DAVUTOĞLU İLE “YENİ BİR ŞEHİR İDRAKİ” Mİ??? - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: DAVUTOĞLU İLE “YENİ BİR ŞEHİR İDRAKİ” Mİ???  (Okunma sayısı 1217 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • YAHYA DÜZENLİ
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 293
  • Cinsiyet: Bay
  • 76 Mesajı Toplam
    111 Kere Beğenildi
  • GSM: 0532 475 76 60
     YAHYA DÜZENLİ
     duzenliyahya@gmail.com
     Web Adresi: http://yahyaduzenli.blogspot.com/
     03 Eylül 2014 Çarşamba

     DAVUTOĞLU İLE “YENİ BİR ŞEHİR İDRAKİ” Mİ???

     Yeni Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, AK Parti Olağanüstü Kongresinde yaptığı konuşma bugüne kadar siyasîlerde görülmeyen bir bakış ve derinliğe sahipti. Konuşmasının “Kül-tür ve Medeniyet Restorasyonu” başlıklı 7. bölümünde “şehir ve medeniyet idraki”ne dair önemli vurgular yapıyor ve bu yönde yeni bir zihniyetin ipuçlarını veriyordu. Davutoğlu’nun manifesto niteliğindeki konuşmasında şehirlerimize vurgu yapması, 12 yıllık AK Parti iktidarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ ve yerel yönetimler eliyle gerçekleştirdiği ‘şehir uygulamaları/ifsatları’ndan sonra şehircilikte kaybedilmiş 12 yıllık zamanı acaba yeniden kazanabilir miyiz, yönünde bir umut taşıyor.

Ancak...

TOKİ’nin tarihî şehir mirasımızı göremeyen basiretsiz bakışıyla şehirlerimizi nasıl şahsi-yetsiz hale getirdiği,  zevksizlik, idraksizlik ve medeniyet tasavvurundan yoksunlukla içinden çıkılmaz bir ifsada sürüklediği göz önüne alındığında Davutoğlu’nun “restoras-yon” olarak kodladığı yeniden yapılanmanın şehircilik kanadının restorasyondan öte bir “operasyon”a ihtiyaç olduğuna vurgu yapalım.
 
Davutoğlu’nun konuşmasının eksenine oturan fakat anlaşılamayan, ancak bugüne kadar alışılmamış ve kulaklara yabancı gelen bir paragraf, aslında bütün bir kültür, medeniyet ve şehir davamızı özetler nitelikteydi. Şöyle diyordu Davutoğlu: “Şimdi büyük bir yeni kültürel uyanışın arifesindeyiz. Bu yeni kültürel uyanış, insanlığın temel değerler itiba-rıyla varoluşsal ve epistemolojik problemlerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde bütün insanlığa evrensel bir medeniyet çağrısı yapacak bir uyanış."

Bu tespitten sonra şehirlerimize ve çehresine dair altını çizeceğimiz şu sözleri söylüyor:

"Şehirlerimizin kadîm karakterini muhafaza edeceğiz. Kadim karakterin modernite ile yüzleştiği yerde yıkıcı olmayan, darbe vurmayan modern mimariyi kabul edeceğiz. Ama kadim tarihi birikimimize bir tehlike teşkil ettiğinde ona karşı duracağız. Dikey mimari değil, yatay mimariyi kadim şehirlerimizde egemen kılacağız ve küreselleşme anlamında da bütün şehirlerimizi, kadimi koruyan modernite birikimini kullanan küre-sel şehirler haline getireceğiz.”

Ne yazık ki Türkiye 12 yıllık tek parti iktidarının verdiği avantaj ve istikrara rağmen şehirlerimizin yeniden imar, inşa ve ihyası için önüne çıkan büyük fırsat ve imkânı kullanamadı, heba etti.  Rahmetli Cansever’in “ufkî ihtisaslaşma ve ufkî yerleşim düzeni” dediği ve “yüksekliği bir put haline getirmek” olarak nitelediği ‘şehrin gökdelenleşmesi’nin tahribatlarını önleyecek ve yeni bir “şehir idraki ve inşası”na yol verecek bir şehircilik politikası… Yeni Başbakan’ın başlangıç manifestosundan çıkan sonuç, daha doğrusu temennimiz bu…

Davutoğlu’nun sözleri TOKİ tabutluklarıyla işgal ve ifsat edilmiş şehirlerimizin ıslahı yönünde acaba bir işaret fişeği olabilecek midir?

Medeniyetimizin “Eksen Şehir”lerinden birisi olan İstanbul’un bugün rezidans, AVM, iş merkezleri, TOKİ tabutlukları ve gökdelenlerin işgalinde hem de kimlik ve muhtevasının ifsat edildiği, tarihî siluetinin hızla yok edilme sürecine girdiği bir dönemde Davutoğlu’nun “Hoca” sıfatıyla söyledikleri inşALLAH “yapacakları”nın teminatı olur.

Davutoğlu, konuşmasında kadîm şehrimiz İstanbul’a atıf yaparak da;

"...İstanbul bir semboldür. İnşALLAH İstanbul önümüzdeki dönemde bir Birleşmiş Millet-ler şehri olarak bütün insanlığın uğramadığı zaman kendisini kayıpta hissedeceği, bü-tün iktisadi faaliyetlerin orada bir etkisi olmadığı zaman kendisini kayıpta hissedeceği büyük bir dünya şehri olacak. Her bir şehrimiz bu büyük dönüşümden istifade edecek" şeklinde konuştu.

Davutoğlu’nun bu üç paragrafı ve konuşmasının 11 yerinde iddialı “medeniyet” vurguları yapmasını, tarihî birikime sahip mütebahhir bir akademisyenin fantezileri değil, Türk dış politikasına yeni bir istikamet veren uygulamacı bir siyaset adamı kimliğiyle, şimdi de Başbakan olarak, irade kullanacağını ve reel-politik bir zemine oturtacağını ümit ediyoruz.

“Şehir idrak, inşa ve ihyası” konusunda ontolojik bir bakış açısına sahip olduğunu bildiğimiz Davutoğlu’nun rahmetli muhakkik-mimar Turgut Cansever’le birlikte birçok çalışmanın içeri-sinde bulunduğunu hatırlıyoruz. Cansever’in şehir idrak ve tasarımını anlayabilen ender bilim adamı ve siyasetçilerden birisi olduğunu müşahade ettiğimiz Davutoğlu’nun 2003 yılında BİSAV’ın İstanbul’da gerçekleştirdiği “ Şehir ve Medeniyet Sempozyumu”nda Fetih ve Mede-niyet başlıklı tebliği şehircilikte başlı başına bir manifesto niteliğindedir. Bu sempozyumdaki konuşmasından birkaç paragrafı hatırlayalım:

“Bazı şehirler vardır ki, medeniyetlerin iniş çıkışlarına göre yeniden şekillenir, dönüşür ve dönüştürürler. Yani bunlar, başlangıçları itibariyle bir medeniyete, gelişmesi itibariyle bir başka medeniyete ait görebileceğimiz şehirlerdir; aktiftirler, öznedirler, hem dönüşürler hem de dönüştürürler. Sadece birileri tarafından belirlenmezler. Şekillendikten sonra, ken-dileri belirlemeye başlarlar. Kudüs, Şam ve İstanbul bu tür şehirlerdendir…

     ...İkinci olarak da Medine’den hareket eden ruh, değişik serüvenler yaşayarak Şam’da, Kudüs’te, Kahire’de, Kurtuba’da, Bağdat’ta, Buhara’da varlık buldu ve daha sonra da İs-tanbul’a taşındı.

     • Bir tarafta  şekil ve formun zirvesi Roma, diğer tarafta manevi derinliğin zirvesi Medine.
     • Bir tarafta, görkemi ve insanı ezen bir ihtişamı temsil eden Roma; diğer tarafta tevazu ve bütünleşen bir ihtişamı temsil eden bir dünya.
     • Bir tarafta hırsı temsil eden Roma; diğer tarafta, dinginliği ve iç huzuru temsil eden Medine.
     • Bir tarafta, katı tarihi gerçeklikle realist görünen ve Machiavelli ile o hedefe ulaşan Roma; diğer tarafta ise, metafizik ve ideali oraya taşıyan Medine...”


İşte bugün bu idrakin yansıyacağı, rahmetli muhakkik-mimar Turgut Cansever’in şehre dair derinlik, tasavvur ve tasarımının ortaya çıkacağı şehircilik uygulamalarını bekliyo-ruz. Artık siyasî iradenin merkezi konumundaki Davutoğlu’ndan öncelikle bu yönde baş-latacağı bir büyük dönüşümün önünü açmasını bekliyoruz.

Bu dönüşüm, asla şehirlerimizi ifsat ve imha eden, halen de şehirlerimizin üzerinde ka-sırga gibi esen “kentsel dönüşüm”ü çağrıştırmamalı! 
 
Gene, Turgut Cansever’in başkanlığında 2001 yılında oluşturulan “İstanbulluları yeni şehirlere yerleştirme projesi”nde de yer alan Ahmet Davutoğlu’nun, şehircilikte yeni bir yol açması için idraki, imkânı, fırsatı mevcut. Olmayan tek şey: “Şehir ve medeniyet idraki”ne sahip bir Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ yönetimi.

Davutoğlu’nun ilk operasyonu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ’den başlamalı. Ya-pılması gereken, acilen Bakanlık, yerel yönetimler ve TOKİ’nin ıslah ve iflâhı.  Çünkü Üstad Necip Fazıl’ın deyimiyle “her şeyi o kadar berbat ettiler ki büsbütün berhava et-meden toplama imkânı kalmadı.”  Islahı mümkün olmayanların derhal işlevlerine son verilerek kapatılmalıdır.

