ANNELİĞİN ÖZÜ - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: ANNELİĞİN ÖZÜ  (Okunma sayısı 1269 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 467
  • Cinsiyet: Bayan
ANNELİĞİN ÖZÜ
« Topic Start: 13 Nisan 2009 - 18:39 »
  • Yayınlama
  • Büyük insanları, insanlığın iftihar tablolarını hep anneler şekillendirir. Erkek ve kadın tüm güzel meziyetlerini birleştirirse, bundan cennet ikliminin yaşandığı bir aile ve fazilet topluluğu meydana gelir.



    En muazzez varlıktır ana. O, yeryüzünde dolaşırken gökteki bir baş ve cennet de ayaklarının altındadır.


    Pabucunun tozu gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarına sürülen yüzler arş eşiğindeki başlar kadar yücedir. Ana inleyen varlıktır. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sızlayan...


    Ana vardır, dünyaya getireceği yavruyu Hak yoluna adar. Ana vardır, bir yavru ister, ister de elde etmeden inkisar içinde gider. Ana vardır, izah edemeyeceği yavrunun hesabıyla iki büklüm olur ve “Keşke daha önce ölüp de unutulup gitseydim” der.


    Ana vardır, evladıyla âbideleşir ve başı semaya ulaşır. Ana vardır, evladıyla derbeder ve perişan olur. Ana vardır, firavun otağında bir milletin gözdesi olur.


    Ana vardır, Nebî hücresinde şeytan bendesi. Ana vardır, sessiz, belirsiz ve meçhuldür; fakat güller, çemenler yetiştirir. Ana vardır, destanlara sığmaz; o, zihinlerde, sinelerde, göklerdedir. Ana vardır, kâğıttadır, kalemdedir, romandadır.



    Toprak tohuma ana; kaynak çağlayana; Havva insanoğluna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikate, varlığın sırrına, sırların özüne... İyisi de var, kötüsü de ananın. İyisine canlar feda; ya kötüsüne, talihsizine ne demeli? Evlâdını güldürmemişe ve evlâdından yana gülmemişe, gün yüzü görmemişe.


    Ana-evlât, iki vücut bir rûh, Evlât, ananın vücudundan bir parça, kucaklarda “gönül yakan sevgili”, emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrılışlarla, ana için sîneyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mızrak...


    Ana, her zikzakta bir sürü gözyaşı döker: Yavrusunun okuma, izdivaç ve askerlik ayrılıklarına. Evet, o, daima ağlar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durduğu olduğu gibi, sel sel olan gözlerinin yaşında boğulduğu da olur.


    O, mukaddeslerine, vatanına, namusuna kurban verdiği yavrusunu armağan sayar ve teselli olur.

    Ya bir hiç uğruna ölene? İşte burada ananın dili tutulur. Evet o, küffara karşı şehid olan evlâdına koşmalar dizer, ninni söyler, onlarla avunur. Analarımız asırlarca hep ağladı, hep ağladı…



    Ama artık ağlama anam! Gözyaşlarından meydana gelen bulutlar, tâ arşa kadar yükseldi. Bak şimdi orada şimşekler, burada rahmet çiçekleri parlıyor... Dağınık kâkülünü düzeltmek için sana koşuyorlar. Biz hepimiz senin feryadına koşuyoruz.


    Dudağımızda kurtuluş nağmesi, elimizde Yusuf’un gömleği, alnının kırışıklığına, yaşaran gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz.



    Sessiz infiallerin dinsin diye, kanayan yaraların onulsun diye… Bütün bir mücrimler topluluğu adına af dileyip eşiğine baş koyduk anam. Hakkını helal et


    Ayşe ÖZCAN

    ZAMAN/AİLEM


    DEMİR ÇELİK OLANA KADAR BİR ATEŞE GİRER BİR SUYA


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear