BİZ VE ÖTEKİLEŞTİRDİKLERİMİZ - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: BİZ VE ÖTEKİLEŞTİRDİKLERİMİZ  (Okunma sayısı 2431 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     AHMET AKTÜRK (HOCA)
     agulen61@gmail.com
     21 Kasım 2010 Pazar

     BİZ  VE  ÖTEKİLEŞTİRDİKLERİMİZ               

     Bazı zamanlar şaşkınlık anınıza gelir de laf edersiniz.Sonra düşünürsünüz “Ben ne dedim.” diye..Tahlil ve tahayyül ettiğinizde, hiçbir anlama gelmeyen laf ettiğinizi anladığınızda da katıla katıla kendinize gülersiniz.

     Evrende her varlığın bir simetriği, yankısı, benzeşi, zıttı veya eşdeşi vardır. Manevi dünyamızda ise bizden olan veya olmayanlar vardır. İslami düşüncede ve iman noktasında “ALLAH indinde tek din İslam’dır” Bunun dışındaki tüm dinler veya inançlar “ötekidir” ve “batıl”dır.

     Bu anlayış bizim itikat kodlarımızı, iman ettiğimiz sistemin genel tanımlarını, kırmızı çizgilerini belirler.

     “Ötekiler”  ile “ötekileştirdiklerimiz” noktası beşeri münasebetlerin kapsamına girer. Beşer arasındaki münasebetler ile “itikat” kodlarımızı bir birinden ayırmamız gerekir.

     Tarihteki tüm İslam devletleri –ki buna Asr-ı Saadet dönemi de dâhildir, hiçbir hal’u karda diğer inançta olanları beşeri münasebetler açısından ötekileştirmemiştir. Emeviler döneminde yapılan bazı fevri davranışlar dışında tüm inanç sahipleri bir arada komşuluk yaparak beşeri münasebetleri geliştirmişlerdir.

     Şanlı tarihimizde bu münasebetin doruk noktası Osmanlılarda görülmüştür. Sinagog-Havra ve Cami’nin bir arada koyun koyuna olduruşu bu irtibatın çok bariz örneğidir. Günümüzde bazı kardeşlerimizin “ötekileştirmeli” anlamına gelen imaları hiç de iman ve itikat noktası olamaz ve olmamalıdır da...

      Biz, yaşadığımız dünyanın geneline baktığımızda, günümüzde insanımızın toplumsal barışa çok ihtiyacı olduğu bir dönemi yaşadığımız aşikârdır. Bu dönemde insanları inançları, itikatları, ibadet ritüelleri açısından değerlendirmeye aldığımızda neleri kaybedeceğimizi hesap etmek zorunda olduğumuzu unutmamamız gerekir.

       Günümüzde değil Hırıstiyan veya Musevi; ayrı mezhep ve meşreplere, ayrı ırk ve soylara ait yaşam biçimlerini kategorize edip “ötekileştirme” politikasına soktuğumuzda başımıza ne belaların açıldığını fark etmeliyiz.

       Sosyolojik açıdan insanların sosyal yaşam tarzları bile inanç noktasında anlaşıldığından irk ve soyların ayrışım için fırsat kolladıkları gün gibi ortadadır. Diller bile ayrılmanın sebebi sayıldığı bir ortamda illa ötekileştirip ayıralım çağrısını çok ama çok manidar buldum.

       Gördüğüm kadarıyla da bu “ötekileştirelim” çağrısına olumlu veya olumsuz hiçbir tepki gelmemiştir. Nereye gidiyoruz? Hangi tehlikeli sulara yelken açtığımızın farkında değimliyiz yoksa ?...
 
       En azından şu anda hiç yapmamamız gereken, gündeme bile almayacağımız bir konuyu, devletin topraklarının tam bölünme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu dönemde gündemleştirmeyi hiç de doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Tam tersine birlik ve beraberlik için yapılabilecek en son yöntemleri denemek zorunluluğu var diye düşünmekteyim.

      Unutmamamız gerekir ki; “ötekileştirmek” için her yapılan yorumda bir parça vatan toprağı “güme” gitmektedir. Ötekileştirdiğimiz kişilerin iman noktasının kıstasını da beşer olarak bizim taktir etmemiz de manidardır. Çünkü hiç kimse insanların imanını bilemez... Ölçemez... Yorumlayamaz…

      Globalleşen dünyamızda artık yaşadığımız yerlerde aynı akrabalar oturmamakta. Şehir kültüründe aynı sokakta ve hatta aynı apartmanda yaşayan insanların dünya görüşleri, yaşam tarzları, eğlenme, ibadet, töre ve gelenekleri farklı farklı olduğunu müşahede etmekte herkes. Siz onlarla aynı merdiveni, aynı asansörü kullanmak zorundasınız. Kirlenen merdivenleri temizlemek için aranızda nöbet sistemi kurmak için anlaşmaya varmak mecburiyetindesiniz. Yani bir masa etrafında ortak, yaşanabilir bir dünya kurmak zorundasınız.

       Ancak siz markete gittiğinizde Helal gıdayı tercih edersiniz…O ise kendine yakışanı tercih eder... Siz Camiye gidersiniz,o ise Havraya veya Kiliseye...
 Veya hiçbir yere...

       Bu beşeri münasebet sonucunda onun inancının farklı olması sizin anlaşmamanız gerektiği sonucunu getirmez. Hatta anlaşma olmazsa çok sıkıntı çekeceğiniz muhakkaktır. Belki aynı düşünceye sahipse karşınızdaki kişinin de yaşamı çok ama çok olumsuz olmasına neden olacaksınız demektir. Buna kimsenin hakkı yoktur. Ne sizin ne de onun… Aynı masa etrafında sosyal hayatınızın rahatlığı için toplanmak zorunaysanız o zaman ötekileştirme yerine “içselleştirmeyi” yapmalısınız. Yani “onun dini ona senin dinin sana” ayetin hükmünü uygulamak düşüncesinde olmalısınız.

        İnancınızda olmayanı sevmek zorunda elbette değilsin
iz. Ancak birlikte yaşamak zorundasınız. Aynı sokağı, aynı otobüsü, aynı su kaynağını, aynı çevreyi kullanmak zorundasınız.

        Küreselleşen dünyamızda yaşamak hoşunuza gitmeyebilir. Bu doğal bir histir. Ama aynı ortamda yaşamanın zorunluluğunu kabullenmemek çatışmayı getirecektir. Dolayısıyla bu çatışmanın sonunda huzur bozulacak ve kişilerin hayatları zindana dönmesi kaçınılmaz olacaktır.

        Sonuç olarak; hangi şartlar altında olursa olsun “ötekileştirmeyin” Farklılıkların farkında olarak beraber yaşamanın içselleştirildiği bir dünyada yaşamak mecburiyetinde olduğumuzu kabullenelim.

        Bu vesile ile herkesin Kurban Bayramını tebrik eder hayırlara vesile olmasını dilerim.

        Selam ve dua ile...





 


Facebook Yorumları

         
Twittear