DEST-İ İZDİVAÇ - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: DEST-İ İZDİVAÇ  (Okunma sayısı 2649 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Nilgün Aktürk
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 441
  • Cinsiyet: Bayan
  • 28 Mesajı Toplam
    41 Kere Beğenildi
DEST-İ İZDİVAÇ
« Topic Start: 01 Haziran 2010 - 10:59 »
  • Yayınlama
  •      NİLGÜN AKTÜRK
         mahfi_e@mynet.com
         24 Temmuz 2008 Perşembe

         DEST-İ İZDİVAÇ

         Bayanların çalışması konusunda hayli çelişkili olan düşüncelerimi sıkça revize ederim ve halen bir mutabakata varabilmiş değilim.Bazen kaybettirdiklerini,götürdüklerini,eksilttiklerini görür,neden bu zulüm diye sorarım kendime.Çalışıyor olmanın araç olmaktan çıkıp amaca,ana eyleme dönüştüğünü hissettiğim anlarda hakim olur bu düşünce.Acaba yanlış mı yapıyoruz korkusu düşer içime.Ama bir an gelir,öyle güzellikler lütfeder ki Rabbim,evet bunun için gerekirse kahrını da çekip iş hayatında bulunmamız lazım fikri ağıt basar.An be an değişir bu fikirler.

         En son geçenlerde bir gün ofiste sular kesilince,abdest almak için eve kadar gittiğimde şükrettim çalışıyor olduğuma.Şöyle bir bakayım ne var ne yok televizyonda dedim.Demeseymişim.

         Yanlış hatırlamıyorsam 4-5 kanalda aynı anda evlilik programı vardı.Sunucunun tabiriyle toplumun kanayan yarasına merhem oluyormuş bu programlar!!!

         Dondum kaldım izlediklerim,duyduklarım karşısında.Anneler,babalar konukların arasında izliyor,destekliyor,kızları da ayak üstü beklentilerini sıralıyor.Kendine ait evi olsun,işi olsun,görünce beğeneyim,eli-yüzü düzgün olsun,ailesiyle oturmasın,evlenmemiş olsun,dulsa çocuğu olmasın…vs.

         ALLAH’ım bu nasıl bir dejenerasyondur dedim,kilitlendim.Hangi kanayan yaradan bahsediyorsunuz siz diye haykırmak istedim.Evet toplum olarak,dünya olarak kanayan çoook yaralarımız var.Ama bu yara evleneceği uygun insanla karşılaşmamış olmanın kanayan yarası değil,bu yara merhem sürülmedikçe derinleşen imandaki eksikliklerin açtığı yaradır.Ve bu öyle bulaşıcı bir yaradır ki kendi kendini çoğaltıyor dur denmedikçe…

         Bu kadar ayaklar altına alınacak bir kurum mu evlilik?Bu kadar net çerçevesi çizilebilir bir duygu mu sevgi?El-yüz düzgünlüğüyle,maddi taleplerle mi belirleniyor sınırları?Ah o eski sevdalar diye başlar ya eskiler,öyle mi gerçekten?Kim olduğunu,ne olduğunu bile bilmeden gözde başlayıp kalpte biten,belki yıllarca dile bile gelemeyen,uğrunda bir çok fedakarlığın göze alındığı sevdalar…onlardaki lezzet var mı bugünün tüket-terket ilişkilerinde?Aynı evin içinde 2-3 gelinin bir arada yaşadığı,eşlerin kendilerine ait tek bir odaları olduğu o zamanlardan daha mı huzurlu şimdiki evlilikler?Düşünüyorum annemle babam evlendiğinde babam sonradan sahip olduğu imkanların hiçbirine  sahip değildi.Ama gördüğüm en huzurlu evliliklerdendi.Bu huzurdaki sır beraber yapmanın,sorumluluk paylaşmanın lezzetiydi bence…

