HEDEF YA DA MENZİL - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: HEDEF YA DA MENZİL  (Okunma sayısı 1442 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • MUSTAFA DÜZENLİ
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 219
  • Cinsiyet: Bay
  • www.mustafaduzenli.net
    • MUSTAFA DÜZENLİ'NİN TARİH FORUMU
HEDEF YA DA MENZİL
« Topic Start: 22 Kasım 2009 - 14:32 »
  • Yayınlama
  • HEDEF YA DA MENZİL

    Hedeflerimiz kısa... O kadar kısa ki, ufkumuzu daraltıyor.


    Oysa hedeflerimiz uzun olmalı... Ne kendi hayatımızla sınırlanmalı, ne fani dünya ile. Bunun ne anlama geldiğini, dilerseniz Sâre Hatun'la, Fatih Sultan Mehmet arasında geçen bir konuşmanın ışığında çözmeye çalışalım. Bu konuşma Pontus( şimdiki Trabzon'un bulunduğu topraklardaki eski Bizans İmparatorluğu) seferi sırasında, Karadeniz'in amansız dağlarında geçer.



    Fetih ordusunda Sâre Hatun isimli çok muhterem bir kadın da bulunmaktadır. Bu kadın Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın annesidir. Fatih'e oğlu tarafından ricacı gönderilmiştir. Uzun Hasan, Fatihi bu seferinden vazgeçirmek istemektedir. Çünkü Uzun Hasan, Pontus İmparatoru David Komnenos'un yeğeniyle evlidir. Aralarında akrabalık vardır. Pontus İmparatoru David, Uzun Hasan'dan yardım istemiş, bunun üzerine Uzun Hasan, Fatih'e annesini ricacı göndermiştir. Sâre Hatun, Fatih'le uzun uzun görüşmüş.Fatih öylesine etkilenmiş, Sâre Hatun'un faziletine, dürüstlüğüne, yiğitliğine öylesine hayran olmuştur ki, kısa bir süre sonra ona "Sâre ana" demeye başlamış ve isteği üzerine de yanına almıştır. Sâre ana iki arada bir derede kalmıştır. Kâh oğlunun ricalarını tekrarlamakta, Fatihi Pontus seferinden vazgeçirmeye çalışmakta, kâh dini inançları evlat sevgisine galip gelmekte, Fatihi "küffar üzre sefere" teşvik etmektedir.



    Pontus Seferi çok çetin şartlarda geçer. Karadeniz'in geçit vermez sarp kayalıkları, özellikle de Zigana Dağları'nın karlı yamaçları dize gelmez. Padişah bile sık sık atından inip yürümek, tırmanmak, hatta sürünerek gitmek zorunda kalır. Böyle çetin bir mücadelenin sonunda mola verildiği bir sırada Sâre Hatun genç padişaha sokulur. Padişah ter içindedir. Tırmanırken dizi kanamış, gömleği'nin yakası yırtılmış, hafif olsun diye başına sardığı ak tülbent tozdan ve terden kararmıştır. Cihan padişahı sıradan, gayretli bir yeniçeriye benzemiştir. Sâre Hatun'un ana yüreği bu görüntüye dayanamaz.



    "Şevketlü oğlum" der, "bu Trabzon'a bunca zahmet nedendür? Bunca zahmete, meşakkate değer mi? Gelinime bağışlayıver gitsin." Elinin teriyle alnındaki teri silen Fatih, şu cihana bedel cevabı verir: "Ey Ana, bu zahmet din yolundadır. Zira bizum elumuzda İslam kılıcı vardur, eğer bu zahmeti ihtiyar etmez isek bize gazi dimek yalan olur!"



    Güzel olan ne biliyor musunuz? Fatih Sultan Mehmet gibi bir "veli padişah" hedefini sadece ahirete dönük tutmuyor, öyle bir hedef belirliyor ki kendine, hem dünyayı kucaklıyor, hem de ebediyete geçiyor. Yani dünyadan taşıp ebedileşiyor. İşte gençlerimizi hedef sahibi olma konusunda teşvik ederken Fatih'in sahip olduğu "hedef gibi hedef"ten söz ediyorum. İstanbul Fatihi sağlam bir müslüman, çok iyi bir mü'min, halis bir dindar, İlahi hükümlere mana ve madde planında sıkı sıkıya bağlı bir kul, nihayet iyi bir devlet adamı, hukukçu ve askerdi. Müslümanların sekiz yüz küsür senelik fetih hasretini ancak böyle biri dindirebilir., fetih rüyasını böyle biri gerçekleştirebilir, Peygamber övgüsüne böyle biri mazhar olabilirdi.



    Ne zaman mürit, ne zaman mürşit, ne zaman derviş, ne zaman padişah oalcağını çok iyi bilen bu komple şahsiyet Ak Şemsüddin gibi bir ruh deryasının içinde yıkanmasaydı, acaba bu kemale erişebilir, bu dengeyi kurabilir miydi? Sultan II. Murad gibi fedakarlık timsali bir babanın olgun ellerinden namluya sürülmeseydi Konstantiniyye'nin tepesine gülle misal düşebilir miydi? Hümâ Hatun gibi bir annenin telkinleri, tavsiyeleri, ahlak ve fazilet aşısı olmasaydı devrinin zirvesine çıkabilir, zirvede kalabilir miydi?



    Dünün şevketi, izzeti, gayreti nasıl bu unsurların ihtiyasında yatıyorsa, bugünün sefaleti, hezimeti, gafleti de aynı unsurların ihmalinde yatıyor. Kısaca bu unsurların mükemmelliği ölçüsünde fert ve toplum mükemmelleşir.



    YAVUZ BAHADIROĞLU


    Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman;
    Görürler, nasılmış, neymiş kahraman!
    Yer ve gök su vermem dediği zaman,
    Her tarlayı sular, arkımız bizim...


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear