KOD ADI: 25.KARE-SUBLİMİNAL MESAJ - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: KOD ADI: 25.KARE-SUBLİMİNAL MESAJ  (Okunma sayısı 11388 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • *** asi_kar ***
  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 706
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sevmek YÜREKLİ olana yakışır(!)
  • 232 Mesajı Toplam
    425 Kere Beğenildi
    • antoloji
     EBRU ÇOBANOĞLU
     gulenkoyu@gmail.com
     08 Kasım 2011 Perşembe

     25.KARE-SUBLİMİNAL MESAJ 

     Adı: Subliminal mesaj
     Doğum Tarihi: 1950’ler
     Doğum Yeri: AMERİKA…
     İkamet Yeri: Film ve ÇİZGİ FİLM...

Gözümüz saniyede 24 kare algılayabiliyor ancak 25. kare de beynimize yazılıyor.Gözümüzde bulunan “Fovea(simgenin en net oluştuğu sarı bölge)” adında 1mm derinliğinde koni şeklinde bir çukur, gördüğümüz bütün görüntüyü odaklandığımız yerin dışındaki bütün bölümde buna dahil olmak üzere zihne aktarır. Zihin, odaklandığımız bölümü yani 24 kareyi ve 25.kareyi birbirinden ayırır. Odaklandığımız bölüm yaklaşık % 7’lik bölümü kaplar %93 ’lük bölüm ise bilinçaltına gider... Son zamanlarda arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde tek konuştuğumuz konu “medyanın insan yaşamında ne kadar hakimiyet kurduğu ve bilhassa çocuk gözündeki bakış açısı” oldu.

 
Medya bir bireyin yetişmesinde ne kadar bir yere sahip hiç düşündünüz mü? Çocuk gözüyle baktınız mı hiç televizyonlara? Çok sevilen dizilerin, çizgi filmlerin şifrelerinden haberdar mısınız? Subliminal mesajlar yani 25. kare tekniğini hiç daha önce duymuş muydunuz? Duyunca “olmaz canım,küçücük bir kare bana ne empoze edebilir ki, üstelik fark etmiyorum bile” mi dediniz yoksa benim gibi?... İzledikçe, okudukça ve araştırdıkça sizde beynimize yazılan karenin dehşetine kapılacaksınız…

Subliminal mesaj; başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır... Kişi 25. kareyi ne reddeder ne de kabul eder. Doğrudan bilinçaltına hitap eder. İleride yapacağımız tercihlerde etkili bir tekniktir. Ancak, bunu sadece obje olarak ele almamak gerek diye düşünüyorum... Medya sektöründe kişilerin toplumdaki yeri nasıl lanse ediliyor dikkat ediyor musunuz? Git gide tecavüzün doğallaştığının farkına varıyor musunuz? Bir fotoğraf karesinin beğenilme rekoruyla kişinin kendini “Kaf Dağı”nda gördüğünü hissettiniz mi hiç? Silah, sanki su tabancasıymış gibi sağa sola sıkılarak çocuklar nasıl çete liderliğine heveslendiriliyor hiç düşündünüz mü? İşte örnekleri;

Toplumda baş gösteren sapkınlığın sebebi MEDYA? Kimler nelere heveslendiriliyor. Yeni yetme çocukların gözünde kadınlık nerelerde? Kurtlar Vadisi değil mi ucuz kahramanlıklarla çocukları silahlandıran? Fatmagül değil mi tecavüzcüsüyle evlenerek demek ki sonradan aşık olunabilirmiş sorusunu akıllara getirip gençlere “bizde mi tecavüz etsek” ya da “bizde mi tecavüze uğrasak” fikirlerini benimseten? Unutulmaz dizisindeki iki kardeş kime neyi öğretti ekran karşısında? Bunun bir benzeri Lale Devri? Peki, eniştesinin yaptıkları karşısında susan Ömür neye bedeldi? Peki ya İFFET-sizlik alıp başını nereye gitmişti? Yapraklar dökülürken hayat devam mı ediyordu? Ecdadının ŞAHSİYETİNİN ayaklar altına alındığı sahnelere tepkisizleşmemiz neyin sonucu olarak ortaya çıktı bir düşünün? Bunlar SANAT için ortaya çıkan ve toplumumuzu böyle aşağılık duruma getiren bilinçaltı teknikleriydi. Kadının yeri ve erkeğin görevleri medya sayesinde alt-üst olarak böyle tökezleyen toplum oluşturuldu. Payımız büyük bunda, alkışlıyorum kendimizi... Medya, erkeklerin gitgide tökezleyen aile reisliği kavramının yerini metrosexüelliğin getirmiş olduğu acizlik aldığını rahatlıkla gözler önüne sermemiş miydi? Biz bunu ne kadar fark edebildik? Artık her şey ne kadarda doğallaştı farkında mısınız?