         Dünya imtihan yeri madem bu her an,her konuda olabilir.Zengin,güzel,yakışıklı biriyle evlendiğini farzedelim buna talip olanların. Neyin garantisi var ki hayatta?Güzellik zamanla geçiyor zaten,kaldı ki kaza-bela-musibette her an başımıza gelmesi olası durumlar.Yakışıklı,güzel olan her an kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.Mal-mülk edinmesi onca zorken,kaybetmesi o kadar kolay ki…ALLAH dilesin yeter…Huzur,mutluluk,zenginlik,güzellik hariçte değil,dahilimizde aslında.İçsel kavramlar bunlar...anlasak…

         Bilemiyorum,ciddi endişelere kapılıyorum bazen,biz böyle olursak bizim yetiştireceğimiz nesiller nasıl olur diye…

         Bu kadar değersiz mi vaktimiz de,birileri bu komedinin içinde kendilerine biçtikleri rolü oynarken,milyonlarcası da ekran başından izleyebiliyor.Bu kadar mı kendimizi,fikrimizi uyuşturmaya muhtacız?Bu kadar mı korkuyoruz yaşamımızın öznesi olmaktan?

         Kendi hayatına hakim,kendi hayat filminin senaristi olamayınca insan,böyle sorumsuz ekran sahiplerinin kurguladığı senaryolarda pasif oyuncu olmaktan öteye gidemez.Evet ne acıdır ki çoğumuz kurguların içinde,yönlendirmelerle yaşıyoruz.Bu filmin oyuncusu biz olduğumuz gibi senaristi de kendimiz olmalı,başkalarının yazdığı yaşamlarda oyuncu olmaktan vazgeçmeliyiz.Unutmayalım ki senarist kim olursa olsun nihayetinde bu filmin her şeyin kudretini elinde tutan bir yönetmen’i var.Filmin her anının hesabını soracak Yüce Yaradan…

         Kınamak istemiyorum bu programları izleyenleri,çünkü kendime de güvenemedim,çalışmasam,evde olsam bu çarkın döngülerinden biri olur muyum acaba diye endişe ettim.Çalışıyor olmak vakti daha dikkatli kullanmak gibi bir alışkanlık kazandırıyor sanırım.

         Ne kadar dua etsek az,bu bilince sahipsek kaybetmemek için,sahip değilsek ulaşabilmek için el açmalı O’na.

         Rabbim bizlere bilinç ihsan etsin.Çalışmak gibi evliliğin de bir amaç değil araç olduğunu,kaynağını O’ndan almayan her beşeri sevginin tükenmeye yüz tutacağını unutturmasın.Kalbimize önce Kendi sevgisini,sonra da o sevgiden doğan yansımaları yerleştirsin duasıyla…



    ALLAH'ın ihsan ettiğine mani olacak yoktur,O'nun mani olduğunu da lütfedecek yoktur.

    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 772
    • Cinsiyet: Bay
    • DEVLET MİLLET EBED MÜDDET - KUTLU MİLLET
    • 40 Mesajı Toplam
      47 Kere Beğenildi
    • GSM: 05337352022
    DEST-İ İZDİVAÇ
    « Yanıtla #1: 01 Haziran 2010 - 10:59 »
  • Yayınlama
  • Ne demeliyiz ki? VALLAHi, Kültür, iman,inanç,ahlak erezyonunun bu kadarı da varlığımızı tehdik edecek boyuta geldi. bilmiyorum artık sonuç ne olacak. ALLAH bizi ıslah eylesin illa başımıza afet gelincemi akıllacağız.


    • O Bir Visirli
    • *
    • İleti: 9
    • Cinsiyet: Bay
    DEST-İ İZDİVAÇ
    « Yanıtla #2: 01 Haziran 2010 - 11:00 »
  • Yayınlama
  • aynen katılıyorum ve malesef bu programları evde oturan erkekler de izlemekte.ALLAH vakit gibi bir nimeti israf edenlerden eylemesin.



     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear