2400 YIL ÖNCE DERNEKPAZARI-1 - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: 2400 YIL ÖNCE DERNEKPAZARI-1  (Okunma sayısı 492 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Yaa Sabır...
  • Administrator
  • *
  • İleti: 3.105
  • Cinsiyet: Bay
  • 349 Mesajı Toplam
    550 Kere Beğenildi
    • Gülen Köyü Web Sitesi
  • GSM: 0535 481 76 24
2400 YIL ÖNCE DERNEKPAZARI-1
« Topic Start: 07 Mayıs 2017 - 16:59 »
  • Yayınlama

  • Yazar:
    Ahmet Mutluoğlu
    Tarih:
    02 Mayıs 2017
    E-Mail:
    ahmetmutluoglu@yahoo.com
    Kaynak:
    Dernekpazarim
         2400 YIL ÖNCE DERNEKPAZARI-1

    Değerli okuyucu, Fetih’ten, yani M.S. 1461 yılından önce Çaykara ve çevresinde yaşayanlar hakkında şu ana kadar ne arşivlerde ne de yöre halkının elinde veya evinde yazılı herhangi bir belgeye rastlanmış, ne de rastlandığı duyulmuştur. Bilinenler ve konuşulanlar, tarihi eserler, nakledilen hikâyeler, söylenceler, efsaneler, bilmeceler ve masallara dayanır.

    Tarihi en eski eserimiz, Fetih’ten önce mevcut olduğu tahmin edilen Çaykara Kalesi’dir. Bölgede yaşayan 1200 civarında insanın pazar yeri ihtiyaçlarını güvenli bir şekilde gidermeleri amacıyla, Çaykara’nın merkezine 2 km mesafede; Taşören, Yeşilalan, Eğridere ve Işıklı Mahalleleri ile Yeşilalan ve Eğridere derelerinin birleşme noktaları olan mevkide inşa edilmiştir. Duvarlarının önemli bir bölümü halen ayaktadır. Ne zaman inşa edildiği bilinmemekle beraber, bölgedeki benzerleri gibi, Cenevizli tüccarlar tarafından inşa ettirildiği tarihçilerin ittifak ettiği bir husustur.

    Bilindiği üzere Cenevizliler, İtalya’nın Cenova şehrinde bulunan şehir devletinin mensubu, gemici ve tacir bir millettir. Osmanlı Devleti’nden de geniş imtiyazlarla donanımlı bir ticari serbesti elde ederler. Birçok yerde olduğu gibi, Güney Karadeniz sahillerinde de, Amasra, Sinop, Samsun Trabzon gibi önemli ticaret iskeleleri vardı.(1)

    Bölgemizde bizlerden çok önce yaşayanlar hakkında en sağlam ve güvenilir bilgileri, Hz. İsa’dan 400, Trabzon’un fethinden 1800 ve günümüzden 2400 sene önce yaşamış, Xenophon (Ksenofon) adlı Helen asıllı bir tarihçinin kaleme aldığı (Onbinlerin Dönüşü) “Anabasis” (Tırmanarak İlerleme) adlı eserinden alabiliyoruz.

    Anadolu’nun Ege kıyıları ve Trakya hariç tamamı ile tüm Ortadoğudan Hindistan’a kadar

    olan toprakların hâkimi Pers Kralı Daryüs ölünce, yerine büyük oğlu Artakserkses (Ardişir) kral olur. Kardeşi Kyros (Kurus) ise, ağabeyini tahttan indirip kral olmanın peşindedir. Anadolu’dan topladığı yüz on beş bin kişilik ordusunun içinde, Ege bölgesi, adalar ve Mora Yarımadası’ndan toplanan 12.400 kişilik Helen paralı askeri de mevcuttur.(2)

    Manisa’nın Salihli ilçesine 10 km mesafedeki Sard Şehri’nden yola çıkan ordu, Afyonkarahisar’ın Bolvadin ilçesi yakınlarındaki “İpsos” üzerinden Tarsus’a, oradan da Adana üzerinden Hatay-İskenderun (İssos)’a ve Fırat Nehri üzerinden de Bağdat Şehri’nin güneyindeki meşhur Babylon’a yakın Cunaksa (Kunaksa)’ya ulaşır.

    Kyros’un 112.400 kişilik ordusu ve 20 kadar oraklı arabasına karşı, ağabeyi Büyük Kral Ardeşir’in ordusu: 1.200.000 asker ve 200 oraklı arabadan oluşmaktadır(2). İki ordu arasında fark, bire on, Büyük Kral’ın lehinedir.

    İki ordu Cunaksa’da büyük bir savaşa tutuşur. Çok kısa süren muharebede Kyros yenilir; Helen komutanlar dâhil tüm komutanları ile beraber öldürülür. Pers uyruklu askerleri Kral Ardeşir’in tarafına geçer. Sağ kalan Helen asıllı savaşçılar, yol bilmez dil bilmez bir şekilde başsız kalırlar. Geldikleri yolda ne varsa silip süpürdükleri için açlık korkusu yüzünden farklı yollardan dönmek zorundadırlar. Dağlık bölgede yollarını kaybeder, yerlilerle çatışırlar. Yegâne amaçları Karadeniz’e ulaşıp, deniz yolu ile Constantin (İstanbul)’e, oradan da Ege’ye yani ülkeleri Helen’e ulaşmaktır.

    Sefere, tarihçi yazar olarak katıltan, Sokrat’ın (M.Ö. 469-399) öğrencilerinden (Ksenofon)Xenophon (M. Ö. 430-334), yüzbaşı üzerinde komutan kalmayınca başkomutan seçilir. Bir taraftan dönüşü idare ederken, bir taraftan da günlüklerini yazmaya devam eder. Sonunda ortaya çıkan “Anabasis” adlı eseri, o dönemin Anadolu kültürü ve medeniyeti

    hakkında geniş bilgi veren, Antik Çağın en önemli eserlerinden biri olarak bizlere kadar ulaşır.

    Ksenofon Onbinleri, çok zorlu şartlar ve mücadeleler neticesinde, Dicle Nehri’ni takiben Van’a, oradan, Erzurum’a, oradan da Bayburt yakınlarındaki “Gymnias”a ve Khalbya (Haldıya)’ ya ulaştırmayı başarır.

    Çocukluğumuzda, Bayraklı Yaylamızın yaslandığı Kurtdağı’nın ötesinden her pazartesi Çaykara’ya doğru gidip ertesi gün ikindi vakti aynı kervanla dönen atlılara “Halt”, gittiklere yerlere de “Haldiya” denirdi. Bazen de “Haltların atları, Haltların sürüleri geçti” şeklinde zikrolunurlardı. Yani, Of’a bağlı Hanlut (Dağönü) Köyü ile bu köye bağlı; Varhali, Cordanlı, Büyükköy, Çiheli, Çapaklı, Ayandos, Puşur, Manoşar ve Hacı Kurtlar -Şenusırmağı mahalleleri ile Çaykara’ya bağlı, Aso (Derindere), Yente (Çayıroba) ve Haldızen (Yaylaönü) köyleri sakinleri “Haltlar”, yöreleri de “Haldiya” diye anılırdı. Bu deyimler halen de kullanılmaktadır. Çaykara’ya bağlı Yaylaönü Mahallesi halen de Haldızen olarak anılır. Yaylaönü ismini sadece o köylüler direkt olarak bilebilir; diğer köylülerin %90’ı bilemez.

    Halbya, demir-çelik ülkesi anlamında olup, zaman zaman sınırları değişime uğrayan, Trabzon ve Giresun sahillerinin iç kısımlarında, dağlık bölgelerin adı olarak anılır tarih boyunca.(3)

    İsterseniz Ksenofon’un Haldiya notlarını kendisinden alalım:
    devamı gelecek...

    Ahmet Mutluoğlu Kimdir?



    Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burada Değiliz...


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear