AMA SEN, O OKULUN… - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: AMA SEN, O OKULUN…  (Okunma sayısı 2330 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Yusuf Şevki Yücel
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 68
  • Cinsiyet: Bay
  • 3 Mesajı Toplam
    9 Kere Beğenildi
AMA SEN, O OKULUN…
« Topic Start: 13 Mart 2012 - 08:54 »
  • Yayınlama
  •      YUSUF ŞEVKİ YÜCEL
         yusev@hotmail.com
         Web Adresi: http://www.yusufsevkiyucel.com/
         13 Mart 2012 Salı

         AMA SEN, O OKULUN…

         Hafifçe aralık kapısından usulca sokuldu kadın. Yüzünde cennetten kalma bir tebessüm, gözlerinde Havva’nın şefkat pırıltıları. Yatağında kaybolmuş yavrucağına bakındı bir süre, sonra yaklaştı usulca. Nasırlı elleriyle okşarken saçlarını, tüm detaylarıyla bebekliğini hatırladı. Minicik ellerinin gayesiz titreyişlerini, yumuk yumuk gözlerini hayal etti. İçi ısındı, eridi… Film şeridi bu olsa gerek ki, ardı arkası gelmeyen sorularına muhataplığını gördü. Her sorusuna yeniden cevap verdi bıkmadan usanmadan. Belli belirsiz seslendi Halil’ine. Sonra bir kez daha. Bir yanı uyansın, bir yanı uyanmasın der gibiydi. Seslenişinde merhametin zirvesi vardı; şiddeti artıyor fakat frekansı değişmiyordu sesinin. Birkaç kez daha seslendi yavrucuğuna, Halil’ine… Önce kıpırdandı, şımardı sonra Halil’i. Yüzünü astı, yastığının altına soktu kafasını. “Okula gitmek istemiyorum” dedi. İki kez tekrarladı bunu.

    “Peki ama neden?” dedi annesi. “Neden böyle yapıyorsun.”

    “Çünkü orada beni kimse sevmiyor anne” annesine döndü, hafif doğruldu ve kucağına yattı. “Ne öğrenciler seviyor, ne öğretmenler anne. Okul benim için eziyetten başka bir şey değil. Bu yüzden gitmek istemiyorum. Beni anlıyorsun değil mi,” diye devam etti.

    Annesi cevap vermedi; yanağını okşadı ve başıyla onayladı yalnızca. Onu anladığını ifade etti beden diliyle. Bir süre baktı yavrucağına, bakıştılar. Eğilip öptü alnından. “Kahvaltı hazır, elini yüzünü yıka ve sofrada konuşalım bunları ne dersin” dedi her zamanki müşfik, kucaklayan ses tonuyla… Uzatmadı Halil; “peki” deyip kalktı yatağından. Banyoya girdi, elini yüzünü yıkadı hızlıca.  Evin içerisine yayılmış çörek kokusu, vücut kimyasını değiştirmişti. Çörek kokusunun endorfin hormonuyla ilişkisinin araştırılması gerektiğini düşündü koridorda ilerlerken. Biricik annesinin sırtı dönüktü mutfağa girdiğinde. Usulca yaklaştı, her zamanki muzipliğiyle “pöh” deyip korkuttu annesini. Birden irkildi kadın, zıpladı olduğu yerde ve küçük, hızlı tokatlarıyla patakladı onu canını yakmadan. Geleneksel şımarıklıklarıydı karşılıklı. Hep sarılıp, sütliman olmak vardı bu oyunun sonunda; ve öyle oldu…

    Mükellef bir kahvaltı vardı her zamanki gibi... Hiç üşenmez miydi bu kadın, hiç uyumaz mıydı?...

    “Şimdi anlat bakalım Halil’im. Neden okula gitmek istemiyorsun?  Sonuna kadar anlat ama.” Diyerek konuyu açtı anne...

    Halil bir süre düşündü, çayını yudumladı:

    “Öğrenciler çok umursuz anne. Hiç biri istediğim gibi değil; herkes kendi halinde, düzen yok, disiplin yok, vefa yok. Bundan hiç hoşlanmıyorum, beni sevmediklerini düşünüyorum, üzülüyorum. Ümitsizliğe kapılıyorum. Öğretmenlerim de öyle; onlar da kaygı duymuyorlar, rahatsız olmuyorlar bütün bu kaotik ortamdan. Gamsızlar yani. Benim gördüğüm yüzlerce aksaklık, anormal durum, onlara normal geliyor. Alışılmış bir çaresizlik var anne.

    Müdürlerim de öyle aslında; olaylara bakışları farklı. Sanki başka bir dünyadan gelen benim. Her şey normal de, bir ben anormalim. Eleştiriyi kimse sevmiyor. Sorunların üzeri kapatılsın isteniyor ve her şey güllük gülistanlık görünsün. Akademik başarı olsun da gerisi laf-ı güzaf. Nasıl başıbozuk bir hal, nasıl bir keşmekeş...

    Geçen gün bir öğrenci velisi gelmiş okula, öğretmenime hakaret etmiş; “çocuğumun psikolojisini bozdun, hayata küstü, sen kim oluyorsun da çocuğumu azarlıyorsun” demiş. Bağırmış, çağırmış ve gitmiş...

    Hayretler içerisindeyim anne. Öğrencilerin neredeyse yarısı psikolojik tedavi görüyor. Depresyondalar. Anneleri babaları boşanmış; ayrı yaşıyorlar. Garip bir aile ilişkileri var. Nasıl davranacağımı bilemiyorum onlara...

    Tek başıma ne yapabilirim, neresinden tutabilirim bilmiyorum; kaygılıyım anne, kaygılıyım. Bu yüzden okula gitmek istemiyorum.” Devam etmedi, sustu Halil. Bir süre sustular birlikte...

    “Seni çok iyi anladım oğlum; anladım anlamasına da yadırgadım doğrusu. Sen hiç şikâyet etmezdin. Hele öğretmenlerinden. Sen, bunca başarıyı kimlerle birlikte elde ettiğini unutuyorsun oğlum. Sonunda ve başında kime sığınman gerektiğini de unutuyorsun. Sana yardımcı tek ALLAH olsa yetmez mi oğlum?  Sen hulus-i kalp ile yola çıkar, yaratana sığınırsan, sana kâinat yardım eder yavrum. İnanırsan, ısrarla istersen, sana yetecek kadar dostu her yerde yanında bulacaksın... Öğrencilere gelince, şikâyet ettiğin hususlar her yerde var maalesef. Ama bilesin, o çocuklar yaptıklarının yanlış olduğunu bilmiyor. Onlara bu öğretilmedi. Ev hallerini sen anlattın; çevresi de haliyle ona göre oluşuyor çocuğun. Televizyonu, medyayı görüyorsun. Senin aylarca uğraşıp yaptıklarını bir saatte yıkıveriyor. Karşılarında sağlıklı rol modelleri de yok. Onlara üzülmekte haklısın, o halde daha çok gayret etmelisin. Şimdilik sadece iyi bir model olman bile yeter; o yüzden orada olmalısın...

    Tek başına her konunun üstesinden gelmen mümkün değil tabi ki. Ama birkaç inanmış arkadaşınla başladığın işlerine sonunda herkesin inandığına ve bir ucundan tuttuğuna şahitsin değil mi? ”Halil kravatını takarken, tamamladı cümlesini anne.

    “Oradaki herkesin sana ihtiyacı var oğlum. Sensiz olmaz. Hem kanun senin orada olmanı istiyor, hem rabbin. Çünkü sen o okulun müdürüsün...”
    Cevap vermedi Halil. Ciddi bir muhasebe dersi almıştı ve motivasyonu tavan yapmıştı.

    Sarıldı karakuru, pakça suratlı, ufak tefek hanıma. “İyi ki varsın ve iyi ki anamsın” dedi. Kocaman kocaman öptü, gıdıkladı, yılıştı çocuk gibi. Hızla inerken merdivenlerden saatine baktı.

    Sekiz sularıydı...




    Yusuf Şevki Yücel 'nin Mesajlarını Beğenen Kullanıcılar: AHMET AKTURK (13 Mart 2012 - 09:47)

     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear