HİKAYE BÖLÜMÜ - Gulen Koyu Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: HİKAYE BÖLÜMÜ  (Okunma sayısı 12428 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.566
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
HİKAYE BÖLÜMÜ
« Topic Start: 02 Kasım 2007 - 14:10 »
  • Yayınlama
  • Size ait hikayelerinizi bu bölümde rahatlıkla paylaşabilirsiniz.

    HİKAYE NEDİR?

    Hikaye, hayatta olan veya olacak kanısı veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım olayları anlatarak okuyanda heyecan veya zevk uyandıran yazıdır. Hikayelerin kişileri azdır, bir tek olay anlatmak amacıyla yazılır. Derin çözümlemelere pek elverişli sayılmaz. Hikayeler, çoğunlukla birkaç sayfa uzunluktadır.

    Hikayeler, hareketten hoşlanan insanın bu isteğini karşılar, insanlara karşı duyulan bu yakınlık duygusunu artırır. Bir an için de olsa, okuyucuyu hayal dünyasında dolaştırır. İnsanın zihin gelişmesini artırır.İnsanlara yüksek ideallerle birlikte geniş bir hayat anlayışı sağlar.

    Hikaye, üzerinde gerektiği kadar durulmamış kompozisyon türlerinden biridir. Hikayedeki olay, başlangıçtan sonuca doğru giden bir olayın bir anlık parçasıdır.

    Hikayeler çoğunlukla o bir anlık parça içerisindeki insanı incelemeyi gaye edinirler. Bununla beraber herhangi bir hayvan, bir şey de hikaye konusu olabilir. Bunun için kısa hikayeler yoğun, dolgun bir nitelik taşımalıdır.


    Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

    • Nurten AKYOL
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 2.424
    • Cinsiyet: Bayan
    • Güvenilmek, sevilmekten daha büyük iltifattır...
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #1: 10 Aralık 2007 - 19:41 »
  • Yayınlama
  • Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O’dur. biz ölü toprağa can vermek, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz su indirdik. (Furkan, 48-49)

