SEÇİM VAAAAAR, NE YAPALIM? - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: SEÇİM VAAAAAR, NE YAPALIM?  (Okunma sayısı 3240 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     AHMET AKTÜRK (HOCA)
     agulen61@gmail.com
     20 Şubat 2014 Perşembe

     SEÇİM VAAAAAR, NE YAPALIM?   

     Uzun zamandan beri yazmıyorum. Yazmayışımın nedeni var mı diye soranlara "yok" diyorum. Ama, olaylara kuş bakışı bakıldığında "köy" görüntüsündeki "sorunlar"ı düşündükçe susmayı mı gerektiriyor yoksa boğazımı yırtarcasına ıssız bir yerde bağırmayı mı gerektiriyor konusunda "var"ı "yok" diye geçiştirerek yutkunmayı yeğliyorum herhalde... Diyaframınızın ayarıyla gırtlak yapınızdaki müziği notalaştırdığınızda, kendinizi frenleyemezseniz, hangi "gıcık/detone" seslerin çıkacağını, "duyan"ların sizdeki ruh halinizi  meczup-deli kategorisinde değerlendirilmesinden ürkmezseniz, çekinmezseniz meydanlar sizindir. Issızlaşan Kacalah'ta mi bu müzik resitalini verirsiniz, yoksa cami avlusundaki İmamla birlik olmuş "cemaat"la mı, yoksa Cumartesi günleri "Kondu" pazarının en kalabalık anında, kollarını makas gibi açıp millete dönerek "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak..." deyip, bu iki ayak-bir başlara sesinizi duyurabilir misiniz? "Yok" dediğinizi duyar gibi oluyorum. O halde neyin resitalini fuzuli verelim ki?...

     Bu yaz 28 gün köyümde tatil yaptım. Cennet köşelerinden bir köşe olan  muhitimize can veren her  canını aldık ve bu alınan canları gören (bir kaç kişi hariç) bir ALLAH'ın kuluna rastlamak mümkün olmadı.. Irmaklar, dereler, yollar mahfolmuş, gören yok. Resmen çamurlu su içiliyor, millet kolera olmuş, gören yok. Yol kenarları evlerle barakalarla, odun yığınlarıyla (kaveyalarıyla) işgal edilmiş gören yok. İşsizlik dibe vurmuş, gören yok. Yollar köstepek yuvasına dönmüş gören yok. En acısı tedbir alan yok. Çünkü tedbir alacak muhatap yok..Bunun gibi onlarca sorun....

     İdareciliğin,  mühürü çantada taşımak ve bu mühür sayesinde silah ruhsatı almak için "ara durak"   olmadığını bilen insan lazım bize...Var mı yok mu bilmiyorum. Ama eğer bu gidişten memnun olmayan varsa bulacak. Bulacağız...Yok, halimizden memnunuz deniyorsa ver akışa gitsin...Ancak akışa vermenin sorumluluğunu, vebalini düşünenlerle birlikte yürümek zorundayız.

     İdarecilerin halk oyuyla seçilmesi güzel bir uygulama..."Halk iradesi" dediğimiz bu yöntemin "Oy" ile taçlandırıldığı, adaylar arasında bir oy fazla alanın idareci olduğu bir sistemi eleştirmenin de kimseye faydası yoktur. Önemli olan konulan kuralın seçiciler tarafından bilinmesi ve bu bilinçle yöneticisini seçme iradesidir. 10 yarışmacının yarıştığı kulvarda %9'un üzerinde oy alan kişi, yani  %19 oranında oyla %81'i idare etmesi anlamına gelmektedir.  Bu kural konulduktan sonra seçmene düşen, cüz i rakamla yöneticiyi güçsüz idare etmesine vesile olmak değil çok güçlü şekilde halk desteğiyle yapacağı olumlu icraatlara onu cesaretlendirmek gerekir. Bundan dolayı icra makamı olcak yöneticilerimizi en az % 50 nin üzerindeki güçlü destekle destekleme olmalıdır.

     Kişiler inandıkları şey için oy ister. İnanmadıkları bir konu hakkında köşesine bile yaklaşmaz. Şu anda faydalı olsa da olmasada bu yönetim şekli ile idare edildiğimize göre "oy" her şeydir. Oy'la istenilen hak ve hizmetler ayağına gelir. Yine "oy"la ayağından gider. Verdiğin oy ya seni alacağın hizmetten uzaklaştırır, ya da seni hizmete boğar...Her gün oy'la ayakta duran rejime küfür et, arkasından halktan bu saikle "oy" iste. Bu iki yüzlülüğü görüyor muyuz bilmiyorum. Oy verenin amacıyla oy isteyenin amacı aynı değildir. Hele hele bazı istekliler için tek bir amaç vardır. "Ben seçileyim de ne olursa olsun."  Yapabilir mi, yapamaz mı, misyonu, vizyonu buna müsait midir diye düşünmez..Haklıdır kendince.. Kınamamak lazım. Nefis hep böyle "ben"cildir. Oy veren ise iki şey için verir. Daha doğrusu iki amaç için oy verir. Birincisi "ben bu kişiye/partiye aşığım, bundan başkası beni kesmez. İnancım da buradadır, menfaatim de" diyebilir. İkinci oy veren ise "ben,sen,o biz,siz onlar'a" hizmet edecek olan kimdir? Bu "kim" ise ona oy veririm diyenler ikinci  oy'culardır. İtiraf etmek gerekirse ben de bu ikinci "oy"culardanım.

