DERNEK ve VAKIFLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: DERNEK ve VAKIFLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME  (Okunma sayısı 3794 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     AHMET AKTÜRK (HOCA)
     agulen61@gmail.com
     10 Aralık 2008 Çarşamba

     DERNEK ve VAKIFLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
 
     İnsanlık tarihini incelediğimizde "düşmüşe yardım" geleneğinin ilk başlangıcını bulmak mümkün görülmemektedir. Ne kadar eskiye gitsek, oralarda birilerinin ya kendi adına ya da milleti adına günümüz anlayışıyla olmasa da, bir çeşit yardımlaşma biçimleri oluşturduğunu görebiliyoruz. İlkel metotlarda da olsa bir şekilde "kendinden başka kişi veya varlıklara" yardım etme hasletini müşahede etmek insanlık adına hepimize kıvanç vermektedir. Günümüzde bu kurum veya kuruluşları "dernek veya vakıf "olarak adlandırıyoruz. Eski tarihi belgelerde "Hilal-i Ahmer Cemiyet" veya "vakıf" olarak adlandırıldıklarına rastlamaktayız.

     İnsanoğlu sadece kendine yönelik hizmet üretmemiş, yaptığı birikimleri bir şekilde topluma yönelik harcama istidadı geliştirmiştir. Bu oluşumlar bazen dini, bazen de ırk yönünden şekillendiğini görüyoruz. Aslan Yürekli Rişar'ın kurduğu vakıfla yüz binlerce asker toplayarak Haçlı seferi oluşturduğunu bildiğimize göre, vakıf veya derneklerin tarihsel süreçte dini ve siyasi fonksiyonlarda aracı olarak kullanıldığını da görmemiz mümkün olmaktadır.

     Tarih araştırmacıları, çoğunlukla Ortadoğu coğrafyasında olmak üzere, toplumsal yaşantının ihtiyaçlarını karşılayacak ortak mekânlar oluşturduklarına bulguları ile şahit oluyoruz. Bu mekânlar tiyatro, arena mabet, imarethane, han, hamam, aşevi, köprü, yol, su kemerleri ve su isale hatları,fakir-fukaraya ayni veya nakti yardım biçimlerinde şekillenmiştir.

     Hz. İbrahim Peygamber "KABE" yi kurduğu zaman ona yardım eden sadece eşi olmuştur. Aradan zaman geçip ümmeti çoğalınca bu mabedin korunup kollanması ve bu güne kadar gelmesinde toplulukların çok önemli katkıları olmuştur. Günümüze kadar bu ortak mabet insanlığın ortak değer ve menfaatine sunulduğu unutulmamalıdır.

     Geçmişimize baktığımızda o günlerden kalan eserlerin ortak bir kültür eseri olduğu görülüyor. Daha çok vakıf geleneğinin "İslam" ve "Yahudi"lerde oluştuğu,"Hıristiyan" mensuplarında ise din adamları vasıtası ile ortak kullanımda olan yapılar gelişmiş olduğunu görmekteyiz.

     "Müslüman" toplumlarında vakıf kültürü o kadar ileri boyuttadır ki hemen hemen toplumsal hayatın her yerinde bir vakıflaşma oluşturulmuştur. Göçmen kuşların barınmalarını sağlayan vakıflardan tutun da sahipsiz, başıboş hayvan bakımına, sokağa atılan balgamın üzerini külle örtecek kişilerin maaşlarını ödemek üzere kurulan vakıflara kadar hayatın her alanında bu "sivil inisiyatif" olduğu görülüyor. Bu tür vakıflar daha çok hizmet ağırlıklı olup din,dil,irk ayırımı gözetmeden herkesin ortak ihtiyaçlarının karşılanmasında hizmet ettiği görülecektir.Günümüzde bazı vakıflar o kadar büyümüş ki,bu vakıflar uluslararası baskı unsuru haline gelmişlerdir.Alman "Adenaur Vakfi" bunlardan biridir.

     Dernekler ise tarihi çok eskilere dayanmamakla birlikte son 300 yıldan beri, önce "cemiyet" olarak adlandırılan,1950’li yıllardan sonra da bu adın dernek olarak isimlendirildiğini görmekteyiz. Dernekler daha çok hemşeri koruma ve kollanması, haberleşme ve yardımlaşması olarak vakıfların kısmi görevlerini üstlendiklerine şahit oluyoruz. Günümüzde dernekler; köy kasaba şehir veya bölgesel ırk ve soylara dayalı, etnik kültürel değerlerin yaşanması ve yaşatılmasına çaba harcayan birer yardımlaşma yapısı olarak karşımızdadır.

     Dernek kanununa göre; derneklerin amaçları:” Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir gayeyi gerçekleştirmeye yönelik, anlaşılabilir ve süreklilik arz etmelidir. Hukuka veya ahlâka aykırı olmamalıdır” şeklinde düzenlenmiştir.

     Görüldüğü gibi derneklerin amacı; kazanç kapısı olmaması ile kaimdir. Kazanç gayesi güdülmeyen oluşumlarda tek gaye; “ALLAH rızası için başkalarına yardım veya yardımcı olma” aracı olarak kullanılma olmalıdır.

     Çok kısa zamandan beri toplumsal hayatımıza giren “dernekçilik” olgusu, beşeri münasebetlerin “medenileşmesi ve modernleşmesi” ne katkı sağlaması açısından önemsenmelidir. Burada; medenileşme ve modernleşme kavramları üzerinde birazcık durmak istiyorum.

     “Medeni olma”,”şehirleşme” nin sonucu olduğundan “medenileşmek” için şehirde yaşamak yetmez. Medenileşme literatüründe en son mekân şehirdir. Daha üstü “mega kentler (!)”de yaşamadır.Bu nedenle köy ve kasaba kültürü bir alt kültür mertebesinde olduğunu kabullenmeliyiz.Bu gerçeği kabullenmekte, köyden gelen birileri olarak, zorlanmamalıyız.

     Adını “Medine” şehrinden alan “medenileşme, şehirlileşme” olgusunun güzel sonuçları olacağını, bu hayat tarzına ayak uydurmak için taşradan gelenlerin fedakârlık yapması gerektiğini kabullenmede fayda olacaktır. Köyünden getirdiği yaşam tarzını, şehre “empoze” etme yerine şehirden alacağı olumlu kültürden “etkilenme, kabullenme” yöntemini içselleştirmenin yollarını aramalıdır. Elbette, etkileneceği şehrin de medeni bir şehir anlayışında olması şarttır.Yoz ve popüler kültürün etkisindeki bir yaşam tarzını kabullenme, köy kültüründen daha geriye gitmek olur ki bu da medenileşmenin veya modernleşmenin sonucu olmasa gerektir.

     Peyami Safa: Eski eski olduğu için atılmaz, zararlı ise atılır; yeni yeni olduğu için alınmaz: faydalı ise alınır” diyerek, “modernizm” in yol haritasını belirlemiştir.

     Kurulan yöresel dernekler kendi kültür potasındaki faydalıları yok etmeden şehir medeniyetine katacağı zenginlikle şehirleşmeli. Şehirden aldığı “görgülerle” hayat nizamını modernleştirmelidir. Derneklerde tartışılacak olan konuların başında, hemşerilerin şehirdeki sokağa, mimariye, trafiğe, eğitim ve kültür hayatına, apartman yaşantısına, temizlik ve hijyen anlayışına ayak uydurmadaki zorlukların çözüm merkezleri olmalıdır.

     Maalesef, son zamanlarda kurulan yöresel derneklerin hizmet alanı “oyun” salonlarındaki süfli ve izbe, kaba ve ham konuşma tarzları ile kendi kültürünü yaşattığını sanan ahmak hanelere dönüştürülmüştür. Kuşaklararası kopmuşluğun engellendiği, yeni nesillerin birbirlerini tanıma fırsatı bulduğu bu mekânlarda, sadece sima olarak tanımaktan başka “medeni anlayış” açısından hiçbir getirisi olmamaktadır.         

     Amiyane ve gayri ahlaki konuşma kabalığının sanki örneklerinin yaşaması için oluşturulan mekanlar oluşuyorsa varsın olmasın bu mekanlar ve insanımızın kuşak tanışıklıkları da eksik kalsın...Eğer, köy alt kültürünün aynısı yaşatılacaksa,ve “şehirleşme” den nasibini almayan bir nesil gelecekse oluşturulan derneğin gayesinin sonuçlanmadığı anlamına gelir ki,böyle bir tarza kimsenin gönlü razı olacağını tahmin etmiyorum.

     Dernekler,  birer "yönetim" tarafından idare edilmeleri gerekmektedir. Hemşeri dernekleri, yönetimdeki "bilinç ve algı" seviyesine göre başarılı olmaktadır. Bilinç ve algı yönünden sorun yaşayan derneklerin hayat yolu o kadar uzun olamamakta ve yönetim ve üye bazında başarılı olamamaları dolayısıyla hüsran yaşamaktadırlar. Çok heves ve iştiyakla açılan derneğe yapılan onca harcamalar, çok kısa zamanda çar-çur edilmekte ve onca masraf yapılarak alınan demirbaşlar depolara kaldırılarak çürümeye terk edilmektedir. Masa sandalye ve elektronik cihazları satan firmalar bir derneğin kapanışına bıyık altı gülmektedir.

