Türkiye devletinin dini,din-i islamdır - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: Türkiye devletinin dini,din-i islamdır  (Okunma sayısı 10686 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Nilgün Aktürk
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bayan
  • 28 Mesajı Toplam
    41 Kere Beğenildi
1. Meclis açıldığında Mustafa Kemal, Halifeye, "Halife ve hakan efendimiz" diye başlayan mektuplar gönderiyordu, heyeti temsiliye adına. Cuma camileri Kurtuluş savaşının karargahı olmuştu ve camilerde saklanan ve üzerinde kelime-i tevhid yazan yeşil sancaklar Kurtuluş savaşının sembolü olarak ellerde idi..
   İlk Meclis açıldığı günde Ayyıldızlı Osmanlı bayrağı Meclisin sol yanında üzerinde kelime-i tevhid yazılı sancak ise sağ yanında asılı idi ve meclis, bir Cuma günü, Hacı Bayram camiinde yapılan  törenle Hatimler ve dualarla açıldı..
   1924 Anayasasının 2. maddesi aynen şöyleydi: "Türkiye devletinin dini, din-i islamdır." 1921 Anayasasında hüküm yoktu. Buna gerekte görülmemişti. Çünkü Meclis Osmanlı meclisi mebusanının devamı mahiyetinde, Hilafeti kurtarmak için muvakkat olarak teşkilatlanmış bir yapı idi.. Hatırlanırsa o dönemde Batı Trakya, Kars ve Hatayda da Türk Cumhuriyetleri Kurulmuştu. Kars İslam Cumhuriyetinin bayrağı, bu günkü Genç partinin amblemi idi..
   1921 Anayasası 1923 değişikliğinde, "Devletin dini İslamdır." denildi.. Çünkü ayrı bir devletten sözediliyordu artık. 1924 Anayasasında da bu hüküm korundu.. Çünki hilafetin ne olacağı konusunda bir karar verilmemişti.. Türklerin hilafetten vazgeçmesi halinde bu misyonu kimin üsleneceği belli değildi.. İngilizler Şerif Hüseyini istiyordu ama bunun da başka mahzurları vardı.. Belirsizlik devam ettiği için de bu konuda yeni bir düzenleme yapılmamıştı..
     LOZANDA DURUM
   Aslında 23 Ağustos 1923'de TBMM tarafından onaylanan Lozanda, Bütün Müslüman unsurlar milletin asli unsuru sayılmışlardı. Yani Türk Milletinin üssül esası İslam olarak tanınmıştı.. Ancak gayri Müslimler azınlık kabul edilmiş ve onların dini ve kültürel hakları garanti altına alınmıştı..
   1924 Anayasasının, 1928 değişikliğinde "Devletin dini İslamdır" maddesi Anayasadan hükmü çıkartıldı.. Ancak 1937'de laiklik ilkesi benimsendi.
   Hilafet Makamının kaldırılması  3 Mart 1924'te gerçekleştirildi..  Aslında halifelik kaldırılmadı. Hala bu gün de kalkmış değil. Yasada Hilafetin mana ve mefhum olarak TBMM’nin şahsı manevisinde mündemiç olduğundan bahisle, Halifelik makamı ilga edilmiştir. Yani bu gün için TBMM Başkanları, bu yasaya göre Frak giymiş bir şeyhülislam statüsündedir.
   Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasasından sonra 16 yılda kademeli bir geçişle laiklik ilkesi kabul edilmiştir.
  Kemalist devrimlerin hemen hepsi, 2. Mecliste birlikte başlayan Osmanlıdan gelen İttihatçı Cuntanın darbesinin ardından, açık oy gizli tasnif yöntemi ile, yasaya göre karar veren değil, verdiği karar yasa olan, ilk dönemde savcısı, savunması, temyizi dahi olmayan, İstiklal Mahkemelerinin gölgesinde ve takrir sukun ya da öfri idare gölgesinde ve tek parti yöneticilerinin masa başında hazırlayıp, gerekçesiz olarak meclise sevk edip, müzakeresiz bir şekilde oy birliği ile kabul edilen yasalardır..
   Laiklik Kemalist devrimlerin sonuncusudur..  Kılık kıyafet kanunları, 3 Mart 1924'te kabul edilen bir kanunla, devlet işlerinin dine uygun olup olmadığını denetleyen, Şer'iyye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılması, Tekke, Zaviye ve Türbelerle Tarikatların kapatılması çok kısa sürede hayata geçirilmiştir. Hatta 1 günde gerçekleştirilen değişikliklerdir bunlar. Fakat laiklik ilkesine geçişte uzun bir süreçte olmuştur.
   Laikliğe geçiş zor ve sancılı bir süreçte olmuştur.. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılarak, laiklik yolunda ilk önemli adım atıldı. 3 Mart 1924'te halifelik (Makamı) kaldırılarak ve yetkileri TBMM'ye devredilerek, laik devlete geçiş için en önemli kavşak dönüldü.. 3 Mart 1924'te kabul edilen bir kanunla, Şer'iyye ve Evkaf Vekillikleri kaldırılarak, dini kuralların yönetime karıştırılması engellenmesinin yanında, Dini kurumların mali kaynakları devletin tekeline geçirildi.. Kasım 1925'te kabul edilen 677 sayılı kanun ile Tekke ve Zaviyeler ile Türbeler ve Tarikatlar kapatıldı. Daha sonra Diyanet yeniden yapılandırılarak idari sisteme dahil edilecektir.. TSE damgalı bir dinin üretilmesi ve dini faaliyetlerin denetim altına alınması için İmamlar Laik devlet tarafından maaşa bağlanacak, daha sonra da "aydın din adamı" yetiştirilerek din dönüştürülmeye çalışılacaktır.
   Aslında bu gün zorunlu din dersleri ile de ulaşılmak istenen  hedef bu olmuştur.. İmam Hatiplerin açılmasındaki amaç da bu idi. Ayrıca Soğuk savaşın yeşil kuşak projesine uygun olarak, Sünni ailelerin çocukları İmam Hatibe giderek, sağ partilerin ucuz oy deposu olacak, alevilerin çocukları köy enstitülerine, öğretmen okullarına giderek sol partilerin ucuz oy deposu olacak, bunlar köyde birbiri ile kavga edecek, devlet de sürece müdahele ederek toplu dönüştürecekti..
   Bu gün hâlâ Diyanetin yapısını değiştirmeyi teklif etmek, siyasi partiler için kapatma sebebi sayılmaktadır.. "Hacı, Hoca, Bey, Efendi" kelimelerini, unvan olarak kullanmayı yasaklayan Laik devlet, Din bu ibadetleri organize etmekte insanları Hacı yapmak için organizasyonlar düzenlemekte, yönetmelikler çıkartmaktadır..
   Gerçekte Türkiye teknik anlamda bir "İslam devleti" olmadığı gibi, bir Laik devlet de değildir.. Kendi ideolojisini dinleştiren ve İslamı reforme etmek isteyen politik bir duruş sözkonusudur genel anlamda.. Hatta Devletin Dine egemen olduğu Bizantinist bir devlettir.. Kendi ideolojisini dinleştirme olgusu çerçevesinde de Teokratik bir devlettir, ama asla Laik değildir.. 1946 sözlüğünde Din maddesinde "Türkün dini Kemalizm" yazılıdır.. Osman Nuri Çermanın dinde reform projesinin amacı, Kur'an-ı Kerimden ahkam ayetlerini çıkartıp, yerine Nutuktan parçalar koymaktı.. Birileri "Türkün yeni amentüsü"nü yazarken Behçet Kemal Çağlar, Mustafa Kemal için "Yeni Mevlid"ini kaleme alıyordu..
   İmamları maaaşa bağlayan Laik devleti yöneten siyasi kadrolar, namaza gitmek, oruç tutmak şöyle dursun, ağızlarına "ALLAH" (c.c.) kelimesini almamak konusunda bile itina gösterirken öte yandan İslamı "irtica", Müslümanı "Mürteci" olarak tanımlıyorlardı.. Hem de İstiklal harbinin sancağındaki ve İstiklal Marşının devam eden satırlarındaki şehadete rağmen. Hem de Askerine "Mehmetçik" diyen ve "Şehadet" inancını yücelten bir anlayışa rağmen!
   Sonuç olarak Laiklik ilkesinin Anayasaya girmesi ancak 1937 yılında gerçekleşti.. 1928 Anayasası'nda "Devletin dini İslamdır" Anayasadan hükmü çıkartıldı. Bu gidişin sonu belli idi. 1937 Anayasası'na "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Laik Olduğu" ilkesi konuldu.
   Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabulü: 3 Mart 1924
   Batıdan ithal edilen Medeni Kanunun kabulü: 4 Ekim 1926 İsviçre Medeni Kanunu 17 Şubat 1926'da Borçlar Kanunu ile birlikte TBMM tarafından kabul edildi. Türk Medeni Kanunu 4 Ekim 1926'da yürürlüğe girdi. Esasen Osmanlı çok hukuklu bir devletti. Kişiye özel konularda kişi kendi dini ve geleneksel hukukunu koruyabiliyordu. Yani Osmanlı da Batı hukuk sistemi de kişiye özel alanda geçerli idi. Ama bu düzenleme ile tek hukuk sistemine geçildi ve Müslümanların İslam Hukukuna göre işlerini halletmeleri yasaklandı.
   Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik yapıldı. 26 Aralık 1925'te uluslararası takvim ve saat sistemi, 20 Mayıs 1928'de yeni harfler, 1 Nisan 1931'de de ağırlık ve ölçü birimleri kabul edildi. Esasen Osmanlı’da 3 ayrı takvim kullanılıyordu. Müslümanlar Hicri, Gayri Müslimler Miladi takvimi kullanıyordu, Devlet işleri ise karma bir takvim olarak Rumi takvime göre yapılıyordu. Yapılan değişiklikle Hicri ve Rumi takvimler yasaklandı..
   TBMM, 1935'te aldığı bir kararla pazar gününün resmi tatil olduğunu belirtti. Artık Cuma tatil değildi. Önce Pazar tatil yapıldı ve Hristiyanlar açısından sorun çözüldü, ardından Cumartesi de tatil yapılarak Yahudiler içinde sorun çözüldü. Müslümanların Cuma namazı ile ilgili sorunlar ise devam ediyor.
   TBMM 21 Haziran 1934'de "Soyadı Kanunu" nu kabul etti. Bu kanunla herkese Türkçe bir soyadı alma zorunluluğu getirildi. Aynı yıl kabul edilen bir başka kanunla, "Hacı, Hoca, bey, efendi" gibi ünvanların kullanılması yasaklandı. Halifeliğin kaldırılmasıyla bağlantılı olarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti (Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekâlet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır.
   Aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekâleti de kaldırıldı. Tevhid-i Tedrisat kanunu da o gün kabul edilmişti.1928'de yapılan bir değişiklikle "Türkiye Devleti'nin dini İslamdır" ibaresi kaldırılmış; cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yemin şekli yeniden düzenlenmişti.
   Mustafa Kemal İzmir'deki askeri bir tatbikat sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp, yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924'teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı Hanedanına verilecek ödenek konusu gündeme gelmişti.. Hilafetin ayrı bir bütçesi olmalı mı idi? Eğer bu kabul edilecek olursa, Hindistandan ve diğer İslam ülkelerinden Kurtuluş savaşı için gönderilen daha sonra önemli kısmı İş Bankası ve bir takım kişisel hesaplara aktarılan büyük meblağdaki paralar, Hilafete ait mal, para ve gayrimenkulleri meselesi, bir takım çevreler için iştah açısı bir özellik taşıyordu.  3 Mart 1924'te kabul edilen yasayla, halifelik kaldırılıp,  hanedan üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi. 5 Mart 1924 sabahı Abdülmecit Efendi ailesiyle birlikte 155 kişi yurtdışına çıkarıldı.
   Halifeliğin kaldırılışından hemen sonra Şerif Hüseyin kendisini Halife ilan etti ve ardından da 9 ülke daha kendilerini halife ilan ettiler.
   Ve bu günlere gelinde.
   Bu gün hala dünyada ancak 5 Laik ülke var.. AB ülkeleri arasında tek Laik ülke Fransa. Fransanın Alsas Laoren, yani Strasbourgun’da içinde bulundu, Almanya, İsviçre sınır vilayetleri Laiklik ilkesine bağlı olarak yönetilmez.. AB ülkelerinin çoğu krallıklardan oluşmaktadır ve Anayasalarında sadece dinleri değil, mezhepleri de yazılıdır.
   Kaldı ki, Laik Fransa'da bile kilise devletten özerktir. Hala Üniversite, Okul, Hastahane gibi kuruluşların büyük çoğunluğu Kilise tarafından yönetilmektedir..
   Dünyadaki diğer Laik ülkelere gelince, bir Afrika ülkesi olan Senegal, bir Kuzey Amerika ülkesi olan Meksika, bir Asya ülkesi olan Hindistan ve bir İslam ülkesi olan Türkiye.
   Hiç bir Laik ülkenin laikliği Türkiyedeki laikliğe benzememektedir.. İslam inanışı, toplumsal gelenek ve tarih açısından , felsefi açıdan ortaklaşa kabul edilebilir hukuki bir tanımı olmayan, tartışmalı, yabancı ve zorlama siyasi süreç içindeki farklı yorum ve uygulamaları ile sorunlu bir kurum olarak Laiklik hala Türk hukuk sistemindeki yerini korumaktadır..

                                  Abdurrahman Dilipak

 

 
 
 
         



ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.

  • Murat Aydın
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 131
  • Cinsiyet: Bay
  • 7 Mesajı Toplam
    16 Kere Beğenildi
devletin dini islamdır ibaresine ben katılmıyorum.çünkü devletin dini olmaz.din insanlara özgü vicdanı bir muhasebedir. Aynı şekilde laik devlete de katılmıyorum çünkü devletinde laiği olmaz kişiler laik olur.Günümüzde bu iki kavram birbirine o kadar zıt gösteriliyor ki 'laiklik ve din' şaşırıyorum. Bir çok köşe yazarına da sadece ve sadece gülüyorum. Bu iki kavramı insan içinde yaşamalı. bu kavramlarıda bir yaşam biçimi olarak kabul edebilir ve uygulayabilir. Olay bundan ibaret...

taş devri taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti....

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi




Nasıl?.. Nasıl?.. ??????????????????
Literatürü alt-üst ettin be kardeşim...


  • Nilgün Aktürk
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bayan
  • 28 Mesajı Toplam
    41 Kere Beğenildi
katılmıyorum fikrinize.hatta söylediğinizin aksine laik olmak zorunda olan devlettir.kişiler laik olmak zorunda değildir.ben birey olarak laik olmak zorunda değilim,ben dinimi hayatımın her alanına yayma sorumluluğunda hissederim kendimi,devlet işleriyle ya da başka işlerle ayırma zorunluluğum yok.ama devlet laik olmak zorundadır

ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.

  • Murat Aydın
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 131
  • Cinsiyet: Bay
  • 7 Mesajı Toplam
    16 Kere Beğenildi
ahmet hocam aksine ben literatürü söylüyorum. Din, insanın vicdanıyla olan muhasebesi değilmidir. Bakın insanı diyorum... devletin vicdanı olurmu ki dini olsun...din insanlara ait bir özelliktir. Laiklikte, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. ...peki bu tarafsız yönetimi yönetecek kimdir devlet mi insan mı? bence insan.

taş devri taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti....

  • Murat Aydın
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 131
  • Cinsiyet: Bay
  • 7 Mesajı Toplam
    16 Kere Beğenildi
mahfi arkadaşım ben kişi laik olmak zorundadır diye bir şey demedim. eğer laik olacak olan varsa oda devlet değil insandır dedim.
ama insan laik olmak zorunda değildir tabiki...bakın sizde dediğim yanılgıya düştünüz. (din laik catışmasına) yani bir insan ya laik olacak yada dindar öylemi? bir insan hem laik hem dindar olabilir. yani hem dinini yaşar hemde laik bir şekilde yönetilen (bakın laikdevlet demiyorum laik yönetilen diyorum) devlette söz sahibi olabilir...

taş devri taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti....

  • Turgay Aydın
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 327
  • Cinsiyet: Bay
  • 5 Mesajı Toplam
    5 Kere Beğenildi

   İşte bu benim abim   :'( :'( :'(   göğsüm kabardı


  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
ahmet hocam aksine ben literatürü söylüyorum. Din, insanın vicdanıyla olan muhasebesi değilmidir. Bakın insanı diyorum... devletin vicdanı olurmu ki dini olsun...din insanlara ait bir özelliktir. Laiklikte, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. ...peki bu tarafsız yönetimi yönetecek kimdir devlet mi insan mı? bence insan.




    Sevgili Murat Aydın.
    Laiklik,somut bir varlık değil,bir kavramdır.Sen, kişi laik olur devlet laik olmaz dediğinde,devleti kişileştirmiş,insanı kurumlaştırmış olursun.Kurum olan devlet tarafsızca dinliye de dinsize de ön açar.Serbest hareket etmesini sağlar.İnsanlar arasında tercihlerini özgürce yaşamalarını sağlar.
      İnsan ya dinli olur,ya dinsiz... Üçüncüsü olamaz.Sen, insana laik dersen üçüncü şık açmış olursun ki bu literatüre aykırıdır dedim.Yani kişi laik olamaz.Ancak olsa olsa LAİKÇİ  olur.
       Laikçilik insana özgü bir özellik değildir.Devlet örgüsünün bir özelliğidir.LAİKÇİLİK,marksist düşüncenin devlet mekanizmasını jakoben anlayışla halkına dayatmasının adıdır.Yani insanın laik olmasını savunması,o' nun hiçbir dini özel veya tüzel ortamda benimsememesini savunur.Bu yolla kişiyi inançlarından soyutlar.Laikçi biriyle tartıştığında savunularına bak ne diyecektir.Dedikleri;eğer devlet memuru isen hiçbir dini ritüeli yaşayamazsın,yaşadığında devleti sekülerleştirdin der.
     Kısaca Murat,devletin laik olması doğal,ama insanın laik olması yanlıştır.

       Selam ve sevgilerimle...
      


  • Murat Aydın
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 131
  • Cinsiyet: Bay
  • 7 Mesajı Toplam
    16 Kere Beğenildi
değerli hocam ben laiklik ve dinin anlamlarından yola cıkarak böle bir kanıya vardım ve yinede aynı fikrimdeyim. sorun nerde biliyormusunuz hocam devleti kişileştirmede .din ve laik  kelimelerinin anlamlarına bakarsanız asıl o zaman devletin nasıl kişileştiğini göreceksiniz. Dinde vicdan işidir devletle ilgisi yoktur.laiklik bir devlet sıfatı değil yönetilme şeklidir.ben bunları söylüyorum ve diyorum ki devleti kişileştirmeyelim. laik devlet dinci devlet dersen o zaman  devlet kişileşir. Bu kavramlar devlet sıfatı değil insan sıfatıdır. İnsanı kurumsallaştırmaya gelince ben yazdıklarımdan böle bir anlam cıkaramadım eğer böle anladıysanız demek ki ben yanlış izah ettim. ben laik bir şekilde yönetilen  devlette yaşıyorsan ve devlette söz sahibi ( oy kullanmak söz sahipliğidir bence) oluyorsan bence laiksin diyorum... Burda bir kurumsallaştırma yok diye düşünyorum...

''Devlet örgüsünün bir özelliğidir.LAİKÇİLİK,marksist düşüncenin devlet mekanizmasını jakoben anlayışla halkına dayatmasının adıdır.Yani insanın laik olmasını savunması,o' nun hiçbir dini özel veya tüzel ortamda benimsememesini savunur'' bu cümleye ve cümlenin ekine bakarsak o zaman türkiye laik değildir diyecez hocam çünkü din devletin tüzel ortamına karışıyor işte en güzel örneği diyanet işleri. devletin tüzel kişiliği değilmi hocam? imamlarımız 657' ye tabi değil mi hocam? hocam laik devlet değiliz. (eğer laiklik devlet sıfatıysa)

Hocam ayrıca anlamadığım şu, neden bu kadar tepkiliyiz laikliğe ne var bizi ondan iten. eğer yine marksis düşüncelerden bahsedeceksek hic bahsetmeyelim çünkü onlar eskidi. Bu gün pkk nın dilinde bile o var.marksist  felsefe marksist  felsefe... bunları bir kenara bırakalım onların devri geçti...
hocam bütün bunları derken ben laiklik hastası biri değilim ama ona karşı tepkilide değilim...varmı ülkeyi yönetebilmenin daha iyi bir yönetim biçimi? Bence yok hocam...

kemal hocam  yazılarını bağenerek okuyorum. onun için sizi dayımın öğluna sordum( mustafa düzenli) oda meslektaş deyince sevindim. sizin gibi insanları önümüzde görmek çok güzel...
                                                                              hocam saygı ve muhabbetle...






taş devri taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti....

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     Sevgili Hocam,
     Aynı şeyleri söylüyoruz ama tanımda ayrılıyoruz.Ben laikliği benimsemiyorum diye bir cümle kullanmadım.Aksine laikliğin herkes için güvence olduğunu savunuyorum.Sorun şurada kanaatimce.Sizin kullandığınız ''insan laik olur''tanımlamasını laikler değil laikçi marksistler kullanıyor.Onlara göre insan laik olmalı ,sonra da hiçbir dini ritüele tabi olmamalı.Böylece inancı olmayan,veya,yaşamayan bir kesim olmalı.Hele hele 657 ye tabi devlet memurları asla camiye,kiliseye,havraya girmemeli.Bunun için devlet de insan da laik olmalı,diyorlar.Bu gerçek demokrasi için bir tehlikedir.İnançlı veya inançsızlar için de tehlikedir.Çünkü dayatılan yaşam tarzı insan fıtratına aykırıdır.
      Sen de aynı kanaatte olduğunu tespit ettim,ama,insanın laik olması fikrine katılmıyorum.Sen, kurum inançlı olur, ama insan inançlı olmaz anlamına gelen bir fikri savunuyorsun. Devletin dine müdahalesini dinliliğine bağlıyorsun.Oysa gerçek demokrasilerde bu da yanlış...Devletin dine müdahalesi de olamaz,yöneticilerin dini referanslarla yönetmesi de olamaz.Gerçek laiklik budur.

      Selam ve sevgilerimle.


  • Murat Aydın
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 131
  • Cinsiyet: Bay
  • 7 Mesajı Toplam
    16 Kere Beğenildi
sevgili hocam,
ben marksistlerin acıkladığı laiklikten bahsetmiyorum. bakın laiklik ilk olrak nerde ortaya çıkmıştır fransada. daha sonra bu ülkeler hukuklar ve felsefi akımlar tarafından yorumlamıştır. marksistlerde laikliği kendi yorumlarnı koyup öyle benimsemişlerdir. marksistlerin laiklikteki rolu bundan ibaret . ben onlardan bahsetmiyorum ben laikliği bir yönetim şekli olarak benimsemiş ve bunuda kişileştirmeyi başarmış laiklik anlyışından bahsediyorum. bakın laiklik fransada ortaya çıktıktanda sonra 1789 yılında yayınlanan insan hakları ve vatandaşlık bildirisinde yayınlanan laiklikten basediyorum.(-Kanun ile düzenlenmiş olan, kamu düzeninin bozulmaması kaydıyla, hiç kimse, dini nitelik taşısa dahi, düşünceleri nedeniyle rahatsız edilemez". - "Düşüncelerin ve fikirlerin özgürce iletilmesi, insanın en değerli haklarından biridir (...)" ifadesi de laiklik kavramı çerçevesinde ileri sürülmektedir. hocam bu kişi odaklı değilmidir?ben bu laiklik şeklini benimseyip geliştirmiş laiklik anlayışından bahsediyorum.

hocam laikliğin herkes için güvnce olduğundan bahsettiniz bu fikrinize katılıyorum. en azında bzim toplumumuz gibi ziyniyetlere sahip toplumlarda laiklik güvencedir.

evet hocam siz laikliği benimsemeyen bir cümle kullanmadınız. ben mahfi yazısının üstüne sizin düşüncelerinizi merak ettim cünkü çok tepkili gibi yazılmış geldi bana. hatta size soru şeklinde yönelttim.

ben kurum inançlı olmaz devlet inanclı olmaz( cünkü bunların vicdanı yok) insan inanclı olur fikrini savunuyorum.en baştan beri söylemek istetiğim bu...
                                                        selam ve saygılarımla....






taş devri taşlar bittiği için değil mantıklar değiştiği için bitti....

  • MemleketiM

  • Ziyaretçi
evet kesinlikle doğru bir tanımlama, devletin dini olmaz. mesela diyelim Türkiye'nin dini islamdır. Peki İslam dışında başka bir dine mensup kişiler ülkemizde kendi dinlerini yaşayamaz mı? bu insanlık dışı bir durum olurdu kanaatimce..

İslamiyet öz irade ile kişilerin kendi içlerinde yaşayacağı bir dindir.
saygılar..



 


Facebook Yorumları

         
Twittear