En acısı, bebek bezi reklamında kız çocuklarının “on sekizlik çıtır görüntüsü” sübyancılığa ve çocuk tacizine nasılda “gel” diyordu...

Subliminal mesaja bir de alıntı yaptığım paragrafın gözüyle bakalım: “TV’de ya da sinemada kullanılan diğer bir bilinçaltı tekniği de 25 ve 25. kare tekniği. Gördüğümüz bir anlık bir görüntü 655 satır ve frame denilen 24 küçücük kareden oluşuyor. Her 24 kare ise -bu sinemada 25’dir- bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de ´control-track´ denilen aralık vardır. İşte bu aralıktan görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılıyor.”

Rusya’da yapılan araştırmalar neticesinde çıkan sonuç şaşırtıcı; televizyonda çizgi film izlerken 25. Kareye "Coca Cola İç" yazısı koyuyorlar ve canınız cola çekmeye başlıyor... Bu da cola satışını arttırıyor...

Bizim ülkemiz açısından üzücü olan durum ise kendi izlediğimiz ya da çocuklarımıza izlettiğimiz her dizi ve filmde bilinçaltımıza büyük bir gayretle ve her türlü bilinçaltı yöntemi ile “s..x ve cinsellik” temalarının kazınmasıdır. Özellikle “Disney” yaptığı çizgi filmlerde cinsellik temasını yıllardır çocuklarımızın bilinçaltına kazımıştır.

İşte birkaç örnek;

• Alâeddin çizgi filminde ise “evet gençler soyunun” (good teenagers take of clothes) sesi hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır.
• Aslan Kral (The Lion King) adlı meşhur çizgi filmde yıldızlarla gökyüzüne “s..x” kelimesi yazılmıştır. Aslan kral erkektir, eşcinsel senaristi sayesinde yürüyüşü ve kuyruğunu kibar şekilde tıpkı bir dişi gibi salınarak yürümesi maalesef ki erkek çocuklarının bilinçaltında EŞCİNSELLİK hasarlarına yol açmıştır. Etrafımıza bakarsak günümüzdeki etkileriyle doğruluk payını çözebiliriz bence.
• Tom ve Jerry en çok sevdiğimiz ve eskimek bilmeyen çizgi filmdir. Onda da Siyonistlerin hedeflediği illüminati (şeytana tapma, din karşıtlığı) yaygınlaştırılıyor yani “göz” karesi (şeytan simgesi) koyuluyor. “Göz” nerde durursa dursun zevke hitap eder. Tıpkı nazar boncukları gibi. Göz manadır ancak bunlar film ve çizgi film karelerinde manasını ŞEYTANA kaydırmaktadır.
• Zamanın akımı Benten ,pokemon gibi çizgi filmler çocukları vurup kırmaya ŞİDDETE bir hayli sevk etmiştir.
• Süperman ile birlikte uçmak isteyen kaç çocuk bir yerlerini kırdı unuttunuz mu?

Özellikle; çizgi film karelerine sokuşturulan bu teknik sapkınlık derecesinde ve uyanıp evlatlarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Biz annelerin en büyük sıkıntısı çocukların yaramazlık yapmasıdır. Bir çizgi film açıp onları susturup bir iki iş yaparız en azından bu kısacık zaman dilimi birazcık ferahlamamıza yeterde artar bile. Peki, kendi menfaatimiz için çocuklarımızı heba edişimizin farkına varamamak hangimizin vicdanını rahatsız edecektir bilemiyorum ancak bu karelerde bizlerinde yok oluşunu izlemek son derece canımı sıkmakta... Masum sandığımız çizgi filmler aslında birer canavar... Bir bireyde karakterlerin şekil aldığı  0-7 yaş aralığına lütfen dikkat edelim... Bu teknikle çok sayıda ülke mücadele etmekte peki ya Türkiye?...


http://www.ezberbozanbilgiler.com/bilim/item/270-25-kare-teknigi-nedir?.html

<a href="http://www.youtube.com/watch?v=610ZFauYkaw" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=610ZFauYkaw</a>



Yukarıdaki linkleri izlerseniz eminim ki sizde olayın ciddiyetini anlayacaksınız...



EBRU’Lİ SÖZ:   Evlatlarımız kendimizden çok daha fazla değerlidir. Kendi menfaatiniz için onları ekrana hapsetmeyin!... Medya daha fazla özgürleşirse, “vicdanımız” gelecek nesillere baktıkça müebbete mahkum olacaktır...



"Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun...

Sabret ki her şey gönlünce olsun... "


 


Facebook Yorumları

         
Twittear