SEVGİLİ HOCA'M - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: SEVGİLİ HOCA'M  (Okunma sayısı 3689 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
SEVGİLİ HOCA'M
« Topic Start: 07 Ekim 2011 - 01:45 »
  • Yayınlama
  •      AHMET AKTÜRK (HOCA)
         agulen61@gmail.com
         07 Ekim 2011 Cuma

         SEVGİLİ HOCAM                                               

         Benim için çok zor bir yazı olacak. İnsan  sevdiğinin arkasından nasıl bir yazı yazar.Neler yazar..Veya neler yazması gerekir?  Aslında Ali Hoca’dan ziyade kendimizi yazsak onun içinde hep Ali Hoca olacaktır. Çünkü O bizdik ve hep bizimle olan bir bütündü. Hayatımızın şekillenmeye başladığı, bilinç düzeyimizin olgunlaşıp kemale erdiği dönemlerde hep arkamızda, önümüzde, yanımızda olan bir ışıktı. Ölümünün üzerinden bir hafta geçti ama başsağlığı bile dileyemediğim, kardeşlerinin, çocuklarının titrek seslerini içimne sindirememekten korktum. Onun için ey dostlar affedin. Aramamamın sebebi aradığım zaman konuşamayacağımı hissettiğimden dolayıdır. Selçuk, Fatma, Havva, Salih, Hüseyin, Abdullah, Ahmet ve çok değerli yengem…

         Ali Hoca; kimimizin oğlu, kimimizin babası, kimimizin arkadaşı, kimimizin eşi, kimimizin dedesi, kimimizin yeğeni, kimimizin torunu kimimizin abisi olabilir.Herkese göre “biri” idi..Ama benim için farklı idi..Herkesin hayatında unutamadığı kişli veya kişilikler vardır mutlaka..Benim için Ali Abi Hami’mdi, farklı sevgimin oluştuğu kişilikti, dünya görüşüme yön veren, elimden tutandı.

         Ali Hoca’mla 1969 yılında, rahmetli ve sevgili annemin;
         “ -Uşağum Ali, bu uşaklarumi bobası sana teslim etmemi söyledi. Al onlari Trabezana ketur. İmam –Hatip okulina yazdur..Okuyacakler.. Sana teslimduler…” dediği zaman tanıdım..

         11 yaşına kadar ben ve 13 yaşına kadar abim Cemal köyde yaşadık. İlk Okulu “Gülen Köyü İlk Okul’unda” bitirdik. Trabzon’a gelinceye kadar şehirle hiç irtibatımız olmamıştı.

         Babam Almanya’da işçi olarak çalışıyordu. 1969 yılında İlkokuldan mezun olunca Baba’m bizi okutmak için çok hevesli olduğunu sonradan öğrenmiştim. Ve hala babama karşı olan hürmetimin çoğunun bu bilinçli algısı olduğundan ileri geldiğini söyleyebilirim. Gurbette olduğundan bizi emanet edeceği kimsesi olsa olsa Dayım olabilirdi. Rahmetli Annem Haci İsmail Dayımın yanına giderek babamın bizi Trabzon’da okutma isteğini iletmiş, o da dükkânının üstünde bir odadan müteşekkil mekânı bize tahsis etmişti. Dayım işlerinin yoğunluğundan bizimle ilgilenme işi Ali Hoca’ma havale edilmişti.

         1969 yılının bir Pazar günü annem önceden hazırladığı çamaşırlarımızı ve bir pleki (anlamını bilen bilir) mısır ekmeği, biraz tereyağı, peynir ve bir bakraç yoğurtla dereye kadar indirmiş Ali Hoca’ma teslim etmişti. Rahmetli Kondulu Rozgar Ahmet’in (lakabı buydu) Fega Ford minibüsüyle Trabzon’a doğru yola çıkmıştık. O zamana kadar hiç görmediğim yerlerden gidiyorduk. Çok heyecanlıydım. Rozgar Ahmet stabilize ve keskin virajlı yollardan gidiyor, bu gidiş bize sanki uçuyormuşuz hissi veriyordu. Oysa bu virajlı ve stabilizesi bozuk yolda ne kadar hızlı gidilebilirdi ki… Bu hızlılığı yüzünden kendisine yörede bu lakap takılmıştı. Ölümüne kadar da bu lakapla anıldı.

         Minibüsün sürmeli açılır penceresinden içeriye giren egzoz dumanını doya doya içime çekiyor, hiç tatmadığım bu kokunun içime doyumsuz haz verdiğini hatırlıyorum. Tek tük karşıdan gelen arabalarla kafa kafaya geliyor ani frenle ileri geri savruluyorduk. Ancak bir aracın gidebileceği bu yollarda bazen biz bazen karşıdaki araba geri giderek biraz geniş yerden birbirimize yol veriyorlardı.

         Arabada hatırladığım kadarıyla ben, Abim Cemal, Liga’nın Mahmut, Dayıoğlu Hüseyin (Hoca) ve Rahmetli Ali (Hoca)Abi’miz vardı. Araba Of’a gelince denizi de gördük. O zamana kadar denizi hiç görmemiştim. Aman ALLAH’ım ne büyük bir su birikintisi idi o. Çocukluğumuzda yüzdüğümüz deredeki göllere hiç benzemiyordu. Bu denize girenler mutlaka boğulurdu diye düşünüyordum. Of köprüsünün çıkışında bir iki yolcu daha vardı. Hallerinden belli ki onlar da bizim gibi okumaya gidiyorlar.

         Araba durunca denizden gelen müthiş bir gürültüye döndüğümüzde denizin ortasında, daha sonra gemi olduğunu söyleyecekleri bir cisim siren (düdük) çalıyordu. “Ali abi, bu ne” sorumuza, “ Gemi, balık avlıyor…” Demişti. Ama benim aklım bu olayı almıyor gibiydi. Nasıl olur da suyun üstünde batmadan bir cisim durabilirdi..

         Arabamız Sürmene, Araklı, Arsin, derken Şana ucundan önce havaalanı, daha sonra da Trabzon’un o meşhur çömlekçi silueti görünmüştü. Çok heyecanlıydım.. Arabamız Çömlekçi’de meşhur tarihi kavak ağacının dibinde durdu. Ve yere ayakbastım. Trabzon’a ilk ayak basışımdı..Şehre ilk ayak atışım..Titrek titrek ayaklarla Çömlekçi yokuşundan yukarıya doğru çıkmaya başlamıştık. Önce Rahmetli Muharrem Güney’in dükkânının önünden geçtik. Sonra çok sevdiğim ve hala hürmetle andığım (ALLAH uzun ve sağlıklı ömürler versin) dayımın oğlu Hüseyin Aktürk’ün dükkânına vardık. Bizi Hüseyin abimiz heyecanla ve sevgiyle karşılamıştı. Sonra diğer dayıoğlu Süleyman abimiz ve bitişiğinde dayım İsmail AKTÜRK… Dayım’ın elini öptük ve odamıza çıktık. Biz Trabzon’a geldikten çok kısa bir zaman sonra dayım dükkânını Süleyman Abi’ye devretmiş ve köye dönmüştü.

         Boş bir oda, giriş kapısının yanında bir tuvalet ve merdiven sahanlığında mutfak olarak kullanacağımız 2 metrekarelik yer…Elimizdeki eşyaları bir kenara koyduk ve Ali Abi’mizle sokağa çıktık..Bir divan ve bir yatak, çarşaf, ve yastık, birkaç naylon tas ve tabak, kaşık, tencere,bıçak,gaz ocağı, gaz yağı bidonu, kibrit ve bir kilimle döndük.Eşyalarımızı yerleştirdiğimizde saray gibi olmuştu odamız.Ali abimize eline sağlık demiştik.Ne de güzel yakıştırmış, döşemişti odamızı. 11 yaşında ben ve 13 yaşındaki abimle bir ranzada yatıyorduk. Aliga’nın Mahmut da bizimle birlikteydi. Ona da aynı eşyaları almıştık. Ama o tekti ve yatağında tek yatıyordu. Çok kıskanmıştık onu o zaman.

         Pazartesi günü Ali abi bizi İmam-Hatip Okul’una kaydettirdi. Okulumuz Bahçecik mahallesindeydi. Yeni açılmıştı. İlk kaydolan öğrencilerdendik. 4 katlı bina ve pansiyonu da vardı. Hüseyin Hoca eniştesi ayakkabıcı Hüseyin Aktürk ile kalıyordu. Kaydımızı da yaptırmış kitaplarımızı da Ali Abi sayesinde almış ve okula başlamıştık.

         Her gün heyecanla okula gidiyor ve çok çalışıyorduk. Bizi Ali abimiz kontrol ediyor ve okumaya, başarılı olmaya teşvik ediyordu. Kardeşi Salih (Hoca) ve Hüseyin (Hoca) bizden bir sene önce başlamışlardı okula.. (Mühendis) Dursunali Düzenli ve kardeşi Ahmet Düzenli (Yakuphan), İmamoğlu İsmail Hakkı Akyol ve Mehmetali oğlu Ahmet Akyol ile aynı dönemdeydik. Cumartesi- Pazar günleri en büyük zevkimiz Moloz’dan at arabası kaçırıp rıhtımda sürmek ve rıhtımın kenarında top oynamak büyük zevklerimizdendi. Hele kaçırdığımız at arabası sahiplerinin bizleri kovalaması ve içimizden birilerini tartaklamasını sonraları aramızda konuşur ve gülerdik.

         İkinci sene Çobanoğlu Ömer katıldı bize. Bir ekiptik ve çok yaramazlıklar yapardık. Şehrin verdiği sarhoşluk ve kontrolsüzlükten bizi Ali abimiz ve Hüseyin abimiz kurtarırdı. Yazlık sinemada film seyrederken Ali abi veya Hüseyin abi eliyle koymuş gibi bulup eve getirişine içerlerdik. Ama ne kadar isabetli hareket ettiklerini farkına daha sonra varmıştık.

         Yemek, temizlik ve çamaşır işleri de bize aitti. Ama kim temizlik biliyordu ki… Kim yemek yapmasını biliyordu ki… Biz hep Ali abimizin yaptığı o güzelim patatesli pırasa yemeğini aşırır karnımızı doyururduk. Gıdasızlıktan hasta olmuştuk. Hatta Aliga’nın Mahmut gıdasızlıktan hastalanmış ve annesi onu okuldan almıştı. Ve gidiş o gidiş… Mahmut kendini Almanya’da bulmuştu. İşçiliğe devam…

         Macera uzun ve bir makalede anlatılmayacak anılarla dolu bir öğrencilik hayatı. Aslında Ali abimizin bize bıraktığı en güzel miras fikri temellerimizin oluşumuna çok ama çok katkı sağlamıştı. Rahmetli Necip Fazıl, ve Erbakan’ın konferanslarına heyecanla katılışımız O’nun sayesinde olmuştu. Yol’umuzun hangi cenahta olacağının izini o sürdürmüştü bize. Siyasete girmedi, ama siyasette çok etkindi. Çok dostu vardı..Her türlü hayır ve hasenatın gizli müdavimiydi.Kimsenin görmediği bilmediği iyilikleri yapmak onun şiarıydı. Hasmı hiç olmadı, herkesle hısım gibi yaşadı… O daha İmam –Hatip’teyken  “hoca” lık unvanını almıştı.

         Sevgili Hocam, ruhun şad olsun.. Kaybın büyük boşluk bırakacak biliyorum. Yetiştirdiğin evlatların seni unutturmayacak bunu da biliyorum. Yetiştirdiğin evlatların ve bizler idealindeki fikri ve zikri yaşatacaktır, buna emin ol. Tüm aile efradına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

         Selam ve dua ile...     




    Ahmet Aktürk (Hoca) 'nin Mesajlarını Beğenen 8 Kullanıcı: Şafak YAZICI (08 Ekim 2011 - 16:06), Hasan AKYOL (08 Ekim 2011 - 10:26), YAVRİLİGOT (07 Ekim 2011 - 16:34), derbederiz_61 (07 Ekim 2011 - 12:07), ZAFER DÜZENLİ (07 Ekim 2011 - 11:58), ebruçobanoğlu (07 Ekim 2011 - 11:04), Kenan Yazıcı (07 Ekim 2011 - 08:35), LEMA (07 Ekim 2011 - 02:56)
    • P h o e n i X
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 3.158
    • Cinsiyet: Bayan
    • Quae nocent docent!...
    • 184 Mesajı Toplam
      253 Kere Beğenildi
    SEVGİLİ HOCA'M
    « Yanıtla #1: 07 Ekim 2011 - 03:02 »
  • Yayınlama
  • Ne mutlu o kişiye ki; gidişinde ardından güzelliklerle-hayırlarla yâd edilir. 

    Ne mutlu o kişiye ki; musallaya konulduğunda "nasıl bilirdiniz" sorusuna, ardındakilerin gönül hoşluğuyla "iyi bilirdik" sedası çınlatandır.

    Ne mutlu o kişiye ki; ardında hayır iziyle sürülmüş yollar ve sizler gibi kıymetli insanlar bırakanlardır.

    Değerli Hocam; öğrencilik yıllarınızdan da, kısaca özetlediğiniz bu hayat hikayesinden de  çok etkilendim. Herkes payına düşeni alır inşALLAH!

    Rabbim kendisine kavuşan sevgili kuluna rahmet eylesin.. Geride kalan dost-akraba ve sevenlerine sabırlar versin!

    You Laugh At Me For Being Different...

    I Laugh At You For Being The Same..


     
    لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ
    ALLAH birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet... çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun."

    • *** asi_kar ***
    • Süper Moderatör
    • *
    • İleti: 706
    • Cinsiyet: Bayan
    • Sevmek YÜREKLİ olana yakışır(!)
    • 232 Mesajı Toplam
      425 Kere Beğenildi
      • antoloji
    SEVGİLİ HOCA'M
    « Yanıtla #2: 07 Ekim 2011 - 11:08 »
  • Yayınlama
  • Bu yazının ardından denebilecek bir kelime yok ... Bir duygu ancak bu kadar güzel kalemle bütünleşebilir ... Arkada bıraktıklarının seni iyi hatırlaması kadar bırakacağın güzel bir miras başka ne olabilir ki ! ...

    ALLAH ; yerini mekanını cennet olanlardan eylesin ... Sevenlerine bolca sabırlar versin inşALLAH ....

    "Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun...

    Sabret ki her şey gönlünce olsun... "

    • Administrator
    • *
    • İleti: 168
    • Cinsiyet: Bay
    • 21 Mesajı Toplam
      31 Kere Beğenildi
    SEVGİLİ HOCA'M
    « Yanıtla #3: 07 Ekim 2011 - 11:59 »
  • Yayınlama
  • Ahmet Hocam kaleminize sağlık, rahmetli D. Ali abimizi daha iyi bilmemizi sağladınız, ALLAH gani gani rahmet etsin inşALLAH.



     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear