JÖN TÜRKLER ve MİLLİYETÇİLİK - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: JÖN TÜRKLER ve MİLLİYETÇİLİK  (Okunma sayısı 6750 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     AHMET AKTÜRK (HOCA)
     agulen61@gmail.com
     16 Kasım 2009 Pazartesi

     JÖN TÜRKLER ve MİLLİYETÇİLİK

     Şu milliyet meselesini bir baştan alarak,tarihi kökenine inmek istiyorum.Milliyet,illiyet,soy bağı gibi kavramların toplumlara olan etkilerini ele almak istiyorum.

     Şunu öncelikle vurgulamak isterim ki;bu kavram bir neştere benzer.Neşter katilin elinde olursa adam öldürür,doktorun elinde olursa hayat kurtarır.

     Bilinçli ve kültürlü toplumlarda bu kavram vatan-millet-ve bayrak sevgisine dönüştüğünde yararlı olacak,toplumun Al-i menfaatlerine kullanılacak motivasyon için sihirli bir kelimeye dönüşecekdir.

     Ancak;menfaatperest ve çıkarcıların,aldatılmış ve sivile karşı tankını yürütecek kadar millet düşmanı ihtilalcilerin eliyle kullanılacaksa toplumları felakete sürükleyecek argümanlardan biri olacaktır.Aşağıda bu kavramın nasıl toplumu afyonlaştırdığını ve kimler eliyle kullanılarak bin yıllık toplum kardeşliğini yok ederek neleri kaybettirdiğini görmenize yardımcı olmaya çalışacağım.

     Şimdi dilerseniz öncelikle bu akımın nereden geldiğine bakalım.

     1789 Fransız İhtilalinin sebep ve sonuçlarını burada anlatmam güç.Çok uzun bir anlatım olur ki okuyucularımı sıkmak istemem.Sadece şu kadarını belirtmek isterim ki;Fransız İhtilali; Fransa,İtalya,İngiltere,Almanya ve bütün Avrupa ülkelerinin Skolastık çağdan arınarak yeni ve aydınlanma çağına ayak atmasına vesile olan,modern çağa geçişe sebep olan; önce fikri,daha sonra fiili olarak gerçekleştirilen halk hareketidir.

     Halkın mevcut iktidarı zor kullanarak alaşağı ettiği bir tarih başlangıcıdır.Dünyada sonuçları ne olursa olsun meşru sayılan ilk ve tek ihtilal biçimi budur.Yani halkın istemediği bir yönetimi değiştirmesidir.Ki buna hiçbir hukuk yok diyemez.Halkı yargılayamaz.Meşru olması bakımından tüm tarih literatürü bu gibi hareketleri hep övmüştür.

     Bu İhtilalin sonuçları açısından bizi yani Osmanlı İmparatorluğunu etkilemesi de söz konusu olduğundan,bizim tarihçilerimiz Fransız İhtilalini çoğu yerde bir milat olarak kabul ederler.Avrupalı kendini sömüren ve sınıflara bölen katı krallık ve kilise yönetiminden kurtulmuş,ardından halkın kendi kendini yöneteceği bir sistemi kurabilme becerisini göstermiş yegane hareket olarak kabul etmiştir.Bu hareketin fikir babaları; Jan Jak Russo,Volter,Monteskiyo,Çiçero,Bokkacyo gibi düşünürlerdir.

     Bu İhtilal Avrupanın kurtuluşu oldu,ancak Osmanlı İmparatorluğunun da sonunu hazırlayan başlangıçtı.

     Fransız İhtilalının getirdiği fikir akımlarının en önemlisi MİLLİYETÇİLİK akımıdır.Her halk,ırk kendi kendisini yönetmede bağımsız hareket etmeli fikri 1789 dan 1860’lara kadar fitnesini oluşturdu.Yüzyıllardan beri Osmanlıyı parçalayamayan Avrupalı bu akımla Osmanlının içine kurt düşürdü.Milliyetçilik körüklendiğinde neler olabileceğini bilen Avrupa fikir dünyası,1830 yılından itibaren Avrupa’ya öğrenci olarak giden Osmanlı çocuklarının kanına girmiş ve ilk ayrılık tohumları bu öğrencilerin kafasına ekilmiştir.

     Öncelikle; Mithat Paşa,Namık Kemal,Ali Süavi gibi isimler kandırıldı.Fransa’da yayımlamaya başladıkları gazetelerde kaleme alınan makaleler tam bir fitne tohumu ekmekteydi.Balkanlardaki  Yahudi dönmeleri bunu fırsat bilerek Mason localarını devreye koymuş Osmanlı askerlerine de el atmışlardı.

     Abdülhamit’i 1909 yılında tahttan indirmek için ihtilal yapanların arasında meşhur Yahudi Hahamı ve şu andaki İsrail’in kuruluşuna fikir babalığı yapan Albert Emanoel Karasso (Rivista Masonnica’da Aralık 1913′te yayınlanan makale) de “Bütün bunlara rağmen, 1903′te Makedonya’da Sultan’ın baskısına tepki gösteren Jön Türklerden bazı masonlar Selânik’te partilerinin merkezini kurmayı başardılar. Jön Türk komitesinin propagandası Selânik’ten ülkenin her köşesine, vatanseverlikle dolu beyannameler yağdırdı ve gerçek Osmanlıları ülkeyi meşruti bir rejime kavuşturmak için savaşmaya çağırdı….Ve sonunda 24 Temmuz 1908′de ihtilâl patlak verdi.” Demektedir.

     İmparatorluğun Balkan kesiminde bulunan milletler, istiklalleri uğruna sık sık ayaklanıyorlardı. Memleketin kurtuluşunu meşruti idarede gören bazı gençler, birleşerek Avrupalıların "Jön Türkler" veya "Genç Osmanlılar" dedikleri, Yeni Osmanlılar Cemiyetini 1866'da kurdular. Başlıca üyeleri Mehmed Bey, Reşat Bey, Nuri Bey, Ayetullah Bey, Namık Kemal, Refik Bey, Ziya Paşa, Ali Suavi ve Agah Efendi'dir. Bu cemiyetin kurulduğu ortaya çıkınca Mehmed Bey, Nuri Bey ve Reşat Bey Avrupa'ya kaçtılar. Daha sonra, Prens Sabahattin'in daveti üzerine Ziya Paşa, Ali Suavi ve Namık Kemal de Avrupaya gittiler ve orada gazete, broşür çıkartarak Osmanlı İdaresi'nin kötü yönetimi hakkında yayına başladılar. Jön Türkler bir süre sonra yurda döndüler ve birer göreve tayin edildiler. Bu gençler rejimi yıkamamışlarsa da, Osmanlı İmparatorluğunda, Hürriyet ve Meşrutiyet fikirlerinin kökleşmesinde büyük rol oynadılar

     II. Abdülhamid'in kurduğu askeri nitelikteki okullardan mezun olan ve Jön Türk akımından etkilenen genç subayların çoğunluğu da II. Abdulhamid yönetimine karşıydılar. Gittikleri yerlerde dernekler kuruyor, mücadelelerini gizlice yürütüyorlardı. Bu mücadeleyi yürüten gençler, tüm gizli dernekleri Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti adı altında birleştirdiler. İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan bu cemiyet, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar yönetimde söz sahibi oldu.

     “Yeni Osmanlılar” veya “Genç Türkler” de denilen bu grup mensupları, Avrupalıların verdikleri Fransızca “Jeunnes Turcs” adıyla meşhur olmuşlardır. Bu tabir, umumî olarak, o yıllarda Avrupa’da politika, fikir ve edebiyatta aşırılık taraftarı gençlere veriliyordu. Yeni Osmanlılar için ise, ilk defa Mustafa Fazıl Paşanın yayınladığı bir mektupta, “Yeni Osmanlılar” karşılığı olarak kullanılmıştır. Daha sonraları Namık Kemal ve Ali Süâvî tarafından da benimsenerek, Türkçe'ye yerleştirilen bu tabir, uzun süre, Osmanlı topraklarında yetişen, devlet idaresine karşı gelen ve yabancılar tarafından yönlendirilen ihtilâlcilerin tamamının ortak adı olmuştur.

     Namık Kemal, Ali Süâvî ve Ziya Paşa gibi meşhur isimlerin, kalemleri ile dile getirdikleri fikirleri, “Osmanlı Devleti'ne meşrutiyet idaresinin getirilmesi ve bütün azınlıklara Avrupaî tarzda hak, hürriyet verilmesi” şeklinde özetlenebilir.
              Vatanı kalemleriyle Avrupa’ya satan bu kişiler bu gün hayatta olmuş olsalardı kim bilir hangi saiklarla neler yapılırdı.Milliyet veya kavmiyetçiliği körükleyerek vatan topraklarında isyan çıkarıp Osmanlıyı bölüp parçalayan bu isimlerin bu günkü karşılıklarını bi gözlemleyin lütfen…

     İttihat ve Terakki Cemiyetini daha sonra içine giren yabancı unsurlar ve onları destekleyen Masonların tek ama tek gayeleri vardı. Osmanlı Devletine karşı olmak ve onu parçalamak                       

     Özellikle şu habere dikkatlerinizi çekmek isterim.”27-29 Aralık 1907’de  Paris’te toplanan İkinci Jön Türk Kongresine; İttihat ve Terakki, Prens Sabahattin’in Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet cemiyetleri yanında, Ermeni Taşnaksutyun Komitesi de katıldı.”

     Alınan kararlar a dikkat !;

     Osmanlı Devleti aleyhine en ağır ithamlar yapıldıktan sonra, İran Mebusan Meclisi'ne dostluk telgrafı çekilmesine, Makedonya’daki Rum, Bulgar vs. çetelerinin, devlete karşı olan isyanlarının desteklenmesine, diğer gizli cemiyetlerin birleştirilerek, ihtilâlci yayınlar yapılmasına karar verildi.
 
     Jön Türklerin her ne kadar vatan-millet edebiyatı ile halkı galeyana getirse de sonunda anlaşılmıştır ki; şahsın ayrı ayrı maksatları vardı.

     Azınlıklar istiklâl, hiç değilse muhtariyet kapmak, şahıslar ise şahsî hırs ve arzularını tatmin etmek peşindeydiler. Osmanlı Devleti'ni parçalamak ve yıkmak isteyenler tarafından methedilen Jön Türklerin faaliyetleri ise, devletin yıkılışını hızlandıran belli başlı sebeplerden olmuştur.

     Batı dünyası karşısındaki tavırlarının taklitten öteye geçememesi, devlet kademelerinde yer almak, meşhur olmak, hattâ Mithat Paşa'da (ZIRAAT BANKASININ MEŞHUR KURUCUSU) olduğu gibi, kendi ailelerini hanedan yapmak için azınlıklarla, eşkıyalarla, Rum-Ermeni çeteleri ve Avrupa devletleriyle işbirliği yapmaktan çekinmemeleri, bu faaliyetlerin en acı tarafı olmuştur.

     Netice olarak, Osmanlı topraklarındaki sulh ve sükûnu, dört bir yandan patlak veren ihtilaller, isyanlar, hükümet darbeleri ve savaşlarla yok etmişler, çıkarılan idaresizlik, kargaşa ve savaşlar ortamı içinde, milletin felâketini hazırlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı, Jön Türk faaliyetinin Türkiye’de sonu olmuş, daha önce yaptıkları gibi, yine yurt dışına kaçmışlardır.

     Selanik menşeli Jön Türk hareketinin,27 milyon km 2 ye yayılan Osmanlı imparatorluğunda etnik temizlik düşünerek,başta Ermeniler olmak üzere tüm azınlıkların kökten temizlenmesi gerektiğine inanmıştı.Masonlar tarafından idare edilen ve parayla desteklenen bu hareketi bir diğer yönden azınlıklara şikayet etmekte,”bakın sizi kesip asacaklar,bir an önce bağımsız devletinizi kurmalısınız.Sizi tüm Avrupa devletleri de tanıyacak diyerek kışkırtıcılık yapan bu fitne yuvasının ne Namık Kemal,ne de Ziya Paşa farkında olamamıştı.
 
     Avrupalı araştırmacı-Tarihçı E. E. Ramsaur, “Jön Türkler ve 1908 İhtilâli” adlı eserinde; “Sonuç olarak, Jön Türk hareketini masonların ve Musevilerin hazırladıkları “dünya ihtilâli” nin bir parçası olarak niteleyen yayınların sayısı hayli kabarıktır.” Demektedir.
 
     Yine bir batılı olan “The Morning Post” (London 1920), The Cause of World Unrest “Kesin olarak söyleyebiliriz ki, Türk ihtilâli, hemen hemen tümüyle bir mason-Musevi komplosudur.” Diye tarihe kayıt düşmektedir.

     Diğer alıntıları yapalım;

     Nesta H. Webster, Secret Societies and Subversive Movements “Jön Türk hareketi, İtalyan Büyük Doğusu’nun yönetimi altındaki Selânik mason locaları tarafından başlatılmıştır ve aynı makam daha sonra Mustafa Kemal’in başarıya ulaşmasına da yardımcı olmuştur.”

     R. W. Seton-Watson, The Rise of Nationality in The Balkans“Hareketin (JÖN TÜRK) asıl beyinleri Yahudi ya da Dönmelerdi. Selânik’in zengin Dönmelerinden ve Yahudilerinden, Viyana, Budapeşte, Berlin’deki uluslararası kapitalistlerden mali yardım görmekteydiler.”

     Joseph Nehema, Histoire des Israelites de Salonique  “Baruh Kohen adındaki Volter’ci, özgür fikirli bir düşünür, 1880′den 1905′e kadar, Selânik’te bir havari gibi, fikir özgürlüğü vaaz etti. Havariliğini bazı arkadaşları ile kurduğu, İskoç Ritine bağlı bir İtalyan mason locasında sürdürdü. Bu loca bir kaç yıllık faaliyetten sonra kapandı. 1901 Kasım’ında “Macedonia Risorta” adıyla yeniden açıldı ve her inançtan insanları içinde topladı. İttihat ve Terakki’ye yataklık eden loca budur.”

     Sonuç olarak;milliyet ve kimlik üzerinden siyaset yapmanın sonu Namık Kemal ve ziya paşanın Ülkeyi getirdiği yer olacaktır.1876’DAN 1909 yıllarına ve ardından iktidarı ele Cemal,Talat ve Enver Paşaların kati kanaatle söylüyorum niyetleri vatanı kurtarmaktı.Neden kurtaramadıklarını anlamadılar .Veya anladıkları zaman iş işten geçmişti.Zannediliyordu ki;bu topraklar saf bir ırkın yaşaması gereken yerlerdir.Bunun için dil,din ve milliyet bağını şart koşarak saf bir millet yaşasın istediler.Ne yazık ki,Cumhuriyet döneminde de bu hataya düşüldü ve ırklar, soylar inkar edildi.

     İnkar edilen ve asimileye çalışan ırkların memnuniyetsizliği hem kendilerine hem de bu ülkeye çok şeyler kaybettirdi.300 milyar doları bulan bir kaybın söz konusu olduğu son 30 yılda,nereye kadar gidileceğinin,daha nelerin kaybedilmesinin göze alınabileceğinin hesapları yapılmalıdır.

     Eğer hala mücadeleye devam diyorsak,ben sürüden ayrılmam.Ama aklın yolu bu değil uyarılarına kulak asılmazsa 600 yıl yaşayan bir imparatorluğun,bazı beyinsizler yüzünden 30 yılda okyanusa gömülmesi gibi,Türkiye Cumhuriyetinin sonunu getirileceği kuşkusundayım.

     Gelin el ele verip bu yangını söndürelim.Diyarbakır cezaevinde 2 yıl yatan bir mahkuma 24 saat Müşeref Akay’ın okuduğu Türkiye’m türküsünü dinleterek işkence edilmiş,ardından tahliyeden sonra bu şarkının telif haklarını satın alarak hiçbir yerde yayınlamama kararı aldırmış.Sahi siz somn 15 yıldan beri bu şarkının çalındığını hiç duydunuz mu?

     Ya devletin başa ya da kuzgunun leşe verildiği bir anlayışla hamaset yapılmasının zamanı ve zemini değildir.

     Kan leşi,leş ise çakalları çeker,sırtlanları çeker,kargaları çeker.Gelin bu ülkenin başına bir daha çorap örmeyelim.Ne kuzgunlar,ne çakallar,ne sırtlanların aklına getirmeyelim ülkemizi.Akıllı olup çakalları başka tarafa yollayacak akıllı idareciler lazım.           

     Bu makalenin uzunluğundan dolayı özür beyan ediyorum.Ancak konunun açıklığa kavuşabilmesi için geniş bir bilgiye ihtiyaç duydum.

     Selam ve dua ile…




  • Kemal Algül
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 599
  • Cinsiyet: Bay
  • 16 Mesajı Toplam
    20 Kere Beğenildi
kalemine saglik hocam.......hele makalenin bu bölümü tam anlatmak istedigim dile getirmek istediklerimdi....tercuman oldunuz...Sonuç olarak;milliyet ve kimlik üzerinden siyaset yapmanın sonu Namık Kemal ve ziya paşanın Ülkeyi getirdiği yer olacaktır.1876’DAN 1909 yıllarına ve ardından iktidarı ele Cemal,Talat ve Enver Paşaların kati kanaatle söylüyorum niyetleri vatanı kurtarmaktı.Neden kurtaramadıklarını anlamadılar .Veya anladıkları zaman iş işten geçmişti.Zannediliyordu ki;bu topraklar saf bir ırkın yaşaması gereken yerlerdir.Bunun için dil,din ve milliyet bağını şart koşarak saf bir millet yaşasın istediler.Ne yazık ki,Cumhuriyet döneminde de bu hataya düşüldü ve ırklar, soylar inkar edildi.
........Bende bugun insanlarin vatan severliklerinden süphe duymuyorum fakat söylemler ve uygulamalar ne yazikki bana iste sizin anlatmis oldugunuz tarihi canlandiriyor gözümde....ve ülkenin geleceginin osmanliya benzemesinden korkuyorum...

Surda bir gedik açtik; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgar, artik ne yandan esersen es!

  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 204
  • Cinsiyet: Bay
  • ÜLKESİNE SEVDALILAR
  • 33 Mesajı Toplam
    49 Kere Beğenildi
  • GSM: 0533 450 50 86
Ahmetciğim eline sağlık. Senin taşıdığın endişeleri bende taşiyorum. İnşALLAH bu millet,akıllı ve tecrubeli liderini bularak bu zorlukları da aşacaktır.


  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 80
  • Cinsiyet: Bay
  • 9 Mesajı Toplam
    9 Kere Beğenildi
    • kondisyon aletleri spor malzemeleri
  • GSM: 05335523755
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Sayın hocam ; Yazınızı zevkle okudum. Gercekden çok güzel izah etmişsiniz.Bu memleketin başına ne gelmişse kendini bilmez, ne yabdığından haberi olmayan, işin sonunun nereye varacağından bihaber, dünyanın nereye gittiğini fark edemeyen kendini bilmez kişilerin yüzünden gelmiştir.Benim kanaadime görede aynı durum bugünde gecerlidir.Kala kala bir avuc anadolu toprağı kalmıştır, korkarımki eğer böyle giderse yani vurdum duymazlık ve aymazlık devam ederse bu vatan da bölünmeye doğru gidebilir.Çünki bütün şartlar ve olaylar 1908 ve öncesini işaret ediyor.Ne yazıkki bazi liderler ve sözüm ona aydınlar bu gidişi göremiyor.Her şeyin hayırlısı.
kalın sağlıcakla.


  • Administrator
  • *
  • İleti: 172
  • Cinsiyet: Bay
  • 21 Mesajı Toplam
    31 Kere Beğenildi
Ahmet abi yazını zevkle okudum, çok güzel tespitlerde bulunmuşsun. Tebrik ediyorum. Ancak aklımda kalan birkaç hususu da paylalmak istedim.

Genel olarak yazıda, milliyetçiliğin doğuşu, Fransız İhtilali sonrası Osmanlıya etkileri üzerinde durmuşsunuz. Daha sonra da cumhuiyet döneminde ülkenin dil, ırk v.s lerinin yok edildiğini eklemişsiniz. Ve Osmanlı'ya ne olduysa sanki milliyetçilik yüzünden olmuş gibi hava yaratmışsınız gibi geldi bana.
Ancak, Osmanlı'nın son dönmlerinde imparatorluğu ayakta tutabilmek için denenen, İslamcılık, Osmanlıcılık gibi akımlardan hiç bahsetmemişsiniz. Aslına bakılacak olursa, osmanlı milliyetçilk siyasetinden önce Osmanlıcılık ve İslamcılık siyasetlerini denemiştir ancak malesef bu siyaset tutmamış ülkenin kutuluşuna çare olmamıştır. Nasıl olabilirdi ki? Müslüman kardeşlerimiz teker teker osmanlıyı arkadan vurmaya başlamışlardı, ortada ne islamcılık ne de osmanlıcılık denen birşey kalmıştı.
Bence yazınızda Fransız İhtilalinin en önemli sonucu olan imparatorlukların devrinin kapanması ve ulus-devletlerin çağının başlaması sonucu eksik kalmış ve yaptığınız analizi de ekk bırkmıştır. Zira, diğer alternatif siaysetlerden sonuç alamayan Osmanlı'nın önünde milliyetçilikten başka bir politika alternatfi kalmamıştır. Devamında da Türkiye Cumhuryeti devleti de tutmayan İslamcılık ve Osmanlıcılık akımlarının kalıntılarını temizleyerek ulus devlet olarak kurulmuştur. Pek tabii olarak da bu şartlarda ulus inşa süreci başlamış ve Türklük bilinci halka aşılanmıştır. Bu siyaset 20. y.y başlarının kaçınılmz sonucudur. Nitekim, İran'da Mahabad Kürt Devleti bile kurulmuş ama devam ettirilememiştir. Netice olarak yeni Cumhuriyetin elinde milliyetçilik siyaseti haricinde bir alternatif olmadı gerçeğini de akıldan çıkarmamak gerektiğini belirtmek istedim. Bu amaçla sınıfsız ve olabildiğince homojen bir millet inşa edlmek istenmiştir.


  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
Sevgili Zafer kardeşim,
Makaleme yaptığın katkıdan dolayı teşekkür ederim.Anladığım kadarıyla yanlış anlama var.
Milliyetçilik adı altında yapılan hareketlerin bir milleti nasıl mahfettiğine vurgu yapmak istedim.Hatta bu kavramı bıçağa benzeterek kullanıcısına dikkat çekmeye çalıştım.Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının devleti kurtaramadığından bahsetmenizi de yanlış buluyorum.Çünkü o dönemde 31 mart vakasını hatırlarsan,bu ihtilalle hareket ordusunun selanikten kalkıp İstanbul'a girmesiyle Abdulhamit tahttan indirilmiş ve olağanüstü bir durum meydana gelmişti.Bilindiği üzere ihtilal sonucunda,tüm fikir ve aksiyonlar rafa kaldırılır muhatapları ipe verilir veya sürgün edilir.12 Eylül askeri idaresinde olduğu gibi.(Baban bu dönemi iyi bilir)O dönemde 31 mart 1909 ihtilali ile padişah tahtan indirilmiş,tüm muhalifler sürgün edilmiş veya boğazlanmıştı.Milliyetçilik (hürriyet ve musavaat) sloganı ile yapılan bu ihtilalde ne osmanlıcı ne de İslamcı ortalıkta bırakılmıştı.Dolayısıyla İslamcılığın başarıya ulaşamaması serbest bir ortamda denenip sonucu alınmış değildir.Kanla bastırılan ve dayatılan milliyetçilik akımıyla 27 milyon km2 olan vatan toprağı 10 senede 27 bin km2 ye indirilmiştir.Bunun vebali nasıl islamcı akımın olur ki? Ortada bir başarı görülüyorsa vatan toprağını küçültenler mi başarılı olmuştur.Bunun değerlendirmesini iyi yapmak lazımdır.Ben milliyetçi olunmasın demiyorum.Elbette hepimiz vatanımızın milliyetçisiyiz.Bunda kimsenin şüphesi yok.Ancak bu akımın vatanı büyüten olmadığını sosyolojik olarak imkansız olduğunu vurgulamak istedim.Çünkü bu akımda ırk ister istemez ön plandadır.Siz bu akımla Boşnağı,Arabı,Kürdü,Hırıstiyanı,Museviyi,Çingeneyi vs bir arada tutamazsınız.Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.İnsan fıtratı asıl ırki inkar üzerine kurulu değil.Zorla Arabı Türk yapamazsın.Fıtrata da aykırıdır bu.Korkutup kabul ettirsen bir yere kadar kabullendirirsin.Bir müddet sonra kendi aslını terennüm etmeye başlar.İslamcılık ve Osmanlıcılık akımları 31 mart olayından sonra kaduk kalmıştır.Hatta en ateşli savunucularından olan Eşref EDİP,Mehmet AKİF, ve hatta Mareşal Fevzi ÇAKMAK bile sonunda milliyetçilik gurubuna girmek zorunda kalmişlardır.Her olayı tarıhi sürecinde değerlendirmek lazım.Ama bu demek değil ki; Bu akımlar faydasız akımlardı.Osmanlıcılık akımı üstün gelseydi belki de Ürdün'den tutun Yemen'e kadar,Boşnaklardan tutun Arnavutluk,Azerbaycan,Hindistan,Pakistan bu fikir akımıyla elimizde bulunacaktı.Ama İngiliz Lavrensin maceralarını bilirsin.Araplar üzerindeki tesiri hangi akım üzerine olmuştur.Fransız ihtilalının sonucundaki "milliyetçilik" ülküsü sonucunda ayrılma siyaseti gütmüşlerdir.Üstelik bunları yaparken siz ihanet ettiler diyorsunuz.Ama İstanbuldaki fikir babaları bile her ırk kendi kaderini yazsın; ulus devlet olsun dediğinde kuş uçuşu 3000 km uzaklıktaki Yemen halkı nasıl İstanbul hükümetine bağlı olabilirdi ki? Kendi bindiği dalı kesen Ziya Paşa VE Namık Kemal,senin dediğin gibi ULUS DEVLET modelini, benimsediğinden milyonlarca km2 toprak parçası 20 yılda elden çıkarılmıştır.Tarihi değerlendirirken evrensel değerlerle değerlendirmeli ki haklı olalım.Ayrıca kuzey Irakta kurulup yıkıldığını söylediğin Kürt devletinin yaşamaması oradaki idarenin baskıcı davranmasındandır.Yoksa kurulan devlşet Kürtler kendiliğinden lağvetmemiştir...Selamlar.


  • birnazım

  • Ziyaretçi
Ahmet abi size hangi millettensiniz?diye sormak istiyorum cevabınıza göre yorum yapacağım.Eğer iyelik ekim yok diyorsanız(milliyetiniz)zaten yorum yapmama gerek yok.


  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
rnaz Hanım,haddinizi lütfen aşmayın.Bu sorunun kimseye sorulamayacağını bilmeniz gerekir.Kişilerin milliyetleri ile değerlendirmek yobazlıktır.Bu soru sorma şekli ve biçimi ne islamidie,ne de imani..Ama çok merak ediyorsan.Söyeleyeyim.Müslümanım (Elhamdülillah)Türk Oğlu Türk'üm..Bununla da şahsım olarak gurur duyarım.Ama asla başkalarının mensubiyetlerine de karışmama.Çünkü dokuz perde altında sana bu soru sorulmayacağını bilmiyorsan git en cahil hoca sana söyler.Bırakıın bu lafları da milletin kalkınması için kafa yorun.Kişilerin kafalarını metrelemeyin.Kabalaşıp cehaletinizi sergilemeyin.Tarih okuyun..Ve hangi ihanet kuyusunun içinde kimlerin olduğunu görün.Okuma ,anlama ve düşünme yetisi varsa tabi..


  • O Bir Visirli
  • *
  • İleti: 14
  • Cinsiyet: Bay
Hocam yazını zevkle okudum.Gercekten ciddi ve önem arz eden konulardan bahsettiniz.Geleceğimize ışık tutması icin bu konuları irdelememiz gerekir.araştırmamız gerekir.Okumalıyız ...Ben yorumlara biraz baktım ve üzüldüm..onun icin bazılarına MUSTAFA ARMAĞAN ın ABDÜLHAMİD İN KURTLARLA DANSI 2 kitabını okumalarını tavsiye ediyorum...selam dua ile...

Menfaatler vadısınde kurulan dostluklar
       Cile yokuşunda son bulur...........

  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 300
  • Cinsiyet: Bayan
  • 5 Mesajı Toplam
    5 Kere Beğenildi
saygideger hocam
yazmis oldugunuz makaleyi, degisik kaynaklardan bende okumustum.
Almanyada bu konu üzeerinde farkli farkli yorumlar yapiliyor.
Henüz kendi bilgimi edinmeden önce, burda osmanlilar bize tabircayiz ise barbar türkler diye tanitiliyordu. Nezamanki burda iki sene türkce özel okula giddigimde ve okumaya basladigimda nekadar yanlis bilgim oldugunu gördüm.
Bu vasitayla size de tesekkür etmek istiyorum, bizler kitap okumasak bile böyle bilgilerle, birdaha aydinlatilmis oluyoruz. En azindan fikir sohbetine girile bilir.
Türkceyi yazi olarak fazla kullanmadigim icin, hatalarim olabilir. Saygilar

Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi.
En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır.
Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir.


 


Facebook Yorumları

         
Twittear