     Çocukluğumla birlikte 50 küsür senedir bu köyü ve çevre köyleri, Dernekpazarı, Çaykarayı bilirim. Özellikle Gülen Köyü hep üvey evlat muamelesi gördüğünü benim gibi herkes biliyor. Ufak tefek hizmet almıştır, ama diğer köylerin üzerine bu hizmetlerin devede kulak kaldığını sağır sultan bile biliyor. Şu bir gerçek ki; köyümüz hizmet almada tercih sırasının en sonuna konulmuştur. Hala  bu tercih sırası değişmemiştir. Değiştiğine de inanmıyorum. Bu üvey evlat muamelesinin iki ana sebebi vardır. Birincisi; dayanışmadaki zayıflığımızdır. Bu zaafımızı diğerleri biliyor. Hiç kimse kusura bakmasın.. Kimse kimsenin arkasında durmadı, durmuyor da... İkincisi ise; devlet bürokrasisinde  yetişmiş eleman yokluğudur. Dayanışma ruhu tamamen ortadan kalkmış, bir birinin nasırına basmak için zaman gözeten kişiler olmuşuzdur. Bu yorumuma katılmayan olabilir. Ama bu var olan gerçeği değiştirmez.Tespit doğrudur ve çok acıdır.. Bu da vicdanlı insanların kalbini acıtıyor, burnunun direğini sızlatıyor. İşte Derneklere verilen destek ortadadır.

     Önümüzde bir yerel seçim var. Yani deresini, ırmağını, çöpünü, çamurunu, yolunu, gelirini,coğrafyasını, yaylasını, bayırını,çayırını, obasını, evini,barkını, çocuğunu, torununu, ölüsünü, dirisini,okulunu, camisini, kur'an kursunu, çayını, fındığını,hastalık ve sağlığını; kısaca geleceğini düşünmek isteyen insanımızın önüne 40 gün sonra son bir fırsat düşmüştür. Gönül isterdi ki etkin ve kararlı bir irade beyanı ile üst düzey adaylarımızın çıkışı olsundu. Olmadı.. Ama bu bizi yıldırmamalı.. Bu bir başlangıç. Bundan öncesini yok sayalım ve önümüze bakalım. İki duruş bizim için önemli...

     Biri; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dışa karşı varlık sonucunun ne olacağı, diğeri ise "köyümüz"ün hangi kulvarda yarışacağının sonuçlanmasıdır."Şer" güçler ve "hain"lerin, kestane ağacının tepesine püskürttükleri tuz ruhu ile kurutmaya teşebbüsünün engellenmesi için çalışmak boynumuzun borcudur.  Böylece "filiz"imizin dünyayı kaplayan çınara dönüşmesinin önü açılacaktır. Yoksa çorak toprakta gözümüz gibi yeşertmeye çalıştığımız "fidan"ımız kuruyacaktır. Artık, "Mihnet ile yetiştirdiğim gülleri, vardın gittin bir soysuza yoldurdun" türküsünü mü söyleyelim yoksa "Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naaşım, o zaman yükselerek arşa değer belki başım" marşını mı?  Buna bu millet karar verecektir...

     İkinci anlamı ise; köyümüzün hizmetteki atıllığının önü ya açılacak ya da ebediyyen kapatılacaktır. Bu köyün son fırsatıdır. 1980'den beri yapılan tüm seçimlerde köyün "irade"si hep çöpe atılmıştır. Bu "asil" milletin iradesinin çöplük olmadığını göstermesi asaletinin tescili olacaktır.  Bu irade sonrasında hazırladığım çok önemli  istihdam projelerini seçilenlere taktim etmekten şeref duyacağımı burada  beyan ediyorum.

     Tüm okuyucularımdan ve tüm dostlarımdan ricam "komşu hatırı" için değil "köy tüzel kişiliği hatırı için" oy kullanılmasıdır.

     Selam ve dua ile... 20.02.2014 Perşembe




Ahmet Aktürk (Hoca) 'nin Mesajlarını Beğenen 7 Kullanıcı: sadıkyılmaz (22 Şubat 2014 - 08:29), Recep Ali Düzenli (21 Şubat 2014 - 23:32), fatih_visir (20 Şubat 2014 - 19:39), AHMET AKTURK (20 Şubat 2014 - 17:51), YAVUZ BİBER (20 Şubat 2014 - 17:32), Kenan Yazıcı (20 Şubat 2014 - 16:26), iSM@iL DUZENLi (20 Şubat 2014 - 16:19)
  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.567
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
  • 389 Mesajı Toplam
    575 Kere Beğenildi
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Değerli hocam, bu hadisi şerif beni biraz düşündürüyor. Siz ne dersiniz?

“Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz.”  [Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, 6/89 ]

Keyfiyetiniz ne ise, başınızdakilerin keyfiyeti de o olur. Siz nasıl bir kaynak iseniz, başınızdakiler de o kaynağın mahsulüdür. Bu söz, öyle bir sözdür ki, idare adına kâmûslar meydana getirir. İsterseniz, sadece bu hadîs üzerinde kısaca duralım: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden mes’ulsünüz.”[Buhârî, Cum’a, 11; Müslim, İmare, 20 ] fehvasınca, herkesin bir mes’uliyet sınırı vardır ta devlet reisine kadar. Devlet reisi de, idare ettiği dairenin bütününden mes’uldür. Ancak, “Siz nasıl olursanız, başınızdaki idareciler de öyle olur.” ifadesi, bu hususa, içtimâî hukuk açısından apayrı bir buud kazandırmaktadır.

Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

Kenan Yazıcı 'nin Mesajlarını Beğenen 5 Kullanıcı: YAVUZ BİBER (24 Şubat 2014 - 19:31), iSM@iL DUZENLi (22 Şubat 2014 - 07:52), Recep Ali Düzenli (21 Şubat 2014 - 23:32), fatih_visir (20 Şubat 2014 - 19:40), AHMET AKTÜRK(HOCA) (20 Şubat 2014 - 19:33)

 


Facebook Yorumları

         
Twittear