YAŞANMIŞ FIKRALAR - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: YAŞANMIŞ FIKRALAR  (Okunma sayısı 2464 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Yaa Sabır...
  • Administrator
  • *
  • İleti: 3.099
  • Cinsiyet: Bay
  • 349 Mesajı Toplam
    550 Kere Beğenildi
    • Gülen Köyü Web Sitesi
  • GSM: 0535 481 76 24
YAŞANMIŞ FIKRALAR
« Topic Start: 22 Mart 2012 - 09:09 »
  • Yayınlama



  • Yazar:
    Haşim ALBAYRAK
    Tarih:
    08 Ekim 2011 Cumartesi
    E-Mail:
    hasimalbayrak@hotmail.com
    Kaynak:
    www.ofhayrat.com

         YAŞANMIŞ FIKRALAR

         İLERLEYELİM

         Oflu Raşit Karaaslan İstanbul’da belediye otobüsüne bindi. Otobüs tıklım tıklım dolu idi. Yeni binecekler bastırınca şoför:

         - İlerleyelim beyler, ilerleyelim deyince yorgunluktan ayakta duramayacak durumda olan Raşit:

         - Yavu, madem yürüyecektik niye arabaya bindik?

         SADECE ALLAH BİLİYOR

         Karadenizli milletvekillerimizden biri ilk defa politikaya soyunuyordu. 1983 seçim öncesi. Neler konuşacağını hazırladı, bir kâğıda yazdı. Epeyce okudu hazırlandı. Sonra kürsüye çıktı. Çok büyük kalabalığa hitap edecekti. Cebinde kâğıdı aradı. Kalabalıktan heyecanlanınca bulamadı. Konuşmaya başlaması gerekiyordu. Bir hayli yutkunup düşündükten sonra:

         - Sevgili dinleyiciler, dedi. Buraya gelirken neler söyleyeceğimi bir ALLAH, bir de ben biliyordum.

         Herkes “ Şimdi siz de biliyorsunuz” demesini beklerken O:

         - Şimdi ise sadece ALLAH biliyor der.

         ŞURUBU ÇALKALAMAK İÇİN

         Tanınmış yayıncılardan Çaykaralı İbrahim Ferşat, İstanbul’un bozuk yollarında akşam karanlığında çukura düşer. Beli incinir, kaburgalarında çıkık olur. Acil tedavisi yapıldıktan sonra evde kıpırdamadan yatması istenir. Akrabası Murat H. Bilgin’de odasında kıpırdamadan yatması gerektiğini duyduğu bu akrabasını ziyarete gider. Hastanın odasına girdiğinde İbrahim’i teypteki kemençe müziği eşliğinde horon oynuyor görünce. Murat şaşırır:

         - Ola ne yapayisun, delirdun mi?

         - Yoo ne delirmesi. İncinmem için şurup içtum da.

         - Şurupla horonun ne ilgisi vardur da.

         - Ne ilgisi olur mi, doktor şurubi çalkalayip iç temişti. Ben de çalkalamayi unutmiştum.
     
         KÖPEĞİM OLMADUĞUNİ SÖYLEMEYİ UNUTTUM

         Saat gecenin üçüydü. Temel’in telefonu uzun uzun çalar. Temel uykulu uykulu telefona gelir. Bir kadın sesi telefonda:

         - Köpeğinizin havlaması uyumama mani oluyor, diye şikayet etti .Bunun üzerine Temel, kadının ismini, telefon numarasını alır, özür dileyerek telefonu kapatır.

         Ertesi günü saat yine tam gecenin üçünde bu sefer aynı kadın telefonun çalmasıyla uyandı. Telefon eden bu sefer Temel’ di.

         - Bayan, tün gece size köpeğim olmadığını söylemeği unuttum.

         VEZNEDAR

         Bankacı Akçaabatlı Tuncay abimizle bir arkadaşı konuşuyorlardı. Arkadaşı:

         - Yahu geçen günlerde bankanıza bir veznedar aranıyordu. Bulundu mu? Diye sorunca; O da:

         - Bulunmasına bulundu da şimdi o veznedar aranıyor, dedi.

         ANKARA’YA NE YAKINMIŞ

         Onbeş yirmi yıl evvel bizim sonradan görme yeni hemşerilerimizden biri T.H.Y. bürosuna telefon eder:

         - Ankara’ya kaç takada gideysunuz? Der.

         - 45 dakika, der.

         - Peki, Ankara’dan Gaziantep kaç dakka, der.

         Telefondaki bayan cevap vermeyip programa bakarken

         - Bir dakika efendim, der.

         Bizimki de

         - Sağol, deyip telefonu kapatır. Sonra da yanındakine:

         - ALLAH ALLAH Antep’ten Ankara’ya yol ne kadar yakınmış, der.

         HANGİ KULAK

         İstanbul’da tanınmış Trabzonlu işadamlarımızdan biri sekretine sorar:

         - Yavu burada bi kalemum vardi ne oldi?

         - Kulağınızın arkasında, diye cevapladı sekreter. İş adamımız kızarak:

         - Kısa ve kesik konişmayı ne zaman öğrenecesun, diye gürledi, sonra devam etti.

         - Hangi kulağimun arkasinda.

         YÜZÜNE TÜKÜRECEKTİM

         Of ve Türkiye ile ilgili çalışmaları olan[1] Amerikalı Antrepolog Profesörü Michael E. Meeker, Karadeniz köylerinde 1960’lı yıllarda bir inceleme yaparken sakalının uzadığını fark eder. Köy ileri gelenlerinden birine köyde berber olup olmadığını sorar. O da Michael’i bir kahveye götürür. Kahvenin bir kenarında eski, siyahlamış, boyasız tahtadan bir masa, önünde de kahvenin eski tahta sandalyesi vardır. Berber profesörü buraya oturtur. Masanın üstündeki bir traş fırçası ile bir saç kesme makinesi ile usturadan başka bir şey yoktur. Bizim profesör berberin şimdi masanın çekmecelerini açıp içinden diğer aletleri çıkarmasını beklerken O, berberin traş fırçasına tükürdüğünü görüp hayretle yarım yamalak Türkçesiyle:

         - Heyy siz var ne yapmak? Hiç fırçaya tükürülür mü? Diye sorar. Berber ise Michael’in bu şaşkınlığına şu cevabı verir:

         - Ola otur, oturduğun yerde. Biz sana misafirsun diye böyle yapayruk. Yok başka biri olsaydun yüzüne tüküreceğudum, der.



    [1] Michael E. Meeker, İmparatorluktan Gelen Bir Ulus Türk Modernitesi ve Doğu Karadeniz’de Osmanlı Mirası, Çev: Tutku Vardağlı, İstanbul, 2005



    Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burada Değiliz...

    İsmail Düzenli 'nin Mesajlarını Beğenen 3 Kullanıcı: sadıkyılmaz (07 Kasım 2012 - 18:41), fatih çevik (30 Mayıs 2012 - 07:21), kuzeydoğulu (22 Mart 2012 - 17:22)
    • Kahraman Eryiğit
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 22
    • Cinsiyet: Bay
    • 5 Mesajı Toplam
      7 Kere Beğenildi
    YAŞANMIŞ FIKRALAR
    « Yanıtla #1: 22 Mart 2012 - 17:24 »
  • Yayınlama
  •  ;D ;D Birbirinden güzel fıkralar bizi tebessüm ettirdiğiniz için teşekkür ederiz

    Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir...


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear