BEYAZPERDE - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: BEYAZPERDE  (Okunma sayısı 2703 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Nilgün Aktürk
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bayan
  • 28 Mesajı Toplam
    41 Kere Beğenildi
BEYAZPERDE
« Topic Start: 01 Haziran 2010 - 11:19 »
  • Yayınlama
  •      NİLGÜN AKTÜRK
         mahfi_e@mynet.com
         03 Ekim 2008 Cuma

         BEYAZPERDE

         Yıl 1921.Bediüzzaman Said Nursi öğrencisi Molla Süleyman’la birlikte Ayasofya’da kıldığı namazın ardından,yakındaki bir çayhanede bir süre zamanın alimleriyle oturup çay içtikten sonra topluluktan izin isteyip öğrencisiyle dışarı çıkar.Süleyman’a –Haydi oğlum,gidip güzel bir film izleyelim der,Süleyman olur cevabını verir,ama içten içe de şaşırır,bunu anlayan üstat Bak Süleyman, ben sinemaya başkalarının gittiği gibi gitmem. İbret için, dersler çıkarmak için film seyrederim der ve giderler.Filmi salonun en güzel yerinden izlerler ve ardından üstat sorar,anlat bakayım ne anladın bu filmden,hiçbir şey der Süleyman.Bediüzzaman bunun üzerine 

           –Dünya da aynen sinema perdesine benzeyen bir yerdir. Kendisi sabit olmadığı gibi, içindekiler de fâni; hiç durmuyor, sürekli akıp gidiyor. Onun için dünya hayatına hiç güvenme oğlum. Sinemanın insana ibretlik mesajlar veren bir yönü var. Hayatlarımız, izlediğimiz bu film kadar kısa ve geçicidir. Ömrümüz sinema perdesindeki görüntüler gibi göz açıp kapayıncaya kadar akıp gidecek, sonra da hesap faslı başlayacak cevabını verir.

           Bu satırları okuyunca yaklaşık 1 yıldır sinemaya gitmediğimi,hatta dvd veya başka kaynaklarla da film izlemediğimi farkettim.Biraz zamanında çok izlemiş olmanın verdiği doygunluk ve ülfet duygusundan,biraz da herkes gibi zamanla bitmeyen yarışta öne geçmek adına,gözden çıkarılacak zaman tuzakları arasında görüyor olmamdan sanırım.

           Benim tuzak olarak gördüğüm,üstat için nasıl ibretler barındırıyor oysa…Her meseleyi bağlayabileceğimiz nokta,bakış açısı…Apayrı bir meziyet ,olayları dar değil,geniş perspektiften değerlendirebilmek.Çağı yakalayabilmek,müslümanlığı dar,küçümsenen kalıpların içine hapsetmemek…Ayak uydurmak ve aynı zamanda kendini,iç dünyanı muhafaza edebilmek… 

           Mevlana’da olduğu gibi olabilmek gerek bunun için.Mevlana çevresindekilere gayr-ı müslimlerle birarada olmayın,oturup kalkmayın,vakit geçirmeyin der,ama kendisi onlarla arkadaşlık edermiş.Nasıl oluyor,bize böyle diyor,ama sen böyle yapıyorsun diye soranlara verdiği cevap

     
           -siz bataklığa girseniz çamura,pisliğe bulanırsınız,bense bataklığa gül kokumu bırakırım  olur. 

           Burada dönüp kendimize sormalı,çağa ayak uydurma adına hayatımıza soktuklarımız-ki bu yerine göre insan,kılık-kıyafet,internet,sinema,müzik…herşey olabilir- ne kadar bizi çamura buluyor,ne kadar biz onları güzelleştiriyoruz? 

           Sinema cidden etkileyici bir sanat,belki günlük hayatın içinde ifade bulduramadığımız bir çok şey bir görüntüyle,bir mimikle,bir replikle mana kazanıp hayat buluyor.Yıllar yılı aklımızdan çıkmayacak izler bırakıyor.

           Ne zaman umutsuzluğa düşsem mesela Esaretin Bedeli’nden  -Unutma Red,umut iyi bir şeydir,belki de en iyisi,ve iyi şeyler asla ölmez sözleri gelir aklıma.Ordaki sabır,azim,ve sonucunda ulaşılan özgürlük…

           Hasta,yorgun hissettiğimde İçimdeki Deniz’deki Ramon’un tam 30 yılını yatakta,kıpırdayamadan geçirişi…

           Kelebek Etkisi’nde kadere tevekkülün,insan hayatının dengeler üzerine kurulduğunun,ufacık bir değişikliğin tüm dengeleri alt-üst edeceğinin anlatılışı…

           Mesaj’daki uzay görüntüleri,kızın orada varlıkla karşılaşması,varlığın babası suretinde oluşu,ona dokunuşu,filmde geçen bilim-din üzerine diyaloglar…

           6.histe yüzüğün düştüğü o sahne…

           Hayat Güzeldir’de babanın ölüme eli başında,gülerek,oğluna göz kırparak yürüyüşü,ölüme böyle de gidilirmiş duygusu…

           Fight Club’ta tam da halimizi anlatan sözler:Bizim neslimiz Büyük Depresyon'u ya da Büyük Savaş'ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız... Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak
    büyüdük, ama olmayacağız. Şimdi bunu anlamaya başlıyoruz…

           John Malkovich olmak’taki gibi bir başkası olmanın,onun zihninde bulunmanın nasıl bir şey olduğunu merak etme…

           Şeytan’ın Avukatın’da şeytanın en sevdiği vasfın kibir olduğunun anlatılışındaki muhteşemlik…

           Babam ve oğlum’da çocuğun okula başlayacağı gün tüm o sessiz hallerinden sonra çantasını bırakıp koştuğu,tüm masumluğuyla babamı özledim dediği sahne…

           Truman Show’un insana yaptırdığı sorgulama, acaba ne kadar  kendi seçimlerimizle şekillendiriyoruz hayatımızı,ne kadar başkalarının kurguladığı hayatları yaşıyoruz?

           Kill Bill’in finalinde karlar altındaki sahne,kavgada dahi duyulan onur…o müzik…

           Herkesin böyle sıralayabileceği sözler,sahneler vardır muhakkak.Bir çırpıda sayabiliyor oluşumuz sinemanın etkinliğini ispatta yeterli.

           Tüm bunları Üstad’ın yaklaşımıyla bir araya getirince şu soru kaçınılmaz:Böylesine etkin bir aracı bizler müslümanlar olarak,dinimiz adına ne kadar kullanıyoruz?Ne kadar kullanmalıyız?

           Bizim en büyük mesuliyetimiz cihadsa-ki öyle-,cihad da O’nun adını her yere ulaştırmaksa,bu da bugün toprak fethiyle değil,gönül fethiyle oluyorsa,imkanlarımız dünyanın büyüklüğü ve bizim kendi yaşamlarımıza bağlılığımız sebebiyle başka diyarlara bedenen gitmemize müsaade etmiyorsa,elimizde sinema gibi,internet gibi çok yaygın ve etkin araçlar varsa bunları kullanmak da bir anlamda sorumluluk sayılabilir zannediyorum.

           Bu aracı kullandığımız film olarak hepimizin aklında yer etmiş Çağrı filmi var.Her sahnesi,her kelamı apayrı,sanki dünyaya ait olmayan bir film…Bir filmin kokusu olabilir mi desem saçma gelecek belki ama Çağrı’da ciddi ruhani bir koku var,insanın iliklerine kadar hissettiği.

           Neden Çağrı’dan başka büyük çaplı bir örneği olmamıştır mesela?Neden insanlara ulaşmada sinemanın dili kullanılmamıştır?Neden din vizör önünde basit diyaloglara indirgenmiş,altında yatan o enginlik işlenmemiştir?Neden birileri hayran olunacak hayali karakterler yaratıp üzerinden fikir empoze ederken,gerçek olan,hayranlık duyulacak en kıymetli Varlık(cc),en kıymetli insan(sav) sunulmamıştır beyazperdede…Tarihin en despot,en karanlık,en diktatör karakterleri,en saçma düşünceleri bile müthiş kurgularla,diyaloglarla önümüze servis edilirken,ve hayranlık uyandırırken,biz ne yapıyoruz???

           … 

           Ah ufuk…ah ufku geniş insanlar…ufku geniş sizler sayesinde ufku genişleyen bizler…Ne çok ihtiyacımız var ufuk göstericiliğinize…daralan kalıplarımızdan sıyrılmaya…ALLAH ufku geniş insanları,açtıkları yolları görebilmeyi nasip etsin...



    ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.

    • Administrator
    • *
    • İleti: 2.567
    • Cinsiyet: Bay
    • "Edeb Ya Hu"
    • 389 Mesajı Toplam
      575 Kere Beğenildi
      • Forma Yaptırma Sipariş
    • Kan Grubu: Seçmediniz
    BEYAZPERDE
    « Yanıtla #1: 01 Haziran 2010 - 11:20 »
  • Yayınlama
  • Nilgün her yazını merakle bekliyor ve ilgi ile takip ediyorum. Bu yazında da yine çok güzel bir meseleye değinmişsin. Günden konusu olabilecek bir mesele ama bizim insanımız ilk olarak kendiyle barışıp başarılı olanları kösteklemek yerine desteklemesi lazım ki sürekli ileri adım atalım, elimizdeki nimetleri kullanalım... Nerde böyle düşünceye sahip insanlar...Özlem duayar olduk...

    Günümüzün insanı sadece ve sadece eleştiri yapıyor.Eleştiriyi yaparken çözüm sunmuyor... Bu kafayla biz çizgi film bile zor çekeriz...Bizim Tarihimiz bu hoolywod denen sinemada olsa kaç film yapmışlardı çok merak ediyorum.... Saygılarımla...

    Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

    • Nilgün Aktürk
    • Moderatör
    • *
    • İleti: 441
    • Cinsiyet: Bayan
    • 28 Mesajı Toplam
      41 Kere Beğenildi
    BEYAZPERDE
    « Yanıtla #2: 01 Haziran 2010 - 11:20 »
  • Yayınlama
  • Aslında Kenan bahsettiğin bunları düşünecek ve uygulayacak donanıma da,zekaya da,beceriye de sahibiz millet olarak-milletlikte değil kıstas müslümanlık-
    Ortada yapılmış somut şeyler ol-a-mamasının sebebi bütünlükten yoksunluğumuz galiba.Konuşamama,dinleyememe,kavga etmeden tartışamama,istişare edememe...gibi özelliklerimizin sonucu parlayıp sönen fikirler oluyor maalesef

    ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.

    • P h o e n i X
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 3.158
    • Cinsiyet: Bayan
    • Quae nocent docent!...
    • 184 Mesajı Toplam
      253 Kere Beğenildi
    BEYAZPERDE
    « Yanıtla #3: 01 Haziran 2010 - 11:20 »
  • Yayınlama
  • Kalemine sağlık Nilgün!

    Bakış açısı demişken, ben de üstad ile ilgili bir anektod paylaşmak istiyorum. Üstad, abilerden birinin arabasına biniyor ve o sırada arabada radyo açık- müzik çalıyor. Abi, hemen radyoyu kapatmaya yönelirken üstad: "Dur" diyor. "Ben, ses atomlarının havada yayılışını tefekkür ediyorum".

    Bu kadar derin bakış açısına sahip olduğundandır, namaz için tekbir aldığında, mescidin duvarları zangır zangır titrermiş..

    ALLAH, bizlere eşyanın hakikatini göstersin inşALLAH!

    You Laugh At Me For Being Different...

    I Laugh At You For Being The Same..


     
    لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ
    ALLAH birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet... çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun."


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear