Bir Öğretmenin Dramı - Gülen Köyü Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: Bir Öğretmenin Dramı  (Okunma sayısı 1227 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • P h o e n i X
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 3.158
  • Cinsiyet: Bayan
  • Quae nocent docent!...
  • 184 Mesajı Toplam
    253 Kere Beğenildi
Bir Öğretmenin Dramı
« Topic Start: 25 Kasım 2009 - 13:19 »
  • Yayınlama
  • Hastaneden çıkınca, sık yapraklı ağacın altında durdu. Donuk gözlerle önünde uzayıp giden şehre bakmaya başladı. Yüz hatları ifadesizdi.

    Nihayet bitiyor işte diye düşündü. Birden kıştan çıkıp çiçeğe duran ağaç gibi açılıverdi yüzü. Etrafa öyle bir göz gezdirdi.

    Bir anda her şey yeniye saldı kendini. Bahçedeki gül dikenleri tomurcuklandı. Yamaçtaki kiraz ağaçları çiçeklendi. Yılanlar deliklerine, kurtlar inine, toprak rengine, kuşlar cıvıltısına, gökyüzü güneşe döndü.

    Her şey yeniden haşroldu sanki.

    Her başlangıç yeni bir sona hazırlık olduğu gibi, her son da yeni bir başlangıca hazırlıktı.

    Artık gurbetin kahrını çekmek zorunda değildi. Hem bu dünyanın kendisi bizzat gurbet değil miydi? Özünün arzuladığı mekân her zaman insan için daha hayırlıydı.

    Bundan sonra yabancı nazarlar altında horlanmayacak, ezilmeyecekti. Hiçbir şeye sahip olmasa da hiçbir marifeti olmasa da ‘’Bu memleket bizim kardeşim!’’ edasındaki insanlar,  yanından kasılarak geçmeyeceklerdi. Müdürü; burası benim memleketim ben bu adamın üzerine ne kadar gitsem de bana bir şey yapamaz, tavrıyla küstahlaşamayacak, kendisini ezemeyecekti.

    Başarılı olduğunda kıskançlık nazarlarına tutulup rahatsız edilmeyecekti. Öğrencilerine doğruları anlatırken, hiçbir şey yapmayanlar tarafından, ‘’Beyin yıkıyor’’yaftalamalarıyla karşılaşmayacaktı. Cahiller tarafından; çok kitap okuyor, diye suçlanıp şüpheyle bakılan birisi olmayacaktı. Sonra, cahiller arasında yaşamak zorunda da kalmayacaktı.

    Bir daha namaz kılmasından ötürü çalıştığı iş yerinde şüpheyle bakılan insan konumuna düşmeyecek, cahil insanların kendisine gerici bir cahilmiş, nazarıyla bakmalarına katlanmak zorunda olmayacak, üç  beş arkadaşıyla akşamları biraraya gelip sohbet etmesinden dolayı geceleri bir eşkiyaymış gibi takip edilmeyecek, sokaklarda fink atan sarhoş, serseri ve hırsızlardan daha tehlikeliymiş gibi görülmeyecekti. Şehit torunu olduğu halde, kaçkınların torunları tarafından öz yurdunda parya muamelesi de görmeyecekti.

    Bir daha sabah işe yetişme telaşesi yaşamayacak, trafikteki vurdumduymazlarla karşılaşmayacak, insanların sokaklara  ve birbirlerinin yüzüne tükürmelerine şahit olmayacak, cuntacıların entrikalarını duyup gerilmeyecek, televizyon ekranlarında kıvırta kıvırta konuşan adamcıkları görmeyecek, oğlu şehit düşen anaların hüzünlü gözyaşlarına ve bu anaların oğulları için düzenlenen törene başörtülerinden dolayı alınmayıp kapı önlerinde aşağılanmalarına içlenmeyecek, kızının başörtüsünden dolayı okuma hakkının elinden alınmasına isyan etmek zorunda kalmayacak, devlet içinde yuvalanan çetelerin cinayetlerine şahit olmayacaktı.

    Bir daha… Bir daha sevip acı çekmeyecekti. Bir daha hastalanmayacak, saatlerce hasta kuyruklarında beklemeyecek, kendisini bir eşya mesabesinde gören doktorların mekanik ve soğuk bakışlarından, anlaşılmayan sözlerinden rahatsızlık duymayacak, ruhsuz hastane odalarında kıpırdamadan saatlerce yatmayacak, dostlarının hastalığına ilgisiz kalmalarından dolayı içlenmeyecek, vücudunda savaş koparan ilaçların etkisiyle sevdiklerini kırmayacak yada sevdiklerini kırmamak için onlardan uzak kalmak zorunda olmayacaktı.

    Hastane önü mahşer yeri gibiydi. Herkes telaş içinde bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Bu telaşı, yıllardır yaşıyordu. En güzeli de bir daha bu etraftaki insanlar gibi bu telaşı yaşamak zorunda kalmayacaktı.

    Gökyüzüne baktı, pamuksu bulutlar geçiyordu. Yüzünü hafif bir rüzgâr yalıyor, gölgesinde durduğu ağacın sık yaprakları arasından kuş cıvıltıları duyuluyordu.

    Her şey yeniye salmıştı kendini. Bahçedeki gül dikenleri, tomurcuklanmış. Yamaçtaki kiraz ağaçları çiçeklenmiş. Yılanlar deliklerine, kurtlar inine, toprak rengine, gökyüzü güneşe, kuşlar cıvıltısına dönmüştü. Her şey yeniden haşrolmuştu sanki.

    Evet, her başlangıç yeni bir sona hazırlık olduğu gibi, her son da yeni bir başlangıca hazırlıktı. Derin derin birkaç nefes aldı. Gözlerini yumdu bir an.

    Bir  dolmuşa bindi. Biraz sonra hayatı yavaşlatmak için inmek istedi.

    -Şöfor Bey müsait yerde ölecek var, dedi.

    Bütün başlar ona çevrilmişti. Aklından geçenler diline dolanmıştı.

    - İnecek var demiştim de, diye mahçup bir yüz ifadesiyle sözünü düzeltti.

    Yokuş aşağı ağır ve dalgın adımlarla yürümeye başladı. Bu kez, kafasına başka sorular yürüdü. Ya diğer âlem? Evet, her son yeni bir başlangıçtı. Bu başlangıca yeterince hazırlık yapmış mıydı ki? 

    Aniden bir cayırtı koptu. Minibüsün lastikleri yolda siyah bir iz bırakmıştı. Bütün başlar ona yöneldi. Tavrında değişiklik olmayan yalnızca oydu. Şoförün öfkeli sesi, lastik kokusuna karıştı.

    - Hemşerim yürüsene geberecen tama!

    -Telaş etme gidiyoruz işte, bundan gayrı dünyanın bütün yolları senindir!

    Artık dünyalık şeyler için öfkelenme, kendini hırpalama dönemi bitmişti üzülme dönemi bitmişti.

    Doktorunun; ‘’Hocam çok geç kalmışsın maalesef birkaç ay ömrün kalmış, daha yapacak bir şey yok!’’ sözleri yüzünü yalayan rüzgâr gibi yalayıp geçti beyninden.

    En büyük hüznü, öğrencilerinden  ayrılacak  olmasıydı.

     Herkesin tuhaf bakışları altında gözlerden kayboldu.

    Arifhan Akpınar



    You Laugh At Me For Being Different...

    I Laugh At You For Being The Same..


     
    لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ
    ALLAH birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet... çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun."


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear