GEÇMİŞİ UNUTMAK - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: GEÇMİŞİ UNUTMAK  (Okunma sayısı 4526 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Süper Moderatör
  • *
  • İleti: 632
  • Cinsiyet: Bay
  • 63 Mesajı Toplam
    129 Kere Beğenildi
GEÇMİŞİ UNUTMAK
« Topic Start: 31 Mayıs 2009 - 19:27 »
  • Yayınlama
  •      AHMET AKTÜRK (HOCA)
         agulen61@gmail.com
         31 MAYIS 2009 Pazartesi

         GEÇMİŞİ UNUTMAK

         Tarih, bir milletin geleceğine ışık tutan bir aynadır.İnsan o aynaya bakarak kendini görür, tanır, algılar, hız alır, haz alır ve geleceğe yönelik yön haritasını oluşturur.
       
         Tarihte köklü geçmişi olanlar tarihe karşı da sorumludurlar. Eğer bir millet geçmişten bu güne; bu günden geleceğe bir "misyon" götüremiyorsa bu misyonu götürmekle yükümlü olan nesiller bu arızadan da sorumludurlar. Tarihlerine, atalarına, şehitlerine,  gazilerine, en cahilinden en alimine kadar herkese karşı sorumludurlar.Bu sorumluluklarını inkar ederek sütre gerisine gizlenmelerinin sorumluluğunu ve yükümlülüğünü ağır öderler.
       
         Ne ile öderler derseniz;soylarının tükenmesiyle öderler.Tarih sahnesine ismini yazdırmış nice millet ismi okumuşuzdur tarih derslerinden.Bu gün, o milletlerin hiç birinin esamisinin okunmamasının nedeni; işte bu tarihi sorumluluklarını yerine getirememelerinden kaynaklandığını unutmamamız gerekir.
       
         Tarihte birçok soykırım yapılarak nesli tüketilenleri biliyoruz.Endülüs Emevi Devletinin İspanyadaki dört yüz yıllık hakimiyetinden sonra bu coğrafyada hiç "Emevi" kalmamasının sorumluluğunu işgalci ve soykırımcı İspanyollara yüklemeden önce Emevilere yüklemek daha akılcı olacağını iddia edebilirim.
       
         Eğer, Emeviler kendi tarihi misyonlarına hakim olsalardı bu vahşetin müsebbibi olan İspanyollara fırsat vermeselerdi, bu gün Avrupa'nın göbeğinde Müslüman bir Emevi Devletinin varlığından bahsetmiş olacaktık.
       
         Doğu Roma veya Batı Roma İmparatorlukları,insanlığın  gereği olan "medeni" bir imparatorluk olsalardı bu coğrafyada bu gün bu devletlerin olması mümkün olacaktı. Gerçi bu devletlerin olması bu coğrafyadaki "TÜRK" varlığının olmaması anlamına gelecekti.Ama bizim iddiamız, bu coğrafyadaki Türk varlığından ziyade; milletlerin tarih sahnesindeki varlıklarının varlık sebeplerinin sona erişlerini irdelemektir. Yoksa iyiki bu coğrafyada bulunan eski köhnemiş zihniyet yıkılmış ve yerine Anadolu Selçukluları ve sonrasında da Osmanlı hakimiyetinin varlığı söz konusu olmuştur.Bu hakimiyetten mutlu olmamak gibi absürt bir zihniyete sahip olmamız mümkün değildir.
       
         İrdelediğimiz fikir, bir milletin tarih sahnesindeki yeri ve devamlılığının nesillerindeki şuurlu nesiller sayesinde devamı ile mümkün olduğu fikridir.
       
         Etiler'den Akkadlara, Babillilerden İnkalara kadar tarihteki yerini almış medeniyet ve milletlerin devamlarının olmamasındaki sebeplerin sonucunda,yeryüzünden silinip gitmeklerine sebep olduklarını idrak etmek gerektiğini vurgulamaktır.
       
