Defne'yi Hıncal'dan daha iyi bilen birini biliyorum... - Gulen Koyu Resmi Web Sitesi...

Gönderen Konu: Defne'yi Hıncal'dan daha iyi bilen birini biliyorum...  (Okunma sayısı 2375 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

  • P h o e n i X
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 3.158
  • Cinsiyet: Bayan
  • Quae nocent docent!...
Biraz uzun olsa da güncel bir olayı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini ve bir "müslüman" olarak duruşumuzun nasıl olması gerektiğini anlatan "sanat eseri" gibi bir yazı...

Aslında Senaî Demirci'nin yazılarını biraz "romantik" bulduğumdan es geçerdim, okumazdım..Ama bunu okudum. iyi ki de okumuşum...

İstirhamım, lütfen çok dikkatli bir şekilde sizler de okuyun...


_________________                      _____________

Defne Joy’la hiç görüşmedim. Ekrandan gördüm. Ekrandan gördüğüm kadarıyla bilirim. Onun uğradığı semtlere pek uğramam. En son gittiği bara hiç gitmedim. Bara gitmeyenlerdenim. Benim hiç gitmediğim, Defne Joy’un artık gidemeyeceği o bar, bu gece de doludur, büyük ihtimal. O bara ve diğerlerine gidenlerden biri benden önce ölürse, Defne Joy’un arkasından şimdi yazdığımı onlar için de yazacağımı bilsinler isterim. Hıncal Uluç ve Hıncal Uluç’a karşı yazanlar kadar ünlü olmayabilirim. Bar sakinleri, “pub” müdavimleri, viski tiryakileri için yazdığım bu yazı umurlarında olmayabilir.

Bu yazı, merhum Defne Joy Foster hakkındaki Hıncal Uluç yazısına karşı ya da taraftar değil. Bu yazı, Hıncal Uluç yazısına karşıt yazıların karşısında ya da yanında değil. Hem Hıncal Uluç’un yazısı yerine hem de Hıncal Uluç’a karşı yazılanlar yerine yazılmış bir yazıdır.  (Yazıyı uzattığımı, bitirip de gözden geçirirken fark ettim, ama uzunca anlatılması gereken inceliklerin hatırına sabrını rica ederim okuyucularımın.)

Dindar diye bilinirim. Beş vakit namazı kaçırmamaya gayret ederim. Ağzıma içkinin damlasını dokundurmak istemem. Günaha girmekten korkanlardanım. Ama günaha girmeyenlerden değilim. Benim nefsim de Defne Joy’un’ki gibi günaha karşı bağışıklık kazanmış değil. Benim ayağım da onunki kadar kayabilir. Benim gözüm de bar sakinleri kadar harama bulaşabilir, bulaşmıştır.

Dindarların –iyi bilmeleri gerek ki-birilerini cehenneme birilerini cennete yerleştirme gibi bir yetkileri ve görevleri yok. Dindarların duaları dindar olmayanlardan daha çok dinlenir değil. İnanan bir insan, çok iyi bilmeli  ve unutmamalı ki, cami cemaati cenneti garantilemiştir de, pub cemaati cehennemin dibinde değildir. Kimin ne olacağını yalnızca ALLAH bilir. Hesap defterimizi açma yetkisi Rabbimize aittir. Camii müdavimi bir gün sapıtabilir; meyhane düşkünü gün gelir, tövbe eder, Rabbine dönebilir.

Beni “light müslüman” diye etiketleyeceklere peşinen hatırlatırım. Günahkârın günahının lafını etmek, günahkârın günahından daha ağır bir günahtır. Çünkü hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. Sınanınca kaybedenleri, şimdilik sınanmadığı için kaybetmeyenler kınamaya kalkarsa, sadece komik olurlar, acınası hale düşerler. Sınansaydılar kaybedeceklerdi. Belki de sınanacaklar ve kaybedecekler. Bu yüzden, kimse kimseyi günahından ötürü kınama hakkına sahip değildir.

İslam söz medeniyetidir. “Göklü sözler”le inşa eder; sözün gücüyle onarır insanı. Sözün gücü, gücünü söz edenlerin hepsini mağlup etmiştir. İşte bu yüzden, dindarlık, en hassas inceliklerini söz ve ses üzerinden inşa eder. (Sadece Hucûrat Suresi’ni bir “sound-check” olarak okumak yeter de artar bile anlayana)

“Ölünün arkasından konuşulmaz” sözü, görünmez bir sınırın bekçisidir. Ölü, kim olursa olsun, muhteremdir, saygıyı hak eder. Ölü acizdir; el kaldıramaz. Zayıftır; konuşup kendisini savunamaz. Savunmasız ve çaresiz olanı, konuşmaya muktedir olanın ezmemesi inceliğin gereğidir. Böylesi bir imkân bir nezaket sınamasıdır. Bu yüzden, saygılı olma erdemini ortaya koyabilmek için, acizlerle karşılaşmalarımız birer fırsattır. Muktedirler karşısında ister istemez saygılı ve naziğizdir çünkü. Nezaketimizi ancak ölüler karşısında kalite kontrolünden geçiririz.

“Ölünün arkasından konuşulmaz” sözü, “ölü gibilerin de arkasından konuşulmaz” demeye gelir.Hıncal Uluç’un farkında olmadığı, farkında olmamakla ayıplanamayacağı bir inceliktir bu: Sesimizi güçsüzlerin aleyhine –güçsüzler hatalı olsa da-kullanmamızı istemez Rabbimiz. Muktedirlerin zayıfları ezen sözlerini doğru da olsa doğru bulmaz Rabbimiz. Her sözü işiten bir ALLAH’a inanan için, birilerinin arkasından konuşup konuşmamak, çıtası yüksek bir ahlak testidir. “Abdestinde namazında”, “hacı hoca” nice dindar olarak bu çıtanın altında kaldığımızı çok iyi biliriz. Hemen itirafa hazırız. Eğer gıybetlerimiz alkol kadar sarhoş etseydi, namazlarımızı sallana sallana kılardık. Arkadan çekiştirmelerimiz üstümüzü başımızı açıverseydi eğer, saçlarımız da baldırlarımız da açıkta kalırdı. Saydam bir perdeyi yırtıp yırtmamakla sınanırız her an. Doğruyu söylememizin bile doğru olmadığı, dilimizin ucuna hemen ve kolayca geliveren tiksindirici bir günahla sınanırız. Soyunarak yapılan zinaya benzemez bu günah. Hapse atılmayı göze alarak işlenen cinayete benzemez.  Kapıyı kırarak yapılan hırsızlığa benzemez. Her an sınanmadayız. Her an. Ama her an. Yeri gelir, susmak nice zahmetli ve yoğun konuşmalardan koşuşturmalardan daha sahih ve derin bir erdem oluverir. ALLAH’ın hatırına susmak, ALLAH’ı hatırlamanın en samimi işaretidir.

Arkadan konuşmak, modern hukukta suç sayılmaz. Arkadan konuşmaların ardına düşmez polisler. Aksine arkasından konuşulanların peşine düşer. Dedikoducular, laf taşıyanlar “onur-kıyım” yaptıkları halde, “soykırım” yapanlar gibi hesaba çekilmez.

ALLAH’a  inanmanın kılık kıyafete dökülmeyen, camiye gitme sıklığı ile ölçülemeyen asıl özü tam da burada görünür. Bizi ALLAH’tan başka kimsenin hesaba çekmeyeceği yerde... Hiç görmediğimiz ALLAH tarafından görüldüğümüzü gözetip gözetmeyişimize göre tartılırız. Mümince yaşama inceliği, kulların duymasına göre değil, ALLAH’ın duymasına göre ağzını açmayı gerektirir. Herkesin doludizgin koştuğu anlarda, sıcacık bir yürek titreyişiyle, tuhaf karşılanmayı göze alarak durmaktır ALLAH’a göre yaşamak. Öyle çileli bir duruş ki, doludizgin koşanları da ayıplamaktan alıkoyar adamı. Çoklarının zevk içinde çığlıklar attığı yerde, nefsinin hayvanca bağırtılarını şeffaf bir zarfın içine nezaketle koyarak susabilmektir iman etmek. Öyle bir susuş ki, günaha dalanlara sövmeye kalkmaz. Kendi günah işleyebilirliğini de hatırlattığı için günahkârlardan daha çok mahcup olur. Ona buna etiket takmaya, aşağılamaya  kalkmaz.

Ben de bir günahkârım. Nasıl masum olabilirim ki! Gayet iyi bilirim; günahkâr acizdir, şehvetinin elinde kuru yaprak gibi savrulmaktadır. Günahtan uzak durabilecek kadar aklı başında olanın bu ‘aciz’e dil uzatmaması gerekir. Hata edenin ayağı kaymış, batağa düşmüştür. Hatasız olana ayağı sürçene merhamet elini uzatmak yakışır.

Günaha karşı dururken, günahkâra şefkat edebilecek kadar ince bir yürüyüştür iman etmek. Birini günahından dolayı kınamak, “Ben öyle yapmam asla!” demeye gelir ki, kınanan günahtan daha ağır bir günahtır; büyüklenmektir. Birini bir hatasından ötürü çekiştirmek, “o hep öyle yapar zaten!” “hiç utanmaz ki…” demeye gelir. Çekiştirilen hatadan daha büyük bir hatadır. ALLAH’ın iyilik umarak yoktan var ettiği bir insanı hepten kötü ilan etmektir. Bir başkasını ayıbıyla anmak-hem de ayıbını örtecek mecali olmayan bir ölü iken- kendi ayıplarını ayıp bilmemektir. Anılan ayıptan daha büyük ayıptır. Başkalarına ait kusurları sayıp dökmek, kendisini kusursuz saymaktır ki, kusurların hepsinden daha çirkin bir kusurdur. Sorarlar adama: “Sen onun sınandığı durumla sınansaydın, kusur işlemeyeceğinden ya da onun kusurundan daha hafifini işleyeceğinden emin misin? Sen sınansaydın belki de daha çirkin bir cürüm işleyecektin.”

Diyeceğim o ki, Defne Joy artık acizdir, eli kolu bağlıdır, dilsizdir, konuşamaz. Onun hakkında ileri geri konuşmak, kendi gücünü ve onun acizliğini fırsat bilmektir. Şerefli bir iş değildir. Bu iş, Defne Joy’un ve yakınlarının şerefinden önce konuşanların şerefine dokunur.

Dedim ya; Defne Joy’un uğradığı bara hiç uğramadım. Oralara uğramayı kendimce ayıp biliyorum. Ama oralara uğrayanları ayıplama hakkım yok. Onları ayıplama ayıbının, onların ayıplandığı ayıptan daha hafif olmadığını biliyorum. Ancak, ayıplarıyla aralarının açılmasını ümit etmeye hakkım var. Kusurlarından kurtulmalarını ummayı  görev bilirim. İyi işler yapanların “kötü”leşmeme garantisi olmadığını hatırlatır bana Rabbim. Kötü işlere bulaşanların “iyi” olmalarına bir engel olmadığını öğretir bana Kitab’ım.

Defne Joy’un en son uğradığı yere bir gün ben de uğrayacağım. Cami avlusunda bir musalla taşında ağırlayacaklar beni. Musallada bir cenaze iken ben, bakalım kaç kişinin “iyi biliriz” dediğini hak edeceğim; bilmiyorum. Bildiğim şu ki, Defne Joy’un sınanması sona erdi. Defne Joy’un ölümüyle yeniden sınandık her birimiz. Dilimizi ALLAH’ın hatırına göre kıpırdatıp kıpırdatmama sınavı bu. Sözümüzü Defne Joy adındaki kardeşimizin ve onun yakınlarının onuruna dokundurup dokundurtmama sınavı bu.

Şimdi burada sınanan biziz; Defne Joy Foster değil. Bu sınavdan geçtik mi, kaldık mı; ALLAH bilir. Hıncal’dan, Sevilay’dan Senai’den daha iyi bilir.

SENai Demirci



You Laugh At Me For Being Different...

I Laugh At You For Being The Same..


 
لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ
ALLAH birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet... çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun."

  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.566
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Defne J. Foster, açık evlilik kurbanı mı?

Türkiye’de sistem Halk Evleri’nin öncülüğünde bir yaşam öğretisi sundu. Evli ve 18 aylık çocuğu olan alkollü kadının başka bir erkeğin evinde kalmasını doğallaştıran anlayış sorgulanmayacak mı?
Modern yaşam tartışmaları Tanzimat’la birlikte bu toplumun hep gündeminde oldu.


Türkiye’de sistem Halk Evleri’nin öncülüğünde bir yaşam öğretisi sundu.

Bu yaşam öğretisinin son temsilcisi Hıncal Uluç oldu. Tipik çifte standart örneği; “Su testisi su yolunda kırılır” diyerek testinin o yola nasıl girdiğini görmemek gibi.

Evli ve 18 aylık çocuğu olan alkollü kadının başka bir erkeğin evinde kalmasını doğallaştıran anlayış sorgulanmayacak mı? Sorgulanacak ama kırıp dökmeden sorgulanmalı.

O kişi veya eşi “Açık evliliği” yaşam biçimi olarak seçtiyse bize ne? Biz kişileri değil olayları ve kavramları konuşmalıydık.

Resmi ideoloji öğretisinde “Rol kalıp”  olarak, kadın çağdaşlık adına modern giyimli, tercihan çalışır, balolara katılır, kocasıyla dans eder, bir yudum içkisini içer, zaman zaman frikik de verir ama çocuklarının annesi sadık bir eş olarak kalır. Erkek çalışır çocuklarının eğitimine önem verir, zaman zaman sadakatsiz yapar, fakat bunu “Erkeğin elinin kiri” olarak görür, içkisiz eğlenemez, eşinin sadakatsizliğine ise kesinlikle tahammül edemez.

Bu anlayış şaman kültür ve pagan kültürden kalan “Evlilik baba evinden koca evine geçiştir” anlayışının modern versiyonudur. Cumhuriyetin kadına değer vermesi bunun için sadece şekilde kalmıştır.

Kadının söz hakkının sınırlı olduğu çifte standardın dikkat çektiği bir anlayış son yaşanan olayda da gözüktü.

Ölen kişi erkek olsaydı bile yine yaşayan kadını suçlayan bir bakıştan söz ediyorum.

Sosyal psikolojide önemli olan “Rol Kalıp”larının hoyratça değiştirilmesinin tehlikesinden söz ediyorum.

Sosyal demokrat pek çok aydının ‘Para’lanınca paralandığı ve orta yaşta hayat arkadaşını terk edip taze bir evlilikle hayatını yaşarken mutsuz çocuklar bıraktığını biliyoruz.

Açık evlilik modern yaşamın sunduğu diğer bir “Rol kalıp”tı. İki tarafta evliydiler ve  çocukları vardı aynı zamanda iki taraf cinsel olarak özgürdü  birbirlerine karışmıyorlardı.

Hatta 1970’li yıllarda “Açık Evlilik, Mutluluğa Götüren Yepyeni Bir Formül”  isimli Nena, George O’Neill kitabı moda olmuştu.

Açık evliliğin sosyal sonuçlarını ABD toplumu yaşadı. Bu evlilikler sürmüyordu, hızlı yaşantının verdiği ruhsal hastalıklar ve özensiz yaşamın getirdiği sorunlar sonucu mutluluk sağlanmıyordu. En çok fatura da çocuklara çıkıyordu.

Acun Ilıcalı masum görünüşlü sunuşu ile ünlü ettiği kişilerle topluma nasıl rol kalıpları öğrettiğinin vicdan muhasebesini yapmayacak mı?

Rol modellerimizi sağlıklı olmayan bir biçimde sunan Milli olduğunu zanneden ama Holly Wood  taklidi rol kalıplarını pazarlayan TV kanalları ve yapımcıları geleceğimize zarar verdiklerini anlamayacaklar mı?

Çok kültürlü dünyada cinsel kimliği ile erkekleri baştan çıkaran kadınlar yerine fikirleri ile topluma yön veren kadınların yüceltilmesi  gerekmez mi?

Özgürlük demek sorumsuzluk demek değildir. Gelecek kuşaklara karşı sorumluluk hissetmeyen sanatçılar, yöneticiler yeni Defne Joy’lara sebebiyet verdiklerini görmeliler artık.

Yaşananların adı modernlik değil olsa olsa ilkel pagan kültüre dönüş olur. Çok beğendiğimiz Aristo kadını sahip ve efendilerden oluşan aristokrat sınıfına değil kölelerden oluşan öteki sınıfa dahil etmişti.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7
ntarhan@gmail.com
Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...

  • P h o e n i X
  • Aktif Visirli
  • *
  • İleti: 3.158
  • Cinsiyet: Bayan
  • Quae nocent docent!...
İkisi de olaya farklı açılardan yaklaşmış, ikisi de doğru! (Sen o yazıyı okumadığımı mı zannediyorsun?) Nevzat Tarhan, her zaman referans aldığım bir yazar ve psikiyatr

İlk yazı sadece bu olay için değil, genel tavrımızla ilgili..İçinde gıybet te var..

Yapılması gereken kişileri değil(hele de ölmüşleri) de, olayları eleştirmek, tartışmak..
You Laugh At Me For Being Different...

I Laugh At You For Being The Same..


 
لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ
ALLAH birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet... çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun."

  • Administrator
  • *
  • İleti: 2.566
  • Cinsiyet: Bay
  • "Edeb Ya Hu"
    • Forma Yaptırma Sipariş
  • Kan Grubu: Seçmediniz
Bu gıybet konusu çok önemli... başlı başına bir konu.. Çok dikkatli olmalıyız...
Biz Gerçek Bir Aileyiz, Laf Olsun Diye Burda Değiliz...


 


Facebook Yorumları

         
Twittear