsmail’sin,ben seni öyle kınaladım.ALLAH seni Peygamber’in yolundan ayırmasın.Seni melekler şimdiden rahmetle anıyor.Gözlerinden öperim,anan Hatice diyen,okurken tüylerimi ürperten,görsem elini öpmekten gurur duyacağım anne…

     Böyle yürekli annelerin,cesur oğullarıydı savaşa koşanlar…Peki ordunun maddi olanakları nasıldı?Teknik imkanlar,karşı tarafla mukayese dahi edilmezdi,Yokluk o kadar hat safhadaydı,imkanlar o kadar dardı ki…sığınaklar yapmak için gereken kereste dahi yıkılan,terk edilen evlerden,yıkıntılardan toplanıyordu,ordu kazma küreğini köylüden,esnaftan temin ediyordu.Yardıma muhtaçlardı…yardıma ihtiyaç vardı…kimden istenirdi yardım?

     1.tabur kumandanı Lütfi bey kimden destek alacaklarını,talebin kime olacağını iyi biliyordu…şunu diyor ve askere dedirtiyordu…

     yetiş ya Muhammed,kitabın gidiyor…

     yetiş ya Muhammed,kitabın gidiyor…

     şu cümleyi birkaç kez kendinize tekrarlamanızı rica ediyorum,ruhunuzda hissedene kadar…eminim benim gibi yardıma muhtaçken ne kadar yardıma çağırdım O’nu diye ezileceksiniz vicdanınız altında…Ülkenin kaostan çıkamadığı onca günde ne zaman çağırdık O’nu yardıma acaba?Ya da kendi başımız sıkışmışken,birbirimizden,eşimizden,arkadaşımızdan,ailemizden yardım istedik de O’na ne zaman yetiş Efendim dedik?

     O kutlu nebi çağırılmıştır da,davete icabet etmemiş midir?

     Dinlediğimde gözyaşlarımı tutamadığım bu davete icabete bakalım:

     Kumandanın çağrı yaptığı zamanlar…

     Hindistanlı bir ulema mescid-i nebevi de durmadan,saatlerce ağlıyor…türbedar gelip sebebini sorunca ulema anlatıyor…ben manevi alemde Efendim(sav) le sürekli görüşürdüm,ama buraya geldiğimden beri göremiyorum kendisini,ya makamında değil,ya da benim bir kusurum oldu da bana görünmüyor diyor…o gece türbedar,Efendimiz(sav) i rüyasında görüyor,ve şöyle diyor kıymetini bilemediğimiz,kainatın uğruna yaratılmış olduğu o Kutlu Nebi:

     ‘Evet,hissedilen doğrudur.ben şimdi Medine’mde değilim,Çanakkale’deyim,zor durumda bulunan asker evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı,onlara yardım ediyorum…’

     İnsanın içi ürperiyor,değil mi?Ne kadar hayali geliyor bize,o kadar uzak olduğumuz haller ki…Çanakkale’de yardımdayım diyor Efendimiz(sav)…

     Mevki kumandanı Cevat bey rüyasında gördüğü Resul’ün talimatıyla ellerinde kalan son 26 mayını sahile paralel olarak döşüyor.

     18 mart 1915

     Düşman gururlu,kazanacağından emin,düşman sularına girmiştir…18 büyük savaş gemisi,ve küçük destek gemileriyle…saat 10.30

     Çanakkale boğazının 2 yanındaki tabyalarımız bombalanmaya başlandı…saat 11.30

     Tepesinde yağan ateş altındaki asker tevekkülle Rabbine sığınmış,düşmanın iyice yaklaşıp atış alanına girmesini bekliyordu…İngiliz kumandanın hatıra defterinde bu durum şöyle yer alıyordu:

     ‘Atış hızımız onları şaşırtmış olmalıydı.bir insanın çevresine dakikada 1.500 kilo mermi yağması epey sinir bozucu olmalı.’

     Ancak asıl sinirleri bozulan onlar olmuştu,yaklaştıklarında kaçmış olduklarını umdukları asker yerine ALLAH ALLAH sesleriyle koşan,onca mermiye rağmen,siper yerini terk etmeyen askerler vardı karşılarında…nasıl bir cesaretti bu anlayamamışlardı,onca mermiden kaçmayan,korkmayan asker…anlayamazlardı,çünkü bu cesaret ancak hakiki iman kaynaklı olabilirdi…bu ancak ardında Efendisinin yardımı,Rabbi’nin takdiri olduğunu bilenlerin anlayacağı bir cesaretti…

     Ve az sonra…büyük patlama…büyük İngiliz gemisi ve 639 denizci boğaza gömülür.

     Saat 17 sularında Fransız zırhlısı da sulara gömülür.ve o zırhlıyı sulara gömen,aynı zamanda bunu yaparken 2 bacağını kaybeden Mahmut çavuş tedavisi yapılırken zırhlının batmakta olduğunu duyunca beni oraya götürün der,sedyeyle götürülür,geminin batışını seyreder…ve vazifesini yapmanın huzuruyla orada canını teslim eder…

     Durumu telgrafla öğrenen Churchill:

     ‘inanmak istemiyorum,ama gerçek,Türk savunması önünde müttefikler mağlub olmuştur,felaket’ demiştir.

     Evet,Çanakkale bizimdi.

     Gelibolu yarımadasında 1 milyon 200 bin insan ölümüne çarpışmış ve istilacılar 213 bin 980 kişi kaybederken,bizim de Genelkurmay ın resmi kayıtlara dayanarak tespit ettiği rakama göre 213 bin 882 askerimiz şehit olmuştu.

     Bu çok ciddi bir rakamdı,anlaşılması açısından belirtiyorum;o güne göre ortalama her 3 evin içinden 1 kişi şehit olmuştu…bu çok net bir şekilde şu demek hepimizin orda şehit olmuş bir yakını muhakkak olmuş.

     Savaştan sonra-yanılmıyorsam-komutanlardan biri şöyle diyordu:

     ‘Çanakkale bir destandır,ve kazanılmıştır.ama vazifemiz bitmemiş,esas şimdi başlamıştır,herkes bilsin ki burada kanlarını akıtanlar bu tarih,bu namus ve fazilet için öldüler.Onların kan borcunu ödemek lazımdır,ressamlar resimlerini çizsinler,heykeltıraşlar heykellerini yapsınlar,yazarlar yazsınlar,şairler destanlarını anlatsınlar…’

     Çanakkale…inancın kanla yazılması tarihe…

     Evet destandı Çanakkale.

     Bilinmesi,hatırlanması,hatta hatırlamak için unutmak gerekir,o yüzden değil hatırlamak hiç unutulmaması gereken bir destan…

     Ama ne kadar anlatsam,ne kadar uzun ve dokunaklı cümleler kursam burada,yetmez anlatmaya sözler.Şu sözü çok severim,bazı şeyler ilmi ve nazaridir,bazıları ise hali ve vicdanidir,yani yaşanmadan ilimle anlatılmıyor,anlatılsa da anlaşılmıyor bazı şeyler.Tecrübe,deneyim,yaşanmışlık istiyor anlaşılmak için.Çanakkale’de bence hali ve vicdanidir.Çanakkale’de yaşananları merak ediyorsanız,anlamak istiyorsanız fırsatınız,imkanınız varsa gitmenizi tavsiye ederim. Çok şükür ki öğrenciyken böyle bir fırsatım oldu,anlatılır bir hal,atmosfer değil gerçekten…nasıl anlatabilirim ki,tepeden o denize bakınca mavilikten başka birşey yokken sanki orda savaşan atalarımı,onların ordan koşuşlarını,topları sırtlarında taşıyışlarını görür gibi olduğumu,o şehitliğe girdiğim anda hakimiyetini kaybettiğim gözlerimi,kontrolümden çıkan gözyaşlarımı nasıl izah ederim…bambaşka bir hal…

     Dilime dolandı gayri ihtiyari;

     Çanakkale içinde vurdular beni…
     Ölmeden mezara koydular beni...

     Çanakkale içinde cesurca,korkusuzca vurulan,kendilerini dakikada 1.500 merminin önüne siper eden dedelerimiz,atalarımız,bugünün bırakın böyle bir civanmertliği,farklı fikirlere tahammülü dahi olmayan,demokrasi seviyesi hala parti kapatma düzeyinde olan ecdadlarını görseler,kahrolmazlar mıydı?

     Komutanın dediği gibi,Çanakkale kazanılmış bir destandır,ama bizim vazifemiz bitmemiş,devam etmektedir.bunu korumakla,bilmekle,anlatmakla mesulüz,Çanakkale ve bunun gibi bizi biz yapan tarihi olaylarımızı önce çocuklarımıza anlatmakla mesulüz.

     Sonrasında bunca zorlukla kazanılan vatana nasıl layık olurum diye kendimize sormalıyız.Atalarımız neden savaşmışlardı?Toprak edinmek miydi amaçları yalnızca?Elbette değil,biz Müslüman bir milletiz ve atalarımızın amacı ALLAH’ın adını her yere ulaştırmaktı.Elbette bugün bu şekilde bir uygulamadan söz edemeyiz.ALLAH’ın adını ulaştırmak bugün savaş demek değildir,bombalamak,yıkmak,ülke,toprak fethetmek demek değildir,bu bir mücadelenin adıdır.ALLAH’ı anlatma,daha çok kalple buluşturmanın adıdır.Bizler bireyler olarak kendi küçük dünyalarımızda böyle büyük hedeflere ulaşmada zorluk yaşayabiliriz.O yüzden hepimiz hedefimizi küçültsek,koskoca Çanakkaleler değil,her birimiz bir tane insanı muhafaza etsek,tek bir insana anlatsak O’nu,O’na inanmanın huzurunu…Çanakkale’yi etmek nasip olmasa da bizde gönülleri fethetsek,sözümüzle,halimizle…ancak o zaman akan bunca kana layık olmaya yaklaşırız…