         Bir milleti yok etmek istiyorsanız ve o milleti topla tüfekle yıkamıyorsanız, bunun en kolay yolunun öncelikle o milletin dil ve kültürünü yok etmek,dejenere etmek, asimile etmek yeterli olacaktır.Buna dini hassasiyeti de eklediğinizde, kişide kalmayan kimlik erozyonu,bunalımlara sürüklenen bir nesil ve sonucunda da kim gelirse gelsin önemli değil, fikrinin oluşturulduğu bir insan topluluğu oluşursunuz. Kimsenin kimseden haberdar olmadığı,kin ve nefretin sonsuz şekilde pompalandığı, din ve ahlak felsefesinin hiçe sayıldığı,dil asimilasyonuna uğrayan nesil ve sonucunda da "kim gelirse gelsin " düşüncesine kavuşan bir ortam oluşacaktır. Bu ortam sonucunda millet kavramının çimentosu sayılan dil ve din figürlerinin yokluğunda, rüzgarın önüne kapılıp giden yaprak misali kimlik ve kişilikten yoksun bir insan "figürleri veya siluetleri" ile dolu bir kalabalık göreceksiniz.
       
         Fatih İstanbul'u Fethettiğinde Bizans gençleri;kızlı oğlanlı topluluklar Fatih'in Topkapı Surlarından şehre giriş heybet ve azametine karşı alkış tutmak için izdiham yapmış olmalarını kendi köklerindeki erozyona bağlamak mümkündür.Günümüzde  gençlerimizin bilmem hangi batılı "pop " sanatçısına yaptıkları izdiham ve alkışın, nereden nereye gelebildiğimizi göstermesi açısından anlamlıdır sanırım.
       
         Bu makalede asıl üstünde durmak istediğim konu Lozan Antlaşmasıyla temeli atılan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş aşamasındaki yanlış adımların günümüze yansımalarını anlatmaktır.
       
         Bilindiği üzere,Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan sonra Batılılarla imzalanan Lozan antlaşmasının amacı tanınma  ve uluslar arasındaki itibarı sağlamaya yönelik bir girişimdi.Bu dönemde bir devletimiz oluşsun da nasıl oluşursa oluşsun aciliyeti ile bir çok yanlış adımlar atılmıştı. Ki,bu gün bu yanlış adımların hesabını bu gariban halk emeği karşılığında alın teri sömürtülerek ödettirilmektedir. Kuruluş aşamasındaki bağlayıcı antlaşmalar hala bize ayak bağı olduğunu unutmamak gerekir.
       
         Bu günkü gençlerin  birilerine hain,birilerine vatanperver diyerek atalarını iyi-kötü diye kategorize etmelerini yanlış bulmakla birlikte,bu kabahatin kısmen bu gençlerde çoğunluk kabahatin ise bize öğretilmek/dayatılmak istenen yanlış tarihten kaynaklandığını söylemek mümkündür.
       
         Gençlik şunu bilmelidir ki; Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyeti devletine bir tek miras "BAYRAK" kalmıştır.Geriye kalan hukuktan alın,yazı ve ideolojisine kadar ne varsa değiştirilmiştir.Böylece;bir milletin tarihi hafızası silinerek yeni bir CD yerleştirilmiştir.Bu boş CD ile yeni bir "millet" ortaya çıkarma gayreti başlamış,ancak,1950 yılından sonra işin farkına varan bir nesil neşet etmiştir.Bu boş bir hayal olduğu anlaşılmış olsa da,geçmişte yapılan bu yanlış yapılanmanın geriye dönülmezliğinde inat edilmesinin çok daha vahim sonuçları olacağını unutmamak gerekir.
       
         19 Mayıs 1919 yılında Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışının yıldönümünü 10 gün önce kutlamıştık.Bu günün gençliğe armağan edilerek "Gençlik Bayramı" olarak kutlanmasının önemi vardır.Ancak, bu armağan edilen gençliğin bu bayramı gerçek manası ile idrak ettiğini söylemek/savunmak mümkün müdür?
       
         Düşünün; bir  genç,hatta milyonlarca genç Ortaokul,Lise veya Üniversiteye gidiyor olsun ve bu gençler hala dilini ve dil kurallarını bilmiyor olsun.Yazışmalarda "iyiyim" yerine "iiim"  diye yazsın.Hala imla kurallarına uymayan bir yazı metodu ile anlaşmaya çalışan bir Üniversite gençliği olsun.Hala uzak veya yakın bir tarih bilgisine,medeniyet kültürüne hazır olmayan kişilikte olsun.Hala kişiliğini kabadayılıkla eş değer gören ham yobaz olabilsin.Yontma taş devrinde olmayan bir davranışla karşısındakilere "poz" versin.
       
