AİLEDE MUTLULUK GÖZLERDEN OKUNMAZSA SÖZLERDEN OKUNMAZ - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: AİLEDE MUTLULUK GÖZLERDEN OKUNMAZSA SÖZLERDEN OKUNMAZ  (Okunma sayısı 1299 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 467
  • Cinsiyet: Bayan
Aile; insanın dünyaya gelmesinin meşru zemini. Anne ve baba adı verilen mühendislerin, ALLAH’ın verdiği çocuk denilen özgün değeri işleyerek, renk renk, çeşit çeşit kişilikteki insanları, aile ve çevre etkisi ile yapılandırarak topluma taktim ettikleri kurum.

Aile; insanı insan olmaya ve daha sonra da topluma hazırlayan donanma üssü. İnsanı insan yapacak cevherleri şartsız sevgi, doğru ilgi ve değer suyu ile dengeli bir şekilde büyütüp, kendi inandıkları ve yaşadıkları yol haritalarını da eline verip hayat yolculuğuna uğurladıkları ana istasyon. Çocuk önce gözleri ile kendi kitabının besmelesini yazar. Büyüklerin yapıp ettikleri ilk malzemeleridir. Daha sözleri anlama basamağına çıkmadan, gözleriyle tarar insanları, olayları ve çevreyi. İlk yazılanlar kazılanlardır. Yani hep kalıcı olacaklar ve ona yol göstereceklerdir. Dilden söylenenler kulağa, yürekten söylenenler yüreğe yol bulacaktır. Ve çocuk bunu sezgileriyle algılayıp kaydedecektir. Asık suratlı büyüklerin; olgunlaştıran, büyüten, öğreten, sevdiren, ayakta tutan, görmeyi sağlayan, velhasıl yaşatan sevgi güneşini, yüreklerinin kapılarına kilit üstüne kilit vurarak mezara götürmek için sakladıkları durumlarda, çocuklar, güneşsiz büyüyen solgun, cılız bitkilere benzerler. Oysa büyükler, bu dünyanın gıdası olan sevgiyi mezarda kullanamayacaklarını bir bilseler ve onu vermemenin hesabının çok büyük olduğunu bir anlayabilseler. Ve ayrıca, güneşin kapılarını kapatınca asıl kendilerinin karanlıkta kaldığını ve herkesin yollarını şaşırtacak kara cümlelerle insanların pusulalarını bozduklarını bir fark etseler. İlaveten bu tutumun, eline meşale vermeleri gerekirken, zayıf bir mum ışığı ile çocuklarını hayat yolculuğuna göndermek anlamına geldiğini ve karşılaşacağı minik bir sıkıntı rüzgârında o mumun sönme ihtimalinin bulunduğunu ve söndüğünde çocuğun karanlıkta kalacağını ve başkalarının aydınlığına mahkûm bırakacağını büyükler bir kavrayabilseler.

Akılları kör, mantıkları kötürüm bırakılmış çocuklar, dünyayı yönetmeye aday iken, hayatı nasıl yaşayacağını bilmeyen, kimi diplomalı biz kara cahil anne babalar tarafından kendilerini bile yönetemez hale getiriliyorlar. Aslında anne babalar olarak bizlere, işleyen zihinleri işlemez, gören gözleri görmez, yürüyen ayakları yürüyemez hale getirme diploması vermeleri lazım. “ Anormalleştirme” eğitimi almış gibiyiz.

Aile; sağlam zeminler oluşturmak ve toplumun rengini belirleyecek dengeli ve tutarlı bireyleri itina ile ve bir misafir, bir emanet bilinci ile yetiştiren, iki yetişkinin oluşturduğu kurum, ve toplumun temel taşı.

Aile toplumun bel kemiği. Eğer bel kemiği zarar görürse, toplum felç olur.

Bilmeliyiz ki; toplum bünye direnci yüksek insanların mücadele alanıdır, tedavi ve destek kurumu değildir.

 Ailede bünye direnci zayıflayan, toplumda hastalanır.
 Ailede dengesi bozulan, toplumda düşer.
 Ailede çatlayan, toplumda kırılır.
 Ailede enerji toplamayan, toplumda kımıldayamaz.
 Ailede öğrenmeyen, toplumda uygulayamaz.
 Ailede mutluluk özde olmazsa sözde olmaz.
 Ailede mutluluk gözlerden okunmazsa sözlerden okunmaz.

Aile; ihtiyaçların giderildiği merkez. Parçalar bir araya getirildiğinde bütünün oluştuğu bir imalathane. Ailede ihtiyaçları giderilemeyenler, toplumda dengelerini bulamamış insanlar olarak varlık ifade ederler. Ve ihtiyaç su gibidir, uygun bir yol bulduğunda ona doğru akar. Sürekli biriken ihtiyaçlar (barajda suların birikmesi gibi) helal ve meşru bir zemin bulamazsa taşar ve çizgiyi aşar, o zaman da kendisi tahrip olur ve toplumu da tahrip eder.

Aile; dengeli olmanın ve dengede kalmanın merkez noktası. Topluma açılanlar, bir aileden beslenirler. Ailede duygusal ve fikri gıda zehirlenmesi yaşayanlar, kendileri zarar gördüğü gibi toplumsal sağlığı da riske ederler. Bunlardan ne doğru dürüst verim, ne de doğru dürüst bir duruş ve iletişim beklemek mümkün olur.

Nasrettin Hoca bir akşam sokak lambasının ışığında bir şeyler arıyormuş. Yoldan geçen birisi sormuş, hocam bir şeyini mi kaybettin? Evet demiş hoca, anahtarımı düşürdüm. Ne tarafa doğru düşmüştü, ben de arayayım demiş adam. Hoca; burada düşmemişti, öteki direğin altında düşmüştü deyince adam şaşırarak sorar, “İyi de hocam o zaman niye o direğin altında değil de bu direğin altında arıyorsun? Hoca cevap verir, “Orası karanlık da ondan.”

- “Toplumlar da insanlar gibidir, düştüğü yerden kalkar.” özlü sözünde belirtildiği gibi, düştüğümüz yer aile ise, kalkış noktamız da aile olmalı. Önce kaybettiklerimizi tespit edelim.

- Amaçlar ile araçlar yer değiştirmiş, önde olacaklar arkaya, arkada olması gerekenler öne geçmiş, kimlikler, oynayacakları rolün metnini ve kostümünü kaybetmiş, rol ve kimlik karmaşası yaşanıyor.

- Kimi miyop, kimi hipermetrop, kimi astigmat, kimi de güneş gözlüğü ile hayatı görmeye ve yorumlamaya çalışıyor.

- Çoğu kendisi olamamış bireylerden oluşan anne babalar ordusu, yanlış gözlük dağıtmaya ve takanların başlarının dönüp düşmelerine sebebiyet vermeye devam ediyor.

- Toparlanabilmek ve doğru bir istikamette seyir için, önce teşhis, sonra tedavi. Önce zarar kaynaklarını tespit, sonra o kaynakla irtibatı kesme ve daha sonra da doğru kaynaklardan beslenme prensibi, aktif olarak gündemimizde olmalı.

Kendi anlamını keşfeden, kendisi dışındakilerin de değerini bilen sarrafa dönüşür. Değer taşıyan değer bilir, değer bilen değer üretir, değer üreten de değer iletir.

Rabbimden, nitelikli insanların yetiştiği ailelere ve o aileyi oluşturan yetişkinlerin erdem yolcusu olmalarına acilen ihtiyacımızın olduğunu arz ediyorum. Rab'bimin hepimize aradığımızı bulmakta başarı nasip etmesi niyazıyla, saygılar efendim.


SALİHA ERDİM


DEMİR ÇELİK OLANA KADAR BİR ATEŞE GİRER BİR SUYA


 


Facebook Yorumları

         
Twittear