     ve son vazifemiz,o kadar basit ki,bizler için yaptıklarıyla kıyaslayınca,oturup en fazla yarım saatimizi ayırıp onlara faydası olacak tek şeyi yapmak…mermiye siper olmuşken onlar,aç,evinden,eşinden,çocuğundan uzak,sıcak evimizde,karnımız tok,sevdiklerimiz yanımızda iken üstelik…Kur’an okuyup ruhlarına göndermek,ve dua etmek,Rabbim onlardan razı ol diye el açmak…En azından bugün bunu yapmayı vazife bilelim,olmaz mı?Onlar zaten şehit olarak şerefler üstü bir payeye sahipler,bizim kırık-dökük duamıza ihtiyaçları yok,ama Nebi’nin koşarak yardıma gittiği o mübareklere dua ederek belki kendimize hayrımız olurda şefaatlerinden bizde nasipleniriz.

     Son olarak Mehmet Akif Ersoy’un o eşsiz ‘Çanakkale şehitlerine’ şiirinin son kısmını eklemek istiyorum,çok uzun olduğu için tamamını almıyorum,ama bulup okumanızı öneririm.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.


     ALLAH onlardan ve bizlerden razı olsun inşa-ALLAH.

     Ve ufak bir hedef hepimize,Çanakkale ile ilgili en azından bir kitap edinip okusak,ve bence en güzel miraslardan olarak olan veya olası çocuklarımıza da miras bıraksak.

     Selametle. Saygılar.



ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.

  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.567
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
  • 389 Mesajı Toplam
    575 Kere Beğenildi
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Ne diyecek söz ne diyecek kelime bıraktınız Nilgün hanım kaleminize yüreğinize sağlık...Bize o duyguları yaşattığınız için...

Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

  • Nurten AKYOL
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 2.424
  • Cinsiyet: Bayan
  • Güvenilmek, sevilmekten daha büyük iltifattır...
  • 56 Mesajı Toplam
    59 Kere Beğenildi
Canım kardeşim, bende söyleyecek birşey bulamıyorum. İnsan gözyaşlarına hakim olamıyor. Evet hiç unutmamamız gerekenleri maalesef çok nadir hatırlıyoruz toplum olarak. Çanakkale zaferinin yıldönümünde anma programları da yapılmasa, kaç kişi hatırlayacak bu olayları, kaçımız hataırlayacağız diye merak ediyorum. Rabbim Efendimize (s.a.v.) layık ümmet, Ecdadımıza layık nesil olmamızı nasip eylesin.


Bir insanın akıllı davranması için üç yol vardır:
Birincisi, iyi düşünmektir, bu en soylusudur.
İkincisi, taklit etmektir; bu en kolayıdır.
Üçüncüsü, denemiş olmaktır; bu en acısıdır.

Konfüçyüs


İnsanoğlu hilekardır kimse bilmez fendini, kime iyilik yaparsan ondan kolla kendini. . . !

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
Sevgili Nilgün,
Tarihi yapanla yazan arasındaki zorluk derecesini düşünenler derlerki:Tarih yazmak tarih yapmaktan zordur.
Sen o mahşeri bize bir kez daha yaşattığın için ne kadar taktirlerimi söylesem azdır.
Sağ ol,var ol.Kaleminin mürekkebi eksilmesin.Beynindeki şuur ve mana alemi hiç tükenmesin.Yeni neslin bu şuurda olmasını sağlayan fikir veren ve sizler gibi kişileri yetiştirenlere ALLAH selametler versin.
İşte bu şuurla yetişmek için okumanın,Üniversite bitirmenin değerini bu toplum iyi anlasın.Sen visir tarlalarında gübre,ormanlarından yaprak taşıyan olsaydın bu bilgi birikimini nereden alacaktın.Her zaman diyorum ve diyeceğim;Ey Gülen Köylü kardeşlerim ! Bil hassa kizlarınızı gübre taşımaktan kurtararak gerçek Türk ve Müslüman camianın kurtuluşuna vesile olacak nesiller yetiştirin.Çocuklarınızı OKUTUN.Kızlarınızı OKUTUN.Gözbebeklerinizi OKUTUN..
Seninle gurur duydum.Seni bir kez daha tebrik ederim.Bu yolda yolun açık olsun....Dualarımla...



 


Facebook Yorumları

         
Twittear