                          Gökyüzü bir anda karardı. Rüzgar başlamıştı. Cam açıktı. Pencere rüzgarın etkisiyle açılıp kapanıyordu. Zeynep korkuyla irkildi. Annesine seslendi. Birden ortalık aniden aydınlanıverdi. Şimşek çakmıştı. Ardından da gök gürültüsü geldi. Zeynep korkuyla koşmaya başladı.
                           Annesi Zeynep’in telaşını fark etmemişti.
                           -“Anneciğim, anneciğim…”
                           Annesi telaşla koştu. Camı kapattı. Zeynep’i kucağına aldı. Koltuğa oturdular beraberce. Zeynep’in kalbi hâlâ pıt pıt atıyordu. Sanki çok koşmuş da yorulmuş gibiydi.
                           -“Anneciğim çok korktum.”
                           Annesi, Zeynep’in korkudan büyümüş zeytin gözlerine baktı. Küçücük çenesini kavrayıp kendine doğru çekti. Bir öpücük kondurdu tatlı yanaklarına.
                           - “Ah Zeynep’ciğim, senin gibiyken ben de korkardım rüzgârdan, şimşekten, gök gürültüsünden. Onların kendi başlarına olduğunu zannederdim. Sanki biz sahipsizmişiz gibi hissederdim. Oysa rüzgârı da, gök gürültüsünü de, şimşeği de gönderen ALLAH’tır. Ama işte bak Kur’ân’da Rabbimiz rüzgarları yağmurun müjdecisi olarak gönderdiğini söylüyor. Korkutucu gelebilir sana ama rüzgâr müjdedir. Rüzgârın sesiyle sevinmeliyiz. Çünkü ALLAH rüzgârla bulutları taşıyor, suya ihtiyacı olan bitkilere, hayvanlara ve insanlara bulutlardan su indiriyor. Ben de rüzgârın müjdeci olduğunu öğrendiğimde korkum geçti. Bir düşünsene, rüzgar esmezse, şimşekler çakmazsa, ağaçlar, hayvanlar susuz kalıyor. İnsanlar kolay kolay su bulamıyor. Gök gürültüsü olmazsa, pınarlar kuruyor, derelerin suyu azalıyor, nehirlerde hayat duruyor. Sonra ALLAH rüzgârı gönderiyor. Sanki rüzgâr ağaçlara, hayvanlara fısıldıyor:
                           - “Size bir müjdem var. Birazdan size yağmur gelecek, rahmete kavuşacaksınız.
                            ” Rüzgâr bulutların ellerinden tutup getiriyor.
                            - “Haydi, bulut kardeşler, şurada çocuklar, ağaçlar, kuşlar, susuz kalmışlar. Rahmet umuyorlar. Onlara su götürelim” diyor.
                             - Esiyor, esiyor... Estikçe bulutları getiriyor. Sonra şimşekler çakıyor, gök gürlüyor ve arkasından şıpır şıpır yağmur damlaları iniyor. Hadi gel bakalım pencereden bak, nasıl da indiriliyor yağmur taneleri. Toprak kokusunu alıyor musun? Sanki toprak  da ne zamandır yağmuru bekler gibi seviniyor. Sevinmesini hoş kokusuyla duyuruyor. Şimdi her yer yağmura doyacak. Ağaçların gövdeleri yıkanacak. Dal uçlarında bayram başlayacak, çiçekler canlanacak, yapraklar parlayacak. Herkes yağmurun yağmasıyla bayram edecek. Biz de mutlu olacağız. Zeynep hiç böyle düşünmemişti. Yağmur yağdığında dışarıya çıkamadığı için üzülürdü. Ama annesinin anlattıkları ona yeni bir gerçeği öğretti:
                               - “Meğer ne kadar bencil düşünüyormuşum!” dedi.
                               Rüzgârın müjdeci olmasına sevindi, korkusu azaldı. Artık bilecekti ki, rüzgâr korkutucu sesinin aksine müjde getiriyor. Şimşekler rahmeti haber veriyor. Gök gürültüsü çiçeklerin sevincine katılıyor.
                                Bir kez daha pencereden baktı Zeynep. Artık gözleri parlıyordu. Pencereden süzülen yağmur damlalarını seyretti. Rahmet ne kadar da temiz bir şeydi...

    Bir insanın akıllı davranması için üç yol vardır:
    Birincisi, iyi düşünmektir, bu en soylusudur.
    İkincisi, taklit etmektir; bu en kolayıdır.
    Üçüncüsü, denemiş olmaktır; bu en acısıdır.

    Konfüçyüs


    İnsanoğlu hilekardır kimse bilmez fendini, kime iyilik yaparsan ondan kolla kendini. . . !

    • Süper Moderatör
    • *
    • İleti: 632
    • Cinsiyet: Bay
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #2: 11 Aralık 2007 - 09:34 »
  • Yayınlama
  •              Nur...Çok güzel bir hikaye... Hikayeler bölümünde yayımlanabilir değerde.Kenan bu hikayeyi asıl bölüme nakledersen iyi olur.Selam ve dua ile.

    • Administrator
    • *
    • İleti: 2.566
    • Cinsiyet: Bay
    • "Edeb Ya Hu"
      • Forma Yaptırma Sipariş
    • Kan Grubu: Seçmediniz
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #3: 11 Aralık 2007 - 09:42 »
  • Yayınlama
  •                Ahmet hocam gerçekten çok güzel bir hikaye artık kendi bölümünde saygılarımla...
    Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

    • Hatice Düzenli YAZICI
    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 300
    • Cinsiyet: Bayan
    • Her sıkıntı bir kolaylığa gebedir
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #4: 11 Aralık 2007 - 14:25 »
  • Yayınlama
  • Harika bi hikaye ,rüzgari hiç bu  yönüyle düşünmemiştim şimdi daha çok seviyorum bende rüzgari hakkaten düşününce yazın o kavuran sıcaklarında rüzgar olmasaydı hafif esmeseydi insanlar sokaklarda  kokudan yürüyemezdi  belki nefes alamazdı nihayetsiz şükürler olsun.
    Akıllı sustuğu vakit tefekkür
    Konuştuğu vakit zikreder
    Baktığı vakitte ibret alır.

    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 978
    • Cinsiyet: Bay
    • GSM: 0561 611 1036
    • Kan Grubu: Seçmediniz
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #5: 11 Aralık 2007 - 19:37 »
  • Yayınlama
  • Bencede cok guzel ellerınıze saglık
    {alt}

    • Süper Moderatör
    • *
    • İleti: 632
    • Cinsiyet: Bay
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #6: 12 Aralık 2007 - 09:46 »
  • Yayınlama
  •       Bu bölümü kullanan değerli hikaye yazarlarına bir kaç ip ucu vermemde fayda görüyorum.
         Hikaye 'TARZ' olarak iki türlü yazılır,kurgulanır.
         1-Mopsan (Maupassan) tarzı hikayeler;Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan ve sonuçta hikayenin sonuçlanmasını okuyucuya bırakmayan,yazarı tarafından ders veren hikayelerdir.Ki Ömer Seyfettin veya Hüseyin Rahmi Gürpınar bu tarz hikayeleri ile meşhurdur.Okuyucu sönucu hikaye bitiminde öğrenir.Ör;Hikaye kahramanı ölür,sevgilisine kavuşur veya hastalıktan kurtulur gibi..
          2-Çeov (Antoni Çheov) tarzı hikayeler;Giriş ve gelişmenin olduğu fakat sonuç bölümünün olmadığı hikayelerdir.Hikaye kahramanı hastahaneye gitmiştir ölüp ölmediğini,sağlığına kavuşup kavuşmadığını,sevgililerin kavuşup kavuşmadığını yazar okuyucuya haber vermez.Her okuyucu  kendine göre hayalinden hikayeyi kurgular,sonuçlandırır.Bir bakıma okuyucunun hayallerini yıkmaz.Her okuyucu kendi ruh durumuna göre olayı beyninde sonuçlandırır.
           Bu edebi eserler bir bakıma dünya edebiyatını da bölmüştür.Her ne kadar Fransız  bir hikayeci olan  Guy Dö MAUPASSAN'dan  adını alan Mopsan tarzı hikaye  batıdan edebiyatımıza girmişse de anlayış olarak doğu edebiyatçılarının benimsediği tarz olarak benimsenmiştir.Doğu eğitim modelinde  'öğretme,dikte ettirme,akıl verme,yönlendirme' eğitim tarzı olarak benimsendiği bir gerçektir.Bu eğitim modeli dolayısıyla her edebi eserde olduğu gibi hikayelerde de bu tarza daha çok önem verilmiştir.O yüzden sonucu okuyucuya bırakılmayan ders verici hikayeler İran,Kafkasya,Anadolu ve Uzakdoğu edebiyatlarında çok görülmüş bir tarz olarak karşımıza çıkar.
             Çeov tarzı hikayeler batı edebiyatında çok kullanılan bir tarzdır.Okuyucunun düşünce ufku zorlanır.İlk çıkışında politik kaygılardan hikayelerin sonucu verilmezdi.Antoni Çeov Islav ırkından Polanyalı bir devrimci sosyalisttir.Fikir ve mesajlarını hikaye ile verdiğinden sonucu siyasi kaygılardan veremez.Okuyucuya bırakır.Ki bu sistemle tutucu kilise ve kral takibinden kurtulmaya çalışır.Gittikçe bu tarz hikayeler bir şifreye dönuşerek 19.Yüzyıl başlarında batı ve kuzeyi saran sosyalist fikirlerin yayılmasında önemli mesajlar verir.Sonraları bu bir eğitim modeline dönüşür.Okuyıcunun düşünme ve sonuçlandırma özgürlüğünü önemser, okuyucusu kadar hikaye finali elde eder. Bu tarz hikayelerin bil hassa çocuklarda, gençlerde yeni şeyler keşfetmenin önünü de açmıştır.Bir sonucun empozesinden ziyade çocuğun,gencin birşeyler üretebilir miyim, veya neler üretebilirim düşüncesine sevk ettiğinden dolayı bu tarz hikayeler eğitim modelinde daha önemli görülmektedir.Bizim edebiyatımızda Peyami SAFA ve Ahmet Hamdi TANPINAR bu türün önemli  hikayecilerindendir.
             Şimdilik bu kadar.
             Selam ve dua ile...

