DİL, LİSAN ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: DİL, LİSAN ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME  (Okunma sayısı 3077 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 631
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
     AHMET AKTÜRK (HOCA)
     agulen61@gmail.com
     26 Eylül 2010 Pazar

     DİL, LİSAN ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

     Dil; insanlar arasında anlaşmayım sağlayan bir araçtır. Bu araç insanı diğer canlılardan ayıran mutlak bir ayraçtır da…

     Yeryüzünde yaşayan tüm “konuşan” varlıkların kendilerine has “algılarının” varlığıyla kavramlara, görünen veya görünmeyen tüm mevhumlara birer karşılık bularak karşısındaki kişilerle anlaşmaya çalışırlar. Bir eşyanın veya var olduğunu kabul ettiğimiz bir duygunun konuşurken hissedilebilmesi o kavramın varlık karşılığını karşımızdaki kişinin bilmesine bağlıdır.

     “Kaşık” dediğinizde karşınızdaki insanın “yemek için kullanılan araç” olarak algısını sağlayamıyorsanız onunla iletişimi sağlamanız mümkün değildir.

     Mevcut tüm insanların konuştukları kabile dilleri dâhil binlerce “dil” in var olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. Her farklı dilin varlığı, sürdürülebilirliği dili kullanan topluluğun yaşama şansına bağlı olduğunu tarihi metinlerden bilebilmekteyiz. Nice dillerin eserleri kitabe halinde müzeleri süslemekte ancak o dili konuşan insanların varlığından söz etmek mümkün olmamaktadır.

     Günümüzde tüm insanlığın kabul ettiği grameri ve alfabesi olan dillerin elli civarında olduğu ve kullanılabilir olduğu bilinmektedir.

     Türkçe bu diller arasında ilk dörde-beşe girmektedir.

     Dillerin büyüklüğü ve etkinliği hem o dili kullanan insan topluluklarının çoğunluğu hem de DEVLET etkinliğinin tezahürüdür. Dünya dilleri arasında İngilizcenin birinci sırada oluşu İngiliz ırkının kalabalık oluşundan değil devletin etkin gücü dolayısıyladır. Etkin gücünü  başka milletirlere kabul ettirmesinden kaynaklanmaktadır. Türkçe’nin ilk beşe girmesi ise tam tersi devlet gücünün dünya arenasındaki etkinliğinden değil dağınık coğrafyada Türk ırkının çokluğundan kaynaklanmaktadır.

     Diğer yandan dillerin öyle veya böyle etkin olmasının yanında en önemli faktörlerden biri de dilin zenginliğinden kaynaklandığı bilimsel bir gerçektir. Bir dil ne kadar kavramları çeşitlendirirse, eş anlamlı kelimeleri çoğaltırsa o kadar kullanılabilirliğini devam ettirir demektir.

     Son zamanlarda  (sitemizdeki bir tartışmaya da açıklık getirmek açısından) dil üzerindeki tartışmaları din-ırk üzerinden yaptığımızda zarar gören güzel dilimiz olacağını unutmamak gerekir.

     İngilizlerin ve dünyada gelmiş geçmiş en büyük yazar ve şairi olarak kabul edilen 
William Shakspeare “İngilizceye ne kadar başka dillerden kavram girerse o kadar zenginleşir, yayılır ve dünyada kullanılabilir dil olur. O yüzden İngilizceye giren tüm kelimeler bizim için muteberdir, hepsi de İngilizcedir” der.

     Biz ise hala eski-yeni-Arapça-Farsça-Osmanlıca tartışmasını yapmaktayız. Bu tartışmalar yanlıştır ve dilimize zerre kadar fayda sağlamayacağı muhakkaktır. Nihat Sami BANARLI’nın “Yaşayan Türkçemiz” adlı eserinde Cumhuriyet döneminde dilimiz üzerine yapılan katliamları anlatmaktadır.

     Dil yaşayan bir varlıktır. Kelimeler doğar büyür ve ölür. Doğal bir yaşam dilde de vardır. Kendiliğinden yok olması gereken bir kelimeyi zorla dilden söküp atmak bir cinayettir. ”adüv=düşman “ kelimesi uzun yıllar dilimizde kullanıldı fakat kendiliğinden söndü gitti. Kimse düşman yerine adüv kelimesini kullanmıyor. Kullanılmamasından da kimse eyvahlar olsun demiyor. Misyonunu doldurmuş kelime olarak biliniyor o kadar.

     Unutmayalım ki okuduklarımızı anlamamak yazılanların “yabancı kelime”  olduklarından kaynaklanmıyor. Kendi tembelliğimizi ve her biri birer tarihi yapı taşı olan kelimeleri söküp atmakla bir tarihi eserin temelden yıkılmasına sebep olduğumuzun farkında olmalıyız.

     Şimdi size çok basit birkaç misal veremeye çalışıp tahlillerini yapmaya çalışalım.

     Sadece İstiklal Marşımızı ele alıp kelimelerini anlamaya çalışalım.

     Şafak, sancak, şiddet, celal, garb, afak, serhat, şüheda, Huda, cüda gibi kelimelerin kökenine (etimoloji-sine)baktığınızda Moğolcadan tutun da Arapça-Farsça hatta belki de Ermenice-Rumca bile olabilecek kelimelerin varlığını görebiliriz.

     Ama bizler bu kelimelerin hangi dilden geldiğine bakmaksızın “Türk milleti tarafından kabul edilmiş-kabullenilmiş ve yaşayan bir kelime olarak varlığını kabullendiğimizde Türkçenin zenginleşmesine vesile oluruz demektir.

     “Sayvan” kelimesi çoğunlukla kullandığımız kelime değil midir? Yaygı,sofra bezi,altlık,üstüne yiyecek maddelerinden kurutma veya dinlendirme amacıyla kullandığımız bez parçası..Ermeniceden dilimize kalmış bu kelimeyi atmakla kullanmamakla neyi kazanırız acaba? (Sonu –ven,-van,-vun,-vün eki almış  kelimelere dikkat ! )

     Garp kelimesini kullanmayıp batı kelimesini kullanmaya başladığımızdan beri tarihi metinlerde okuduğumuz  ”...garp cephesi kumandanı Mustafa KEMAL” ibaresinden şimdiki nesil ne anlamaktadır acaba?

     Dili kullanırken bir kabile dili mantığıyla değil bir imparatorluk mantığıyla tahayyül etmemizde,düşünmemizde fayda vardır sanırım.. İmparatorluklar siyasi olarak bitmiş olabilirler. Ancak kültürel anlamda devam ettiklerini unutmamak lazımdır.. İngiliz imparatorluğu, Alman imparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Roma imparatorluğu bittiğini mi sanıyorsunuz? Hala Osmanlı İmparatorluğu kavramını söyler söylemez siyasi olarak hop oturup hop kalkan bazı beyinsiz aydın (geçinen) takımının kültür ve tarihi miras açısından neleri kayıp ettiklerinin/ettirdiklerinin  farkında  olmadıkları aşikardır.

     Dil tartışmalarını eski kelime-yeni kelime kavramı üzerinde yapmaktansa tüm kavramların tembellik etmeden öğrenilmesi için gayret sarf etme yolunun bu millete daha çok fayda sağlayacağı gerçeğinden hareket etmek lazımdır.Anlamıyorsan uğraş öğren.Eğer bilmediğin anlamadığın kelime varsa bu kelime de geçmişinde herhangi bir yerde kullanılmışsa bir mirasçı olarak onu öğrenmen boynunun borcudur.Ve onu öğrenmekle de vatansever olursun…Milliyetçi olursun…Bunu da unutma.Öyle ucuza konmak yok..Türkçede var olan 120 bin kelimenin kaçını bildiğini test etmelisin.

     Türkçeyi kullanan edebiyatçılarımızdan en çok Peyami Safa ve Necip Fazıl kelime kullanmıştır. Onların da kullandıkları kelime sayısı, dikkat edin, 35 bin civarındadır.

     Bizler ise kullandığımız kelime hazinesi sadece ve sadece 1000-2000 civarındadır...

     Bu açıdan kelimeleri yabancı menşeli olmasından sızlanacak yerde her gün bir iki kelime daha öğrenmenin yolunu bulursak daha isabetli olur kanaatindeyim.

     Cümlenize  Selam ve dua ile...





  • Sadık Yılmaz
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 2.434
  • Cinsiyet: Bay
  • son nefesin tarihini yazmış ise kader.Azrail seni
  • 358 Mesajı Toplam
    493 Kere Beğenildi
    • Marankoz
  • GSM: 0536 553 63 59
     Sayın hocam çok guzel bir konuya temas ettiniz. Milletimizin bir cihan imparadorluğunun devamı olduğunu ve sadece turklükle bitmediğini kabullenmek istemiyenler var. Oysa bir inparatorluğun içinde ne kadar millet varsa o kadar güçlü olur, ayrımcılığı ve yonetmenin ataletsiz olacağını düşünen ön yarkılı kişilerle bu konuyu deklere etmek istemem ne kadar akıl o kadar güç ve kuvvet olarak görüyorum her dil bir aklın ifadesidir diye düşünüyorum...

sevdimde sevmedi sevduğum beni
uğruna tükettim ben bu bedeni
anlamadım ardındaki nedeni
boş ver anam sende unut terketipde gideni

sevdadan yana çile çekenler
cekip gider bu sevene yük deyil
sevip sevip ayrılığı seçenler
çeker gider buda ona ilk deyil


 


Facebook Yorumları

         
Twittear