Her şeyden önce Davutoğlu’nun “şehir ve medeniyet dili”ni anlamaları ve uyum sağla-maları için haylice idrak gerekecek!

Yeni Başbakan’ın işi zor. Öncelikle şehircilikte bir “zihniyet değişimi”nin önünü açacak kadroları oluşturmak bu “kaht-ı rical”de pek mümkün görünmüyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokrasisinin, Belediye Başkanları’nın öncelikle “şehircilik, mimari ve estetik terbiyesi”nden geçmeleri ‘buzdağlarını nefesle eritmek’ kadar zor bir uğraş. Diğer taraftan dev gökdelenler, AVM’ler, rezidanslarla işgal edilmiş şehirler, müteahhitlerin sınır tanımaz, tatmin olmaz iştahları,  “rantsal dönüşüm”e dönen “kentsel dönüşüm baronları”nın ‘emlâk de emval de bizden sorulur’ külhanbeylikleriyle de mücadele etmek farz-ı ayn derecesinde bir önceliktir.

Davutoğlu’nun söz konusu tebliğinin sonundaki muhatabına mes’uliyet yükleyen cümle-leri de oldukça önemli: “Eğer önümüzdeki dönemde bir medeniyet açılımı söz konusu olacaksa, bu kesinlikle, kadimi kuşatan bir bilince sahip olan medeniyetler tarafından gerçekleştirilecektir. Böylesi bir açılımın, “kadim” ve “derinlik” kavramlarını içermeyen bir kültüre sahip Batı tarafından gerçekleştirilmesi çok zor. Bu tarz bir açılımın söz konu-su olabilmesi için de, fetihte sağlandığı gibi, bir ruhun bir mekânla buluşması gerekiyor. O buluşmanın gerçekleşebileceği tek dünya bizim dünyamızdır. Bu tarihi derinliği tek-rar keşfeder ve coğrafi derinliği bu anlamda kendimize eklemlersek bizim eksenimizde yepyeni şehirler oluşur ve o şehirleri özne haline getirebiliriz.”

Davutoğlu’nun geleceğe ilişkin bu perspektifi,  Turgut Cansever’in kendisiyle yapılan bir söyleşide verdiği cevabı çağrıştırıyor: “..Yeni yönelişleri ortaya koyabilecek tek ülke Tür-kiye’dir, başka ülkelerin şansı çok az… Ne Çin meseleleri çözebilir gibi gözüküyordu, ki çözemediği ortaya çıktı, ne Rusya, ne Amerika, ne de Batı Avrupa... Türkiye, insanlığın konut çözümüne örnek teşkil edecek adımlar atabilir. Ama önünde ordularla şeytanlar var.”

Türkiye’nin şehir ve mimarî birikimi ve tecrübesini idrak etmiş ve bunu modern zaman-lara taşıyabilecek bir irfana sahip olduğunu düşündüğümüz Davutoğlu’nun, Cansever’in işaret ettiği atacağı adımları engelleyecek ordularla şeytanlara karşı mücadele iradesi de vardır diye düşünüyoruz.

Dava ve dert sahibi olanların gereken yerde gerekeni yapmak gibi bir mecburiyetleri vardır.

Kanuni’den beri kaybederek gelen, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet’le birlikte “ken-dini inkâr” şahsiyetsizliğine yakalanan bir ülke ve toplumun yeniden ayağa kalkması için (Üstad’ın deyimiyle) “zaman o kadar geç ki, erken sayabiliriz!”

Davutoğlu’nun kongre konuşmasından önemli bir iddiayla/alıntıyla bitirelim:

“Necip Fazıl üstad ne güzel demiş: Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya. Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya. Şimdi bizim görevimiz ayağa kalkmaktır, elhamdülillah kalktık ve bir daha ayağa kalkan bu milleti bir adım geriye kimse götüremeyecektir. Biz bu idealler için ayağa kalkacağız ki, biz bu idealleri dizimiz titremeden savunacağız ki bizden sonraki nesiller yürüsünler, onlar yürüyecekler ki ondan sonrakiler hedefe koşsunlar, menzile koşsunlar.

Hedef nedir? Hedef, çıkarıldığı şehirden insanlık adına, adalet, özgürlük adına, eşitlik adına yürüyen bir ulu Peygamber’in Medine’sidir.”

Bakalım bu hedef, “büyük hayal” gerçeğe dönüşebilecek mi?

İddia büyük! Sorumluluk ve yük de büyük!

Bu iddialardan sonra şehircilikte yeni bir “idrak, inşa ve ihya” hamlesi bekliyoruz!

Ne diyordu Üstad Necip Fazıl: “Hasret vuslatın yarısıdır. İste ki olsun!”





 


Facebook Yorumları

         
Twittear