Yöresel Çalgılarımız            

Ana Menü

Kullanıcı Bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. Aktivasyon epostanız mı yok?

Gülen Köyü Hakkında

Kültürümüz



İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 1.626
  • stats Toplam İleti: 61.482
  • stats Toplam Konu: 9.179
  • stats Toplam Kategori: 7
  • stats Toplam Bölüm: 153
  • stats En Çok Çevrimiçi: 2.613

Yöresel Çalgılarımız

..:: YÖRESEL ÇALGILARIMIZ ::..

KEMENCE 'NİN TARİHİ

Farsça kökenli bir kelime olan "kemençe" aynı dildeki "keman(=yay,kavis)" kelimesi ile "-çe(=küçültme eki)" ekinin bir araya gelmesinden oluşur ve "yayla çalınan küçük saz" anlamını taşır.

Orta Asya’da şekil olarak bugünkü kemençeye tam benzemeyen, fakat onun atası sayılabilecek birçok saz görülür. Orta ve Uzak Asya Müslüman ve Moğol saz takımlarındaki yaylı sazlar incelendiğinde farklı isimlere de rastlanmakla birlikte (örneğin Kırgızistan ve Özbekistanda Kıyak) çoğunlukla "Kemençe veya Kemançe" adının verildiğine ve "Iklığ - Iklık" adıyla beraber kullanıldığına rastlıyoruz. Benzer şekilde Fransa'da "Pochette (poşet) " İngiltere'de ise "Kit" olarak adlandırılan ve kemençe ile benzerliklere sahip yaylı çalgı türü olduğu bilinmektedir. Kemençenin -çe ekindeki küçültme anlamı pochette kelimesinde de vardır. Çünkü Fransızca da bu kelimenin cep, kese yada cepte taşının şey gibi anlamları vardır

Kemençe kelimesi bugün Türkiye dışında İran, Ermenistan, Yunanistan, Gürcistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkede kullanılmaktadır. Günümüz Türkiye'sinde biri klasik türk müziğinin Armudi kemençesi, diğeri ise Doğu Karadeniz halk müziğinin Karadeniz kemençesi olmak üzere iki tür kemençe kullanılmaktadır. Ayrıca kabak kemani de bazen kemençe olarak isimlendirilmektedir. Armudi kemençe ve kemaninin benzerlerine rastlanmakla birlikte (Macarlar benzer türde çalgıya HEGEDÜ, Yunanlılar LİRA, Bulgarlar GADULGA, Araplar REBAP adını vermişlerdir) Karadeniz kemençesinin şekil ve çalınış tarzı bakımından benzeri bulunmamaktadır. 18. yy. sonlarına kadar Türk müziğinin tek yaylı sazı olan Kemençe'nin yerini, Batının önce Viola d'amore'si (sinekemanı adıyla), sonra da Violino'su (keman) aldı. Ama Karadeniz kemençesi horonlar sayesinde, armudi kemençe ise 19. yy. ortalarına doğru girdiği fasıl topluluğu içinde günümüze kadar gelebildi.

Bu sitenin konusu olan Karadeniz kemençesi Doğu Karadeniz Bölgesi dışında Yunanistan ve diğer ülkelere göç etmiş olan Karadeniz kökenli mübadil Rumlar tarafından da halen yaşatılmaktadır. Ayrıca Trabzon ve çevresinden göç eden Ermenilerinde bu sazı kullandıkları bilinmektedir.

Türk müziğinin bu en küçük yaylı sazı, boy-bosundan umulmayacak güçte bir ses yüksekliğine ve tınısına sahiptir .

________________________________________________________________________

TULUM'UN TARİHİ

tulum, tulumi 1. is. Koyun veya keçi derisi ve bu deriden yapılan yağ saklama kabı (Rize)Keçinin veya koyunun tulumu çıkartılır. Tulumun boğaz kısmıyla kolları bağlanır, tulumun arka kısmından içine yağ basılır, arka kısmı da bağlanarak yayladan köye getirilir” GB 117 (Hemşin)

2. müz. Genellikle oğlak (çebiç) derisinden, hayvanın gövde kısmı kesilerek, derisinin temizlenip, delik yerleri bağlanıp, ön ayaklardan birine lülük (boru), arka ayak-larından birine de nav takılarak yapılan ve lülükten şişirildikten sonra, sıkışan havanın nav içinde bulunan çimonlar (Trabzon’da çimbon/ zimbon) sayesinde ses elde edilen komalı pentatonik (beşsesli) bir nefesli çalgı adı dır (daha çok si ve la tonlarında akort edilir) Tulum, Çayelinden doğuya doğru Pazar, Ardeşen, Hemşin, Çamlıhemşin, Fındıklı, Arhavi, Hopa, Borçka, Şavşat, Yusufeli, İspir ve Şebinkarahisar ilçelerinin köylerinde, ayrıca güneyde Gümüşhane ve Erzurum illerinde daha çok düğünler ve yayla şenliklerinde çalınmaktadır.

1923 mübadelesi öncesinde Trabzon’lu Rumlar tarafından Santa, Gümüşhane, Maçka, Krom ve İmera bölgelerinde çalınmak-taydı. Sürmene ve Çaykara Holo köylerinde, Şebinkarahisar’da bir iki kuşak öncesine değin kaval ve kemençe kadar olmasa da tek tük tulum çalanlara rastlanmaktaydı. Tulum yapılacak keçi yavrusunun (çebiç) bir yaşından küçük olmamasına dikkat edilir. Daha küçük hayvanların derisi çok yumuşak olduğundan çabuk deforme olmaktadır. Deri zedelenmeden çıkartıldıktan sonra, küllü suda 2-3 gün bekletilerek tüylerin kendiliğinden dökülmesi sağlandıktan sonra tabak-lanır. Tulumun kuruyup hava kaçırmaması için sürekli olarak yağlanması (genellikle badem yağıyla) gerekmektedir, aksi halde de-forme olup özelliğini kaybetmektedir.

Özellikle Hemşin ve civarında göze hoş görünmesi için, tulumun üzeri çeşitli desenli kumaşlarla kaplanmaktadır.

Tulumun içi hava ile doldurulan gövde bölümüne “guda”, “dankiyo”, “post”, “göv-e” adları verilmektedir.

Evliya Çelebi Seyehatnamesi’nde “tulum duduki” olarak geçen enstruman, Trakya’da gayda (Bulgaristan gaida, Makedonya gaj-de), Ermenistan’da parakapzuk, Gürcistanda gudastvri, Acaristan’da çiboni, Marj’larda (Çerkes) shuvyr, Çuvaşlarda sahbr, shapar, Macaristanda duda UA (

Gayda adı Türkçe olmayıp, kuzeydoğu Trakya’da yaşayan Bulgarlardan ödünç alın-mış olmalıdır. Arapça ghaida, ghaita, gha’ita formları kayıtlı olup Morocco’da kamışlı enstrumanlara verilmektedir FMI 549. 3. mec. Şişman, göbekli insan (Ordu, Gi-resun, Trabzon, Rize), MS 221

13. yüzyıl öncesi Türkçe kayıtlarda tu-lum/tulu? “su üzerinde yüzebilen şişirilmiş deri” olarak ve bir çeşit silah (Hakaz) geç-mektedir CL 500 Azerice tulug “tulum; gaydaya benzer müzik aleti” AHÖ 542 Macarca tömlo “keçi derisi”, Kazak tulup “deri torba”, Klasik Mogolca tulum “şişirilmiş keçi derisi” (Gombocz, 1908) UAKaradeniz Rumcası tulumin (??????µ?? ?? [Giresun, Ünye]), tulum (Ordu, Of, Trabzon, Gümüşhane) P II 405

________________________________________________________________________

KAVAL'IN TARİHİ

Çoban çalgısı olarak bilinen kaval, yörede daha çok ŞimŞir ağacından (nadiren livori, incir ve erik ağacından), altta 1 ve ütte 7 delikli olarak imal edilir. Dilli kaval ve dilsiz kaval olarak adlandırılan iki türü vardır. Dilli kavalın ucunda ses üretimini sağlayan bir düdük bulunur. Dilsiz kaval ise içi boŞ bir boru olup çalan kiŞi nefes teknikleriyle istenen sesi cıkarır. Kavalın kökeni hakkında değiŞik görüŞler varsa da insanoğlunun en eski çalgılarından olduğu bilinmektedir. Ortadoğu ve orta asyada değiŞik formlarına rastlanır. Karadeniz bölgesinde diğer yörelerde sınırlı kullanımına rağmen Trabzon’da KöprübaŞı ve Çaykara ilçeleri ve Hopa KemalpaŞa bölgesinde tek geleneksel müzik enstrumanı olarak horonlara eŞlik çalgısıdır

Etimoloji:
Gazimihal, kaval kelimesinin kav kökünden türediğini ileri sürmüŞtür. Buna karŞılık Yunanca “lahana, pırasa vs. sapı” anlamına gelen havlos (Χαυλος) veya avlos (Αυλος) “flüt, kaval” kelimelerinden türemesi daha yüksek bir ihtimaldir.

Tarihçe:
Bilinen en eski kaval Macaristan'da bir Türk çobanın mezarında bulunmuŞ olan turna kuŞunun kemiklerinden yapılmıŞ çifte kavaldır. Kaval ülkemizde çok çeŞitli bölgelerde çalınır türkülere eŞlik eder. Türkiye'de kaval denilince akla Sinan Çelik,Osman AktaŞ gibi ustalar gelir. Kaval dünyaya bir Macar çalgısı olarak tanıtılmıŞ olsa da aslında kökeni Orta Asya'ya dayalıTürklerce çalınan bir nefesli çalgıdır.

Teknikler:
Dilsiz Kaval üflenme teknikleri açısından Ney'e benzer fakat ayrıldığı önemli farklılıklar vardır. Dilsiz kavaldan ses çıkarmak için dudaklar U harfi biçimine getirilir ve çeneye paralel tutlan kaval yüz ekseninden yaklaŞık 45 derece sağ ya da sola saptırılarak ses çıkarılmaya çalıŞılınır. Dilli kavalda ses çıkartmak daha kolay olsa da çalmak için horlatma denilen ve alt-üt çene kemiklerininde kullanıldığı zor bir yöntem uygulamak gerekir. Yapı olarak oldukça basit olan kaval nefese büyük özgürlük tanıdığı için çok değiŞik üfleme teknikleri geliŞtirilebilir.

Köşe Yazarları

Radyo Dinle

Dinlemek İçin Tıklayın



İSTEK YAP

Son Üyeler