         Cenap Şehabettin'in veciz bir sözü vardır; "Okumak insanın cahilliğini alır,eşekliği ise baki kalır" der.Bütün bu olumsuzluklar,görmemiş,aç,cahil ve şuur yoksunu bir millet anlayışının yapılanmasından kaynaklandığını tahmin etmemek mümkün değildir.
       
         İsmet Paşa, Lozan Konferansına Baş müzakereci olarak katıldığını hepimiz biliriz.Bu müzakerenin 59. maddesinde “Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlıların Anadolu’ya verdikleri zarar karşısında tazminat ödeyeceklerini kabul ettiremez.”tazminat” yerine “tamirat” kelimesi yer alır.Ve bu tamirat karşılığında 4 milyar altın Frank Yunanlıların Türkiye’ye ödemesi kararlaştırılmıştır.Ancak ne yazık ki, bu güne kadar değil 4 milyar,4 lira dahi ödenmemiştir.Neden mi?
         İsmet Paşa’mız bu tazminat/tamirat parasını Venizelos’a bağışlamıştır.Uluslararası ciddi bir anlaşma sonucu karara bağlanan bir yükümlülüğü bir politikacının bağışlaması ile vahim bir tarih sahtekarlığının yapılmasını affetmek mümkün değildir.O Yunan ki; Kardak kayalıklarını bile Türkiyeye bırakmayı kendine zül saymıştır.Oysa bir Türk politikacısının,sanki babasının malını bağışlar gibi,75 milyonun hakkını bağış olarak verebilecek ucuz yöneticilerle yönetilmiş olmasının acısını gönlünde hissetmeyen var mı acaba?
       
         Değerli okuyucularım buradaki tarihi şahsiyeti karalamak kastı ile hareket etmiş olduğumu zannetmelerinden üzülürüm.Burada anlatılmak istediğimiz şeyin tarihi bir yanlışlığı vurgulamak.Ve aynı zamanda da gençlerimizin bazı tarihi olaylardan haberi olmasını sağlamaktır.
       
         Bu bir küçük anekdot sadece.Siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.Kalın sağlıcakla..
         Selam ve dua ile…




    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 262
    • Cinsiyet: Bay
    • ÇÜNKÜ HAYAT BİR TERCİH MESELESİDİR
    • 30 Mesajı Toplam
      51 Kere Beğenildi
      • okul için hazırladığım web sitesi
    • GSM: 0 505 350 57 0
    GEÇMİŞİ UNUTMAK
    « Yanıtla #1: 31 Mayıs 2009 - 20:26 »
  • Yayınlama
  • insan
    tarih yazar
    tarih insanı
    insan
    tarihe kızar
    tarih insana
    insan
    tarihe küser
    tarih not düşer
    insan
    unutur sızar
    tarih yargılar

    çok güzel özetlemişsin dayı. bunca dağınık tarih yazıları ortalıkta kolgezerken insanlarımızın bu tür özet tarihi yazılara ihtiyacı vardır.


    Yeyüzünde böbürlenerek dolaşma.
    Çünkü sen (ağırlık veazametinle) ne yeri yarabilir nede dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.

    • Kemal Algül
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 599
    • Cinsiyet: Bay
    • 16 Mesajı Toplam
      20 Kere Beğenildi
    GEÇMİŞİ UNUTMAK
    « Yanıtla #2: 27 Mayıs 2010 - 13:03 »
  • Yayınlama
  • Kaleminize saglik Ahmet hocam Lozan emisken siz lozani nasil degerlendiriyorsunuz .lozanin imzalandigi masa ankarada bir gurur abidesi olar sergileniyor.siz bu düsüncedemisiniz.yoksa tarihe düsülen bir kara leke olarakmi degerlendire biliriz.bu konuda bir makale kaleme alirsaniz kendi adima sizin düsüncelerinizden faydalanmak isterim.

    Surda bir gedik açtik; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgar, artik ne yandan esersen es!


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear