MUSUL-KERKÜK ve TARİHİ GERÇEKLER (TÜRKLER ve KÜRTLER) - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: MUSUL-KERKÜK ve TARİHİ GERÇEKLER (TÜRKLER ve KÜRTLER)  (Okunma sayısı 4413 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     AHMET AKTÜRK (HOCA)
     agulen61@gmail.com
     08 Kasım 2007 Perşembe

     MUSUL-KERKÜK ve TARİHİ GERÇEKLER (TÜRKLER ve KÜRTLER)           

     Bu makaleyi yazmaya karar verdiğimde başlığı ne olsun diye düşündüm.Sadece başlıklarla bir makale uzunluğunda yazı yazmanın mümkün olduğunu gördüm.''GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEK'' adlı makalemde yüzleşmediğimiz/yüzleşmekten kaçındığımız geçmişimizin meyveleri önümüze geldiğinde surat asıp 'kim köydu bu ekşi yemeği soframıza' diye kabahatı aşçıya/garsona havale etmeyle rahatladığımızı sanıyoruz.

     Oysa,o yemeğin birgün ekşimiş olarak önümüze geleceğini hesap edemeyecek kadar strateji hatası yapmışız,gelecekle ilgili planlar yapmamışız,projeler hazırlamamışız  maalesef...Bir bakıma evin tembel kızı gibi, tozları halı altına süpürdük.Bir gün, halıyı kaldıran 'GÜÇ'ün bu tozları yüzümüze savuracağını hesap edemeyecek kadar vurdumduymaz davranmışız, sorunu savsaklamışız.Bu durumun  bizi ne kadar zor durumlara düşürdüğünün farkında değiliz.Veya farkına vardığımızda bedeli çok ağır yaptırımlarla karşı karşıya kaldığımızda elimiz ayağımız birbirine dolaşıyor.Saçmalıyoruz.

     04 KASIM 2007 tarihli Milliyet Gazetesine Röpörtaj veren Emekli Tuğ General Aytaç Yalman Paşa;'Kürt yoktur diye eğitilmişiz' dediğini okuduk.

     05 KASIM 2007 tarihli Akşam gazetesi köşe yazarlarından  Engin ARDIÇ,Paşa'nın bu itirafına karşı çok isabetli bir makale yazmıştır.Millet olarak yıllardan beri başımızı nasıl kuma gömdüğümüzün üst düzey  askeri yetkili ağızından itiraf edilmesi ne duruma getirildiğimizin ispatıdır.

     Bu yazıyı okuyan hiç kimse Kürt kimliğinin ispatına çalışıyor düşüncesine kapılmasın sakın.Maksadım Kürt,Türk ispatını yapmak değildir.Esas gayem,yıllarca bazı gerçekleri görmemezlikten gelme körlüğümüze isyandır.

     Bir eğitimci olarak yıllarca gençliğimize bir resmi ideoloji tarihi,bir de gizli ama gerçek tarihi öğretmekle bocaladık.Gençliğe 'bu olay böyledir ama gerçeği de şudur,ama bu gerçeği bizden duymuş olmayın...deyip gizliden gizliye tembih ettik başımıza bir hal gelmesin diye...Okulda öğretilenle aile ve çevresinde duydukları arasında hep çelişkide biraktık körpe beyinleri.Çelişkide kalan genç  'BUKALEMUN'laştı.Çift kişilik oluştu onda...Resmiyette söylenen/söylenmeyen fikirlerle boğduk/bastırdık gençlerimizi...Yetişkin çağına geldiğinde  geçmişte öğrendiklerini araştırarak sildi kafasından.Bazen ne o fikir ne bu fikir; başka fikirlere saptı.Sapıttı gençlik...Fikir dünyasında sabit fikirlilik fetişizmine saptı.Hepten yoldan çıktı.Kimi Kürtçü oldu,kimi Türkçü,kimi İslamcı,kimi Ateist...Ve öyle bir konuma getirildik ki,İslamcısı da,Türkçüsü de,Ateisti de,Kürtçüsü de birbirine tahammül edemez hale geldi.Çatiştı..Anarşi dönemi dendi bu çağa...'80 ihtilalinde düdük çaldı,oyun bitti dediler.Dün biribirine kurşun atan gençler çilehanede aynı koğuşta buluştu.Ancak orada konuşma fırsatı bulabildiler.Baktılar ki biz hiç yoktan birbirini kırmışız.Özeleştiri yaptıklarında bir oyuna getirildiklerinin farkına vardılar.

     Bu ortam hiçbir batılı toplumlarda yoktur.Yani çocuğa öğretilen şey okulda da, evde de, sokakta da aynıdır.Hiçbir Avrupalı kişi fikrini gizlemez.Buna gerek görmez.Çünkü ikinci/gizli bir düşüncesi yoktur.Yani sakıncalı piyade değidir.Oğlunun/kızının düğününde giriş kapılarında rencide edilip aşağılanan bir anneye raslayamazsın otrada.Tarihimizde olmuş ve bilmemiz gereken olayları gizleyemezsiniz orada.

     Mesela şunları biliyor muyuz? 1.Dünya savaşında iki kez Süveyş Kanalı'na saldırdığımızı,Bakü'ye asker çıkardığımızı,1924'te Rumlarla nüfus mubadelesi yaptığımızı,Bizzat Atatürk tarafından Türk sanat müziği'nin radyolardan çalınmasının yasaklandığını,Atatürk'ün aşırı sıgara,kahve ve içkiden iki kez kalp krizi geçirdiğini,Fikriye diye bir bayana aşık olduğunu,İzmir'i yaktığımızı,Mustafa Kemal'i bizzat Padişah görevlendirerek ve emrine beş bin altın vererek Anadolu'ya gönderdiğini resmi tarihten öğrenen var mı ? Yok.. Peki bunlar yalan mı? Değil...Peki,neden Türk Milletinden saklandı bu gerçekler.Bilinmesinde ne gibi sakınca görülmüş ki..Bilindiğinde  kime ne zararı olacak/oldu ki...

     Şimdi,esas konumuz olan Musul-Kerkük'le ilgili bilinmeyen tarihi bir olaydan bahsetmek istiyorum.

     Kurtuluş Savaşı bitmiş,TBMM açılmış,Cumhuriyet ilan edilmiş,Atatürk T.C Devleti'nin 1. Cumhurbaşkanı seçilmiş, 1921'de birinci ve 1924'te ikinci Anayasalar kabul edilmiş,1. ve 11.Anayasalara göre kanunlar çıkarılmıştır.

     Sıra yeni kurulan devletin sınırlarının çizilmesine gelmiştir.Yani kurulan yeni devlet hangi sınırlarda yaşayacağı kabul görecektir.

     Kurtuluş Savaşı başlamadan Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde 'Misak-i Milli' adı altında çizilen sınırlar ''Batum-Kars,Musul-Kerkük ve Hatay'in güneyi,Kıbrıs-Onikiada-Çanakkalenin batısından Selanik ve kuzeyinde Meriç ırmağı '' olmak üzere  yeminle çizilmiştir.Milli And olarak çizilen bu sınırlar alınıp muhafaza edilinceye kadar milli direniş devam edecekti.19 Mayıs 1919'da M.Kemal'in Samsuna çıkışı ile başlayan Milli Mücadele daha çok batı cephesinde Yunanlılara karşı yapılan Sakarya,Dumlupınar ve İnönü zaferlerinden sonra Yunan'ın İzmir'den denize dökülmesi ile 1921'de bitmişti.

     Unutulmasın ki,İstanbul ve Trakya'da,Karadeniz,Doğu Ve Güneydoğu bölgelerinde işgal gücü olan İngiliz,Fransız ve İtalyanlara karşı savaş yapma imkanımız yoktu.Dolayısıyla,Cumhuriyet kurulmuş ama sınırları çizecek anlaşma yapılmadığından bu bölgeler kısmen yabancı askerin kontrolünde idi.Bu güçler Lozan Anlaşması yapılıncaya kadar bu bölgelerde hakimiyetlerini hissettirdiler.

     Atatürk Lozan'a heyetin başkanı olarak yakın silah arkadaşı İnönü başkanlığında bir heyeti gönderdi.