     Dernek, kurulmadan önce her ne kadar (kanun gereği) bir tüzük hazırlansa da üyelerin ve yönetim kurulunun bilinçsiz hareketleri, kişisel heva ve hevesleri, başlangıçtaki güzel temennilerle bitemeyebilmektedir. Bu olumsuzluk, salt yönetici veya üyeler şahsında değerlendirilmemeli; aksine yönetici ve üyelerin “görev bilinçleri” ile alakalı olduğunu unutmamak gerekir. Dernekler kurulmadan önce çok düşünülmeli, tesadüflere bağlı “yürüdüğü yere kadar” deyip, kısa vadeli planlar veya kısa vadeli umutlarla yola çıkılmamalıdır. Uzun süre yaşama açısından "vakıflar", "dernek" lerden daha şanslıdır. Çünkü Vakıfların yönetimleri vakfı kuran aile veya şirketin güdümünde olduğundan fazla karışanı yoktur. Ve yapıyı bozacak unsurlardan arınmıştır.

     Dernekler ise; yönetimlerindeki homojenlik dolayısıyla her kafadan bir ses çıkması, yedi kocalı Hürmüz misali uzun vadeli yaşama şansını azaltmaktadır. Yonetimdekiler veya üyeler "sorumsuz sorumlu" olma genişliğiyle yapılanı bozmakta veya yapılamayacakları önererek hizmet alanını daraltmaktadır. Önerilerin verimliliğini ölçüp tartmadan yapılması, sonrasında da önerilerinin yerine getirilmemesine sinirlenip çekip gitmesi yöneticilerin “yönetme” şevkini azaltmasına ve hizmet kervanını engellemesine sebep olunmaktadır. Burada yapılması gereken en önemli şey; çekirdek kadro oluşturup her hal-ü karda hizmetlerin devamını sağlayacak maddi ve manevi yönden güçlü yönetimi oluşturmaktır. Yalvarma-yakarmalarla, rica-minnetlerle yürütülmek istenen derneklerin sonu (maalesef) hüsrandır.

     Dernek yöneticilerinin veya üyelerinin enaniyet görüntüsü, üstünlük kurma girişimleri yapıyı zedeleyecektir. "Ben ki bu sosyal çevrem ve üstünlüğümle bu “ayak takımına” hizmet edecek pozisyonunda olamam” anlayışında olanlar hiç ama hiç yönetime girmemelidir. Şunu unutmamak gerekir ki; yönetimde veya üye bazında dernekçilik yapanlar, hizmet ettiği kitleye yüksünmeden omzunda kömür çuvalını taşımalı, üye veya misafire hizmet etmede alicenaplık göstermeli; icap ederse bulaşıkları dahi yıkayacak, temizlik hizmetlerini yapmada yüksünmeyecek, hizmeti karşılığında ALLAH Rızası'ndan başka bir beklentisi olmayacak kişilerden seçilmesine özen göstertilmelidir.Tepeden bakanlara veya tepede olduğunu düşünenlerle yola çıkmanın sonu hüsran olacaktır.

     Yukarıda tanımını yaptığımız dernek biçimlerinde ifade ettiğimiz gibi, hemşeri derneklerinin "yöre" kültür ve değerlerine, insanının şehir kültür potasına uyum sağlayıcı özelliğinden dolayı önemsenmelidir.Bu bağlamda derneklere ağırlık verilerek modernleşmede yardımcı ayak olunmalıdır.

     Dernekleşme, "şehirleşme";"medenileşme" anlamında ilerleme kaydederse değer kazanır.

     Her ne türlü sürç-ü lisan ettikse affola...

     Kurban bayramınız mübarek olsun...

     Selam ve dua ile...




  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.567
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
  • 389 Mesajı Toplam
    575 Kere Beğenildi
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Maalesef, son zamanlarda kurulan yöresel derneklerin hizmet alanı “oyun” salonlarındaki süfli ve izbe, kaba ve ham konuşma tarzları ile kendi kültürünü yaşattığını sanan ahmak hanelere dönüştürülmüştür.

Hocam burda anlatmak istediğiniz tam olarak nedir ? Ve bunun engellenmesi için burdaki yazdıklarınızdan hariç ne yapılabilir ?

Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
Sevgili Kenan,
Anlatmak istediğim gayet açık..
Dernek Lokalleri oyundan başka işlev de görmeli.(Oyun olmasın anlamında söylemiyorum.)
Örneğin;Salon sporlarından tutun da,günlük sorunların tartışıldığı "yuvarlak masa" toplantıları tertip edilebilir.Sesli kitap okuma seansları yapılabilir.Yöremizden gelip,şehire ayak uydurmada zorlananlara karşı destek amaçlı çalışmalar yapılabilir.Dini,edebi,tarihi toplantılarla soru cevap yöntemiyle insanımızın bilinçlenmesine yardımcı olacak proğramlar düzenlenebilir.Bir hukuk adamını davet ederek (savcı,hakim,avukat gibi) hak ve ödevlerimiz,görev ve sorunluluklarımız,vatandaşlık haklarımız hakkında bilgi alma ve bilinçlenme çalışmaşları yapılabilir.Çeşitli meslek dallarında sertifikalı kurslarla ilgili bilgilendirecek uzmanlar davet edilip gençlerin meslek edinmelerine yardımcı olunabilir.Buna benzer onlarca başlık saymam mümkün.Bunlar ilk aklıma gelenler..Burada amaç dernek mekanının sadece (amiyane tabirle) laklakhanelere dönüşmemesi,oyun oynayarak vakit öldürecek yerde,kıymetli vakitlereini üretime yönelik çalışma yapabilecek şekle dönüşmesini sağlamalı.En önemlisi,insanımızda var olan "küfretme" hastalığının bu mekanlardan kaldırılmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır.İnsana yakışmayan,hele hele delikanlıyı bozan bu davranışın toplum içindeki çirkinliğini farkedecek olgunluğa erişmeli insanımız...Kastettiğim mana budur.Selam ve sevgilerimle...


  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.567
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
  • 389 Mesajı Toplam
    575 Kere Beğenildi
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Sevgili Hocam;
Bizlerin bu saydığınız seviyelere çıkmamız için yani bizler derken gençlerin bu tip olaylarla karşı karşıya kaldığı zaman nasıl bir tutum içine girmemiz gerekli ki seviyemiz artsın ve bulunduğumuz mekanlar daha dolu ve olumlu işler yapabilsin ?

Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
Sevgili Kenan,
Toplantılar kemiyet açısından değil keyfiyet açısından değerlendirilmeli.Yani,katılım sayısının azlığı veya çokluğuna bakılmamalı.3 kişi ile de bir etkinlik yapabilirsin,30 kişi ile de 100 kişi ile de.3 kişi ile başlarsın,o üç kişi birer kişiye etkinliğin değerini açıklasa ve ikna etse gelecek haftaki toplantıya en az 6 kişi katılır.Bu da her hafta %100 katılımın arttığı demektır.Dernekçilik sabır ister.Aceleye gelmez.Arkadaşların acil davrandığını sanıyorum.Bir denemekle pes edilmez.Yeter ki yapılan etkinliğe katılanlar bu işin ciddi faydalarına inansınlar.Gerisi gelir.Monoton olmaması şartı ile sanıyorum bu iş tutar.Yeterki sabırla ve ısrarla faaliyetrlere devam edilsin.Unutmayalım ki bir çok yenilik "tek kişi" nin başlattığı yeniliklerle başlamış ve milyonlara ulaşacak faaliyete dönüşmüştür.Selam ve sevgilerimle.


  • Nilgün Aktürk
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bayan
  • 28 Mesajı Toplam
    41 Kere Beğenildi
Genç nesilin çoğunluk itibariyle bu tarz konulara ilgisiz,mesafeli olduğu doğru.

Ama dernek adı altında olmasa da,-bizzat genç olduğu halde-gençliğin sorunlarına çözümler sunma gayretinde olanları incelemeli.Birileri yapabiliyorsa herkes yapabilir,burada şunu görüyoruz,genç nesil doğru rol modellere sahip değil,

Yol gösterenleri yok veya yol gösterenler gösterdikleri yollarda kendileri yürümediklerinden cazip yanı yok gençler açısından.

Ahmet Selimin dün Zaman'daki Hayat Bilgisi Ana Bilim Dalı başlıklı yazısının okunmasını tavsiye ederim.

15 yaşlarında ev,aile,iş,vatan sorumluluklarını yüklenmiş ve altından kalkabilmiş,bunların yanında kültürel yaşantısını ihmal etmemiş bir nesilden bahsediliyor,ki vardı böyle bir nesil.

O dönemden bakkaldan ekmek almayı dahi zul gören,bana dokunmayın mantığında bir nesle geçişi irdelemek lazım.Böyle temel sorumluluklardan toplumsal sorumluluğa geçmek kolay olmasa gerek.

Ama Ahmet Hocam'a çok katılıyorum,yalnızca ciddiyet veya yalnızca oyun ortamından ziyade ev gibi vakit geçirebilecekleri,hem eğlenceli,sürprizli,aklı selim örnek olabilecek insanlarla buluştukları bir mekan olsa dernekler yerini bulacaktır.

ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.


 


Facebook Yorumları

         
Twittear