    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 520
    • Cinsiyet: Bayan
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #7: 27 Aralık 2007 - 21:05 »
  • Yayınlama
  • ANNECİĞİM MÜSAİT OLUNCA BENİ SEVER MİSİN?

    Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
    'Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu? '
    'Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.
    Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu.Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Hersek erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldumu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi?
    Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti.'Sana yardım edeyim mi? ' dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı.
    'Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.'Yorgunluk nasıl bir şeydi. Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır;'Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni' diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
    'Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.'
    'Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.'Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum. Yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken...'
    Anneciğim sen yorulma diye...'
    'Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmemlazım. Hadi sen oyna biraz.'
    'Hani siz yoruluyorsunuz ya...'
    'Eeee....'
    'Ben de oynamaktan yoruluyorum.'
    'Ne yapayım? '
    'Bilmem...'
    Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
    'Mum da yok' diye diye karıştırdı dolapları el yordamı.
    Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavsan masalını anlatısını. Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavsan kafası yaptı.'bak deli tavsan' diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan gecen arabaların farları duvardaki tavsana yol açtı. Tavsan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.
    Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akil etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
    Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına
    'İsin bitince beni sever misin anne?' dedi.
    Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı...
    YAŞAMAYI SEV, ÖLÜMÜ UNUTMA
     
    YARATILANI SEV, YARATANI UNUTMA
     
    MALI MÜLKÜ SEV, HESABINI UNUTMA
     
    DÜNYA HAYATINI SEV, KABRİ UNUTMA

    • Süper Moderatör
    • *
    • İleti: 632
    • Cinsiyet: Bay
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #8: 28 Aralık 2007 - 09:57 »
  • Yayınlama
  •          Etkili ve eğitici bir hikaye, Makbule Hanım,
             Sizden Özgün hikayeler bekliyorum.Yeteneğiniz var.Bunu görüyorum sizde.Biraz zorlayın kendinizi.Olacak...Devamını bekliyorum.Hadi kaleminize kuvvet....Hoşça kalın..

    • Aktif Visirli
    • *
    • İleti: 520
    • Cinsiyet: Bayan
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #9: 28 Aralık 2007 - 15:00 »
  • Yayınlama
  •          Etkili ve eğitici bir hikaye, Makbule Hanım,
             Sizden Özgün hikayeler bekliyorum.Yeteneğiniz var.Bunu görüyorum sizde.Biraz zorlayın kendinizi.Olacak...Devamını bekliyorum.Hadi kaleminize kuvvet....Hoşça kalın..
    Teşekkür ederim.Çok gururlandırdınız beni.Bu hikayeyi ben yazmadım ama siteye açtığım konuları veya yaptığım yorumları inanın özenerek,inceliyerek yazıyorum(seçiyorum).Bu hikayede onlardan biri.Beğendiğinize sevindim.
    YAŞAMAYI SEV, ÖLÜMÜ UNUTMA
     
    YARATILANI SEV, YARATANI UNUTMA
     
    MALI MÜLKÜ SEV, HESABINI UNUTMA
     
    DÜNYA HAYATINI SEV, KABRİ UNUTMA

    • Süper Moderatör
    • *
    • İleti: 632
    • Cinsiyet: Bay
    HİKAYE BÖLÜMÜ
    « Yanıtla #10: 28 Aralık 2007 - 15:19 »
  • Yayınlama
  •       Makbule Hanım,
          Gelin sizinle bir hikaye denemesi yapalım.Şöyle bir haftalık döneminizde,ev işyeri,sokak,okul,çocuk, kaynana,kayınpeder,abi,kardeş,baba,anne,eş,komşu,işyeri arkadaşı gibi karakterleri,ya hepsini veya bir kısmını konunun içine alan bir yaşam tarzı kurgulayın.Diyalogları türlendirerek bir zaman yer ve kişiler üzerinden deneyin.Bakalım nasıl olacak.Başaracağına inanıyorum gerçekten.Haftaya hikayeni okurum inşALLAH.İyi tatiller diliyorum.


     


    Facebook Yorumları

             
    Twittear