     Çok sıkı pazarlıklar yapıldı.İngilizlerin gözü Suriye,Musul-Kerkük ve Van yöresinde idi.Bu bölgelerde petrol tespit edilmiş, ancak, miktarı ve sınırları belirlenemediğinden Lozan konferansı tıkanmıştı.İngilizler,bu coğrafyada yaşayan Hırıstıyan Nasturı'lerin ve Kürtlerin koruyanı biziz.Siz bu insanlara iyi bakmazsınız,haklarını vermezsiniz,size güvenmiyoruz.Onun için bu bölgenin kontrolü bizde olmalı'  tezinde ısrarla direttiler.

     Atatürk bu aşamada,ajanslarından .''Buralar TÜRK ve KÜRT halkının ortak tarihi toprağıdır.Kürt'lerle ortak tarihi bağlarımız,hısımlığımız var.Aynı zamanda din bağı gibi çok kuvvetli bir bağla birbirinden ayrılmaz parçayız.Nasturı Hırıstiyanlarla da hiçbir sorunumuz olmamıştır.Onlar bizim ev komşumuz,dert ortağımızdır' diyerek dünyaya mesaj verir.Bu açıklamanın ardından Hakkari'de 5 MAYIS 1926'da Nasturi ayaklanması,hemen akabinde de Diyarbakır'dan Elaziğ'a kadar olan bölgede Şeyh Sait ayaklanması vuku buluyor.

     Sormak lazım Atatürk'ün bu açıklamasından hemen sonra bu iç kargaşanın olmasını kim ne ile izah edebilir?

     Ve İngilizler masada 'hani Kürtler kardeşiniz,hırıstiyanlar emanetinizdi.Bakın onlar da sizi istemiyor.İstemediklerini isyanları ile gösteriyor.Onun için bu bölge size değil bize kalması gerekir' diye direttiler.

     İnönü Ankara ile temas kurar ve alınan kararda petrolun ortak paylaşımının sağlanması masaya getirilir.İngiliz'in eli kuvvetlenmiştir isyanlarla.Kabul edilmez.Toprak bizim petrol sizin teklifimize de yan gözle bakmazlar.İngilizler yeni  bir teklifte bulunurlar.Musul ve Kerkük sorunu Milletler Cemiyeti (bugünkü Birleşmiş Milletler)'ne bırakılsın,9 ay içinde cemiyet konuyu incelesin ve hazırlayacağı rapora herkes razı olsun.Bu arada Lozan barış anlaşması imzalansın.Bu madde de bu anlaşmaya konulsun.

     Bu şartlarda oniki ada da unutulur,Kıbrısta İngiliz'in garantörlüğü kabul edilir.o günkü Milletler cemiyeti İngiliz,Fransız ve İtalya Delegasyonundan oluştuğundan dokuz ay içinde hazırlanan metin sınırların bu günkü şekilde olmasını öngörür.Lozan Antlaşması imzalandığından alınan karar gereği çikacak nihayı karara taraflar uyma zorunluluğu maddesine göre sınırlarımız diplomatik hatalar neticesinde bugün olduğu gibi İngiliz oyunuyla çizilmiş olur.

     Lozan Antlaşmasının TBMM'de onaylanması görüşmelerinde çok ateşli tartışmalar yaşanır.Atatürk ve İnönü ihanetle suçlanır.Misak-i Milli deyip sınır çızen Atatürkün bu Milli And'dan nasıl vazgeçmiş olabileceği sorgulanır. Atatürk günlerce süren müzakereler sonunda kürsüye gelir ve şu tarihi gerçekle durumu izah eder.

     Biz Misak-i Milli için ettiğimiz yeminden vaz geçmedik.Ama MİLLİ DEVLET,AKIL,MANTIK VE İLMİN KABUL ETTİĞİ DEVLETTİR.AKIL VE MANTIĞIMIZ BU GÜNKÜ ŞARTLARDA İNGİLİZLE ÇATIŞMAYI GÖZE ALABİLİYORSA BUYURUN MİSAK-İ MİLLİYİ SİZ ÇİZİN.YOKSA BU METNİ ONAYLAYIN.Der ve kürsüden iner.Lozan Anlaşması meclisten onay alır.

     Bu gün,akıl ve mantığımız,ilmi sahamız Amerika ile çatışmayı göze alıp sonucunda Saddam gibi ülkesini üçe böldüren lider olmak istemiyorsan ülke bütünlüğü (en azından mevcudu korumak için) ucuz ve haması takılmamamız gerektığinde mutabık kalmamız lazım.

     Dün İngiliz'in oynadığı oyunu bugün Amerika'nın oynamadığını kimse söyleyemez.Ama Atatürk'ün söylediği milli siyasetin akıl,mantık ve ilimle olabileceğini de unutmamamız gerekir.Yani ayranım budur yarısı sudur.Çaresiz bir durum...

     Selam ve dua ile...




  • MemleketiM

  • Ziyaretçi
Sayın AHMET AKTÜRK;
yazınızı tüm dikkatimle okudum analizde bulundum. Bizim Abd ile mutabakatta olmamızı doğal karşılıyor ve bu durumun sürekliliğinden bahsediyorsunuz.
Musul ve Kerkük için o şartlarda ingilizlerle savaşmamız zor gibi gözüküyordu ve bu tavizi Musul ve Kerkük için göstermiş olduk. fakat günümüze bakalım. dediğiniz sürecin bir benzeri olduğunda aynı fikirdeyiz. Abd Orta doğu projesine Türkiyeninde bir bölümünü sokmakta ve bu amaca doğru yürümektedir. Abd Türkiyeyle şu zamnlarda savaşamaz. bu onlar içinde bir yıkım olur. Fakat en iyi yaptığı şeyi tekrarlıyor. İçten yıkım!!! yıkmak için etnik kökenleri kullanıyor ve kışkırtıyor toprak vaadlerinde bulunuyor. peki neden kürtler; kürt insani yapısı ve kökenini araştırmak lazım.. sosyal bir analizin sonucunda sebepleri de çıkacaktır.

zaman ilerliyor ve Türkiye sabırsız şehitlerinin hesabını soruyor.. Kana kan istiyor ama bilmiyorki senin şehitlerinin sebebi pkk değil... sebep abd ve maşa olarak da pkkyı kullanıyor...

ve şimdi boş dağları bombalıyoruz.. önümüz kış k.ırak karlı... bir sarıkamış destanı ve acısı yaşamak istemiyoruz. Türkiye temkinli ve sabırlı olmalı. çünkü artık çok geç anında tepkiler çözüm olabilirdi ama biz orda da abdyi dinledik. durun dedi durduk... bekleyin 2 gün dedi bekledik... sakladı pkklıları, indirdi k.ırakın köylerine.. biz de boş dağları bombalayalım....

ALLAHım Türk birliği için savaşanları koruru inş.

saygılar efendim.
teşekkürler.



  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
        Sayın İlknur Hanım,
        Makalem dolayısıyla yaptığınız eleştiriden dolayı teşekkür ederim.Eleştiri ve görüşlerinize yürekten katılıyorum.Önemli olan yazılan yazıların bir şekilde değerlendirilmeye alınmasıdır.Olumlu veya olumsuz tartışma, konuyu açar ve daha sağlıklı sonuçlara insanları götürür.Bundan dolayı önemserim eleştirileri...
         Bir konuda yanlış anlaşıldığım kanaatındeyim.Demek ki ifademde yanlış yönlendirilecek bir ifade kullanmışım.
         Öncelikle,ABD ile mutabakatın doğal olduğunu kabullenen biri olmadığımı ifade etmek isterim.Bu konuda İnönü'nün tarihi sözünü her zaman hatırımda tutarım.Der ki;ABD ile bir masada oturmak ayı ile yatağa girmeye benzer.Ben, mutabakatı kabul eden veya kabullenen biri olmaktan ziyade,mecburen masaya oturduğumuz bir muhataptır ABD'dir dedim.Bu bir tespittir.Atatürk, MUSUL-KERKÜK meselesini mevcut durumuyla kabullendiğinden mecliste Lozan'ı onaylatmıştır deme imkanımız var mı?Adım gibi eminim ki;Atatürk Musul-Kerkük'ün tıpkı Hatay gibi anavatana bağlanmasını can-ı gönülden istiyordu.Ama mevcut şartlar,yeni deyimle,konjektür gereği kabullenmek zorunda kalmıştır.
          Maksadım bu tespiti yapmaktı.Yoksa ABD'nin canı cehenneme...Irak semalarının uçuş müsaadesi Pendagon'dan alındığı gerçeğini gözardı edersek kafamızı kuma gömmüş oluruz.
          Bilmem yeteri kadar açıklayabildim mi? Sağlık ve esenlikler dileğiyle....
         



 


Facebook Yorumları

         
Twittear