NASIL BİLİRDİNİZ? - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: NASIL BİLİRDİNİZ?  (Okunma sayısı 2196 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • *** asi_kar ***
  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 706
  • Cinsiyet: Bayan
  • Sevmek YÜREKLİ olana yakışır(!)
  • 232 Mesajı Toplam
    425 Kere Beğenildi
    • antoloji
NASIL BİLİRDİNİZ?
« Topic Start: 17 Ekim 2011 - 09:21 »
  • Yayınlama
  •      EBRU ÇOBANOĞLU
         ebrucobanoglu@gulenkoyu.com
         17 Ekim 2011 Pazartesi

         NASIL BİLİRDİNİZ?

         İnsanları tanımak,anlamak veya anlamaya çalışmak... Hayatta en zor olan şeylerden bir kaçıdır bunlar. Bunun için ne bir gayret gösteririz nede azıcık o çok değerli vaktimizden harcarız. Belki de dinlemeyi bilmek yerine bilmeden anlattıkça yada yanımızda hararetli anlatıldıkça karşımızdakini küçümsemek, küçük düşürmek, bizden daha aşağılara çekmek, yaralananı birde bizim tarafımızdan yaralamak marifet olabilir diye düşünüyoruzdur kimbilir? Aslında sadece elimizi uzatıp onu kaldırmak dururken ve  iki kulağımız varken karşımızdakini anlamaya tek olan ağzımızı kullanıyoruz önce... Saçma... Belki de egomuzu tatmin edip, kendimizi aynadaki ben’e ıspatlayışımızın çözümüdür bu...! Doğruyu öğrenmek için çabalamayız belki de yanlış olan bir konu üzerinde yaptığımız yorumdan utanacağızdır iyisi mi üstte kalmak diye düşünürüz. Özür dilemeyi aşağılık kompleksi olarak görürüz çoğu zaman... En kolayıdır arkadan konuşmak,atmak atıp tutamamak... Karşındaki insanı umarsızca yaralı bırakmak. Ayrıca, bildikleri karşısında susmanın sadece korkaklara ait bir meslek olduğunu mu desek hani daha doğru olur?

         Son zamanlarda yaşanan yaprak dökümüyle birlikte ateş sadece düştüğü yeri yakmıştı yine, bize ise uzaktan dumanı izlemek kafi olmuş sadece üzülmüştük. Bir öneri gelmişti “Birbirimizi neden tanımıyoruz, neden onure etmiyoruz?” diye. Bugüne kadar Gülen Köyü olarak birbirimizi tanımak için ne yapılmıştı ki; herkes birbirini tanıyordu öyle değil mi? Büyük “YALAN” kimse tanımıyordu birbirini. Herkes birbirinin çocukluk anısını biliyordu sadece. Hayat çocukluk anısına mı sıkıştırılmalı diye düşünürken, çocukken her şey daha güzeldi bırak öyle kalsın diye de düşünmüyor değilim ama hayat sadece çocukken elimizdeki kağıt gemiyi Kazan Gölünde yüzdürmek değildi ki!... Ağaçtaki armutları toplayıp dalda oturarak yemekte değildi... Hayat; bazen ahırdaki hayvanları yazın yaylaya çıkarmanın çilesini çekmekti bazen de dizlerine kadar yağan karda sadece evinin kapısını açık bırakıp-bırakmama tereddüdüyle yaylaya çıkmaktı. Üstelik ıspatı için hırkayla geri dönmekti... Hayat; ölünce kıymet bilmek olmamalıydı...

         İnsanları “ONURE ETMEK” meselesine gelince... Büyük mesele bu işte. İnsanları onure etmek zordur ölmeden önce, nefs buna müsaade eder mi? Aslında onure edilmek insana ardında başarıyı getirir. İnsan onuru iki kelama sığdırılmamalıydı ya da bir bardak çaya satılmamalı... Onur iki sözle kazanılmaz ve iki cümle onuru yok etmeye yetmez bence. Bu güne kadar dernekçilik adına olan “HİÇ” lerin yerini “BİRŞEYLER” almıştı. Peki, kaç kişi çıkıpta Sezar’ı bundan haberdar eylemişti? Hiç bir başarı göz ardı edilmemeli dedim durdum. Ben dedim ben duydum... Bir yanlışla üç doğru gitmemeli.Bir doğru üç  yanlışı silmeli bu hayatta. Seni seviyorum demeyi geciktirmemeli. Hayattaki başarılar tebrik edilmeli... Bu güne kadar gelen tüm dernek yönetimimiz işini en güzel şekilde yaptı farz-ı misal yapmasa bile en azından bizleri bir çatı altında tutmayı başardı. Belki küsüp gidenler oldu aylarca uğramayanlar yada nazlananlar ama onlar bile hep köylülerinin var olduklarını bildiler ama iyi ama kötü... Yeni bir site açıldı, belki yeni bir dernek kurulur bilinmez ama köy hep aynıdır değişmez... Her şeyinizi bölün, her şeyinizi ayırın, her güzelliğe köstek olun ama ne köyünüzü bölebilirsiniz nede o topraklarda yaşayan atalarınızın mezarını göz ardı edebilirsiniz...

         Bize yakışan susadığında diğerine su vermek değil mi? Bir zamanlar dedikodulardan, kavga gürültüden bıkıp köyünü terkeden büyüklerimiz gibi kaçmak değil amacımız, biz o tabuyu yıkıp eskileri tekrar davet etmek için varız...

         Düşünüyorum da; insanlara hayattayken seni seviyorum demekten başka ve öldükten sonra sensiz anahtarı üzerinde sallanan bir araba yerine iyi bilirdik rahmetliyi denmesinden başka daha güzel bir şey yoktur sanırım... Asıl güzel olan, başarının görülüp yaşarken gelen tebessümlü bir tebriktir ansızın...

        Şimdi yaşamak ve ölmek arasındaki bu ince çizgide soruyorum size ...“?”... nasıl bilirdiniz diye?



    EBRU’Lİ SÖZ: “ Hayat; sadece doğmakla ölmek arasındaki kısa mesafede yaşanıyorsa eğer; neden yaşamımıza ömrümüzden daha büyük olan KUL HAKKINI sığdırıyoruz ki?...”



    "Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun...

    Sabret ki her şey gönlünce olsun... "

    EBRU ÇOBANOĞLU 'nin Mesajlarını Beğenen 3 Kullanıcı: omercobanoglu (24 Ekim 2011 - 21:59), Kenan Yazıcı (17 Ekim 2011 - 17:45), engin_a61 (17 Ekim 2011 - 09:37)
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 888
    • Cinsiyet: Bay
    • 161 Mesajı Toplam
      228 Kere Beğenildi
    NASIL BİLİRDİNİZ?
    « Yanıtla #1: 17 Ekim 2011 - 09:38 »
  • Yayınlama
  • NOT: "Yeni bir site açıldı, belki yeni bir dernek kurulur bilinmez ama köy hep aynıdır değişmez... Her şeyinizi bölün, her şeyinizi ayırın, her güzelliğe köstek olun ama ne köyünüzü bölebilirsiniz nede o topraklarda yaşayan atalarınızın mezarını göz ardı edebilirsiniz..." kısmına 'şerh' koyarak beğendim....

    Bu devran böyle gitmez düzelir bir gün elbet,
    Yorulan gönüllerden devralınmalı nöbet.

    Engin Akyol 'nin Mesajlarını Beğenen Kullanıcılar: ebruçobanoğlu (29 Ekim 2011 - 